Anasayfa Hakkımızda Reklam İletişim
Yslam
 
firaset anasayfa
Yslam
Yslam
BÜTÜN MAKALELERİ
/ BÜTÜN MAKALELERİ
 

İmanın Şubeleri

          İman, yetmiş küsür şubedir.Onun en üstünü (Lâ ilâhe illallâh)sözüdür;en aşağısı ise,yoldan eziyet verecek şeyleri kaldırmaktır.Haya da imandan bir şubedir (Buhari)

           Yüz ağartacak kaliteli bir çita bal almak için bal satan dükkanın önünde çerçevelere göz gezdiriyoruz.Bazı çerçevelerin petekleri çok fazla boş olduğu için onlara dönüp bakmadan peteği daha dolu olan çerçeveleri arıyoruz…İşte bir gün de bizim iman çitamıza içerisindeki petekler ne kadar doldurulmuş diye bakılacak.

Allahın Rasulü de zaten hadisi şeriflerde  mümini arıya benzetiyor.

Gözeneklerin hangisi dolu hangisi boş diye şöyle bir bakarsak dolu olanlar için mevlaya hamdeder muhafazasını ister boş olanları da ölüm gelip çatmadan doldurma derdine düşeriz…

 İşte içini doldurmakla memur olduğumuz  iman peteğinin gözenekleri:

İmanın şubeleri

1. Allaha(cc)a iman etmek

Ey iman edenler! Allah'a, O'nun Peygamberine ve gerek o Peygamberine ayet ayet indirdiği Kitab'a, gerek daha evvel indirdiği kitaba iman (da sebat) edin...(Nisa suresi,136.ayet)

2. Peygamberlerine iman etmek

O peygamber de kendisine Rabbinden indirilene iman etti, müminler de. (Onlardan) her biri Allah'a, onun meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine inandı...(Bakara,285)

3. Meleklere ve kitaplara iman etmek(Bakara 285-Nisa,136)

4.Kadere,hayır ve şerrin Allah’dan geldiğine iman etmek

"... Eğer onlara bir iyilik dokunursa: "Bu, Allah katındandır" derler. Şayet onlara bir fenalık dokunursa. "Bu senin katından (senin yüzünden)dır" derler. De ki: "Hepsi Allah tarafındandır". Böyle iken onlara, o kavme ne oluyor ki (kendilerine söylenen) hiçbir sözü anlamaya yanaşmıyorlar? (Nisa,78)

5.Öldükten sonra tekrar dirilmeye ve Ahiret gününe iman etmek

O küfredenler de öldükten sonra kat'iyen diriltilmeyeceklerini (bir hakikat gibi cahilâne) iddia etti (ler). De ki: "Hayır (öyle değil)! Rabbime andolsun ki siz mutlaka diriltileceksiniz. Sonra da yaptığınız şeyler mutlaka size haber verilecektir. Bu da Allah'a göre kolaydır".(Teğabun,7)

6.İnsanların kabirlerinden tekrar diriltilmelerinden sonra Mahşer yerinde haşrolacaklarına inanmak

Sahiden onlar (öldükten sonra) diriltileceklerini sanmıyor (lar) mı?

Büyük bir günde, âlemlerin Rabbi (olan Allah'ın hükmü) için insanların (kabirlerinden) kalkacağı günde.

Sakın hileye sapmayın. Ahiret hesabını unutmayın.(Mutaffin,4,5,6)

7.Müminlerin yurdu ve barınağının Cennet,Kafirlerin yurdu ve barınağının da Cehennem olduğuna imanetmek

 Hayır (iş öyle değil). Kim bir kötülük (günah) kazanır da suçu kendisini çepeçevre kuşatırsa, onlar cehennemin sahipleridirler. Onlar orada, bir daha çıkmamak üzere kalıcıdırlar.İman edip güzel güzel amel (ve hareket) lerde bulunanlar (a gelince}: Onlar da cennetin arkadaşlarıdırlar. Onlar orada ebedî kalacaklardır.(Bakara,81-82)

8. Allah(cc)ı sevmenin farz olduğuna iman etmek

 insanlar içinde Allah'tan gayrisini (O'na) emsal edinen adamlar da vardır ki onlara Allah'a olan sevgi gibi muhabbet beslerler. iman edenlerin Allah'a sevgisi ise (her şeyden) sağlamdır...(Bakara,165)

9. Allah(cc)ın azabından korkmak gerektiğine iman etmek

O halde (ey Yahudiler!) siz insanlardan korkmayın, benden korkun. Benim ayetlerimi az bir pahaya (hasis [bayağı, küçük] menfaatlere) satmayın...(Maide 44)

10. Allah(cc)ın rahmetinden ümitvar olmak

- De ki: "Ey kendilerinin aleyhinde (günahta) haddi aşanlar! Allah'ın rahmetinden ümidinizi kesmeyin. Çünkü Allah bütün günahları yarlığar" Şüphesiz ki O, çok yarlığayıcıdır, çok esirgeyicidir. (Zümer,53)

11. Allah(cc)a tevekkülün gerekliliğine iman etmek

 (Al-i İmrân,122)

12.Peygamber efendimiz(s.a.v)’i sevmenin farz olduğuna iman etmek

 Hadis-i Şerifte:Sizden biri beni anne-babasından,çocuğundan ve bütün insanlardan daha çok sevmedikçe imanı kamil olamaz.

13.Peygamber efendimiz(s.a.v)’e saygı göstermek,yüceltmek ve ta’zim etmenin farz olduğuna iman etmek (Fetih,9)

 Peygamberi, kendi aranızda birbirinizi çağırdığınız gibi, çağırmayın. İçinizden yekdiğerini siper ederek sıvışıp gidenleri muhakkak ki Allah biliyor. Artık O'nun emrinden uzaklaşıp gidenler kendilerini (dünyada) bir fitne (ve belâ) çarpmasından, yahut (ahirette) onlara pek acıklı bir azap (gelip) çatmasından çekinsin (ler).(NUR 63)

14.Kişiye,ateşe atılmak dininden dönmekten daha sevimli olacak derecede,dinine düşkün olması.

Hadis-i şerifte: Üç şey her kimde bulunursa,imanın tadını alır:Allah ve Resulü O’na her şeyden sevimli olursa...Ateşe atılmayı istemediği gibi,Allah kendisini kurtardıktan sonra tekrar kafir olmaktan hoşlanmazsa .buyurulmuştur.

15.İlim Öğrenmek

.. Allah'tan, kulları içinde, ancak alimler korkar. Şüphe yok ki Allah mutlak galiptir, çok bağışlayandır. (Fatır,28)

16.ilmin yayılmasına gayret göstermek

Allah şehadet eyledi şu gerçeğe ki, başka ilah  yok, ancak O vardır. Bütün melekler ve ilim uluları da dosdoğru olarak buna şahittir ki, başka tanrı yok, ancak O aziz, O hakîm vardır.(Ali İmran 18)

17.Kur’ân-ı Kerim’e;helalini haramını bilip,hükümlerini ve sınırlarını muhafaza etmek,onu öğrenmek ve öğretmek suretiyle Kur’ân-ı Kerim’e saygı göstermek

Bir zaman Allah, kendilerine kitap verilenlerden, "Onu mutlaka insanlara açıklayacaksınız, onu gizlemiyeceksiniz." diye söz almıştı. Onlar ise bunu kulak ardı ettiler ve onu az bir dünyalığa değiştiler. Yaptıkları bu alışveriş ne kadar kötüdür. (Ali İmran 187)

18.Her türlü iç ve dış temizlikler(abdest,teyemmüm,gusül abdesti gibi)e riayet etmek. (Maide 6)

19.Beş vakit farz namazları eda etmek (Nisa,103)

20.Zekat vermek (Beyyine,5-tevbe,34)

21.Oruç tutmak

Ey iman edenler! Oruç, sizden öncekilere farz kılındığı gibi size de farz kılındı. Umulur ki korunursunuz. (bakara,183)

22.İtikafa girmek

23.Güç yetiren kimsenin Kâbe’yi Haccetmesi

Hac ve umreyi de Allah için tamam yapın...(bakara,196)

24.Cihad etmek

Allah uğrunda gerektiği gibi cihad edin… (hacc,78)

25.Allah yolunda cihad için,her türlü cihad hazırlığı yapmak

  Ey iman edenler! Sabır (ve sebat) edin. (Düşmanlarınızla) sabır yarışı edin (onlara galebe çalın. Sınırlarda) nöbet bekleşin (yurdunuzu çiğnetmeyin). Allah'tan korkun. (Bu sayede) felâh bulacağınızı umabilirsiniz. (Al-i imran,200)

26.Düşman karşısında sebat edip,harpden kaçmamak

Ey iman edenler, bir düşman topluluğu ile karşılaştığınız zaman sebat edin ve Allah'ı çokça zikredin ki, kurtuluşa eresiniz.(Enfal,45)  

27.Ganimetlerin beşte birinin hak sahiplerine verilmesi

… ganimet olarak aldığınız herhangi bir şeyin mutlaka beşte biri Allah'ın, Resûlü'nün, hısımların, yetimlerin, yoksulların, yolcunundur. Allah her şeye hakkıyla kâdirdir.(enfal,41)

28. Allah(cc)a ibadet maksadıyla köle azad etmek(Beled,11-12-13)

29.Suçlar sebebiyle vacip olan keffaretleri yerine getirmek.

Keffaret dört kısımdır:

1.Adam öldürme keffareti

2.Zihar keffareti,

3.Yemini bozma keffareti,

4.Ramazan orucunu(özürsüz olarak)bozma keffareti.

30.Verilen sözleri yerine getirmek (maide,1-İnsan suresi,7)

31. Allah’ın vermiş olduğu nimetleri unutmamak ve şükrünü eda etmek (Neml,59-Ankebût,63)

32. Dili muhafaza etmek

 Senin için hakkında bir bilgi hasıl olmayan şeyin ardına düşme. Çünkü kulak, göz, kalp; Bunların her biri bundan mesuldür.(İsra,36)

33.Emanetleri muhafaza etmek ve sahiplerine vermek,

34.Canlara kıymayı ve onlara karşı suç işlenmesini haram kılmak (Nisa,93)

35.Namusu korumak ve iffetli olmak (nûr,21-Mü’minûn,5-İsra,32)

 Zinaya yaklaşmayın. Çünkü o, Şüphesiz bir hayâsızlıktır, kötü bir yoldur.

36.Elleri,helal olmayan malı almaktan muhafaza etmek

 Aranızda (birbirinizin) mallarınızı haksız sebeplerle yemeyin ve kendiniz bilip dururken insanların mallarından bir kısmını günah (ı mücib [günaha sokacak] suretler) le yemeniz için onları (o malları) hâkimlere aktarma etmeyin. (Bakara,188)

37.Yiyecek ve içeceklerde helal ve harama riayet etmek

38.Giysi,kıyafet ve kullanılan kaplarda dinin yasakladıklarını kullanmaya yanaşmaz.

39.Dine muhalif olan oyun ve eğlenceleri haram kılmak

 Onlar bir ticaret, yahut bir oyun, bir eğlence gördükleri zaman ona yönelip dağıldılar. Seni ayakta bıraktılar. De ki: "Allah nezdindeki (sevap, müminler için) eğlenceden de, ticaretten de hayırlıdır. Allah, rızık verenlerin en hayırlısıdır.(Cum’a,11) }

40.Harcamada iktisatlı olmak ve malı batıl yollarla yemeyi haram kılmak

 Elini boynuna bağlı olarak asma. Onu büsbütün de açıp saçma. Sonra kınanmış, pişman bir halde oturup kalırsın. (İsra,29)

41.Hile,haset vb.hastalıkları terketmek (Nisa,54-felak,5)

42.İnsanların ırzlarına tecavüzü(dedi-kodu ve giybetini yapmak gibi) haram kılmak

İnananlar arasında kötü söz ve davranışın yayılmasını arzulayan kimseler için dünyada da, ahirette de acı veren bir azab vardır. (Her şeyi) Allah bilir; siz bilmezsiniz (Nûr,19)

43.Riyayı terkedip,Allah’a karşı amelleri ihlaslı yapmak (Beyyine,5-Şûra,20)

44.İyiliğe sevinip,kötülüğe üzülmek.

Hadis-i şerifte <<Her kimi yaptığı iyilik(hasene)sevindirir,işlediği günah(kötülük)Onu üzüyorsa,işte O mümindir.>>buyurulmuştur.

45.Her günahı tevbeyle tedavi etmek (Nûr,31)

46.Kurbanları kesmek (Kevser,2)

47.İslam cemaatine yapışmak (Nisa,51-Al-i imran,103)

 Hepiniz, toptan sımsıkı Allah'ın ipine sarılın. Parçalanıp ayrılmayın…Al-i imran,103)

48.İnsanlar arasında adaletle hükmetmek

 Şüphesiz ki Allah size emanetleri ehil (ve erbab) ına vermenizi, insanlar arasında hükmettiğiniz zaman adaletle hükmeylemenizi emreder. Allah bununla size, gerçek, ne güzel öğüt veriyor! Şüphe yok ki Allah (sözlerinizi, hükümlerinizi) hakkıyla işitici, (bütün yaptıklarınızı) hakkıyla görücüdür.(Nisa,58)

49.İyiliği emretmek,kötülüğü nehyetmek

 Tevbe edenler, ibadet edenler, hamd edenler, seyahat edenler, rükû edenler, secde edenler, (insanlara) iyiliği emredenler ve (onları) kötülükten vazgeçirmeye çalışanlar ve Allah'ın sınırlarını koruyanlar (yok mu? İşte onlar da cennet ehlidirler. Habibim) sen o müminlere dahi (cenneti) müjdele.(Tevbe,112)

50.İyilik ve takvada yardımlaşmak (maide,2)

51.Haya sahibi olmak

52.Anne-babaya iyilik yapmak (bakara,83-en’am 151-ahkaf,15-İsra,23)

53.Sılay-ı rahim yapmak (bakara,27)

54.Güzel ahlak sahibi olmak (Kalem,4)

55.Kölelere(emri altında bulunan işçi,memur dahil)iyi davranmak

Allah'a ibadet edin, ona hiçbir şeyi eş tutmayın. Anaya, babaya, akrabaya, yetimlere, yoksullara, yakın komşuya, uzak komşuya, yanınızdaki arkadaşa, yolda kalmışa, sağ ellerinizin malik olduğu kimselere (memlûklerinize [sahibi olduğunuz kölelere]) iyilik edin. Allah, kendini beğenen ve daima böbürlenen kimseyi sevmez.(Nisa,36)

56.Efendinin köleler üzerindeki hakkına riayet etmesi

57.Erkeklerin hanımına ve çocuklarına karşı görevlerini yerine getirmesi

 Ey iman edenler! Gerek kendilerinizi, gerek ailelerinizi öyle bir ateşten koruyun ki onun yakacağı insanla taştır. (O ateşin) üzerinde iri gövdeli, sert tabiatlı melekler vardır ki onlar Allah'ın kendilerine emrettiği şeylere aslâ isyan etmezler. Neye de memur edilirlerse yaparlar. (tahrim,6)

58.İyi kimselere yakın durmak, onları sevmek,selamı yaygınlaştırıp,onlarla musafaha etmek.

59.Selama karşılık vermek

Bir selâm ile selâmlandığınız vakit siz ondan daha güzeli ile selâmı alın veya onu aynıyle karşılayın. Şüphesiz ki Allah her şeyin hesabını hakkıyla arayandır.(Nisa,86)

60.Hastaları ziyaret etmek.

61.Kıble ehlinden olan kimselerin cenaze namazını kılmak.

62.Aksırana ‘’Yerhamükellah(Allah sana merhamet etsin)’’ demek.

63.Kafirlere ve fesatçılara karşı uzak durmak ve onlara katı davranmak(küfür söz ve fiillerine karşı)

Müminler, müminleri bırakıp da kâfirleri dostlar edinmesin. Kim bunu yaparsa (ona) Allah'tan hiçbir ;ey (hiçbir yardım) yoktur. Meğer ki onlardan, gelebilecek bir tehlikeden dolayı, sakınmış olasınız. Allah size (asıl) kendisinden korkmanızı emrediyor. Nihayet gidiş de ancak Allah'adır.Al-i imran,28

64.Komşu haklarına dikkat etmek (Nisa,36)

65.Misafire ikramda bulunmak

66.Günahkarların hatasını örtmek (Nur,19)

67.Musibetlere,nefsin arzu,istek ve şehvetlerine karşı sabretmek (Bakara,152)

68.Zühd sahibi olmak

70.Lağvden(boş söz ve işlerden)yüz çevirmek (Mü’minûn,3)

71.Cömert olmak (Muhammed,38)

72.Küçüklere şefkat ve merhamet,büyüklere hürmet etmek.

73.İnsanların arasını düzeltmek (Hucurât,10)

74.Kişinin kendisi için sevdiği şeyi,müslüman kardeşi içinde sevmesi;kendisi için hoşlanmadığını,müslüman kardeşi içinde istememesi.

75.Yoldan eziyet veren şeyleri kaldırmak.

           Çok söze ne hacet her Müslüman kendisini iman mihengine vurup haline şöyle bir bakmalı...

NOT:İMAM BEYHAKİNİN TASNİFİNE GÖRE DÜZENLENMİŞTİR

 

 

KİM AĞLARSA ONA CENNET VACİP OLUR

 

            Ramazan-ı Şerifte Mescid-i Nebevi’ nin kütüphanesindeyiz. Daha önce farklı katlarda altı bölüm halinde olan kütüphaneyi üst katta tek zemine toplamışlar. Gerçekten çok daha derli toplu olmuş. Bölüm bölüm kütüphaneyi gezdikten sonra kıymetli Zülfü Talu ağabeyimiz, kütüphaneden çıkmadan önce teberrüken bir hadis- işerif okuyalım deyince kitabın adına bakmadan Hadis-i Şerif Bölümü’ nden bir kitabı elime alıp rastgele bir sayfa açtım ve: “ Buyrun, sağdaki ilk Hadis-i Şerifi okuyalım.” dedim. Hadis- i Şerif bizi mest etmişti. O gece teravih namazında imam efendi Hadis-i Şerif’ te bahsi geçen Zümer Suresi’ni okumaya başlayınca bu hadis-i şerif bizim için çok daha farklı bir anlam kazanmış oldu.

 

Hz. Cerir (r.a.) rivayetiyle Peygamber Efendimiz (sav) ashabından bir topluluğa: “Size Zümer Suresi’ nin son ayetlerinden okuyacağım. Sizden her kim ağlarsa ona cennet vacip olur.”  buyurdular. Ardından “(Zümer 67) - Allah'ı hakkıyla takdir edemediler… ” ayetinden başlayarak surenin sonuna kadar okudular. Bizden bazıları ağladı, bazıları ağlayamadı. Ağlayamayanlar dediler ki: “ Ey Allah (cc)’ın Resulü! Biz de ağlamaya çalıştık ama ağlayamadık.” Bunun üzerine Peyamber Efendimiz (sav) buyurdu ki : “Size tekrar okuyacağım. Her kim ağlayamadıysa ağlar gibi yapsın.”(Taberi) (Dürül Mensur 7/247 Beyrut)

 

            Bin beş yüz yıla yakın bir zaman sonra aradan zamanı ve mekânı kaldırıp şöyle biz de ashabın safları arasına oturmaya çalışalım. Resulullah (sav) ‘in dilinden Zümer Suresi’ nin son ayetlerini dinleyip gözyaşı dökebilmek için Ebubekir Sıddık ya da Hz. Ömer yanında bir yer bulmaya çalışalım. Belki biz de Hz. Ömer’in hıçkırıklara karışmış mübarek sakalını ıslatan gözyaşına dayanamayarak ağlayabiliriz de o gözyaşlarıyla cenneti buluruz.

 

            “Ey Allah(cc)’ın Resulü(sav)! Ahir zamanda senin meclisini özleyen, ashabının yanına oturup fem-i saadetinden, mübarek dudaklarından Allah (cc)’ın ayetlerini dinlemek isteyen günahkâr ahir zaman ümmetini de bu halkaya kabul eder misin?” diye kalben danışıp o meclise biz de oturmaya çalışalım.

 

            Hz. Ömer’in yanında yer bulanlar, “Allah (cc)’ı hakkıyla takdir edemediler.” ilk ayetiyle nasıl da gözyaşı döküp kendinden geçtiğini görecekler ve: “Ya Ömer! O(cc)’nu hakkıyla takdir edememe duygusuyla sana bu gözyaşlarını döktüren Rabbimizden niyazımız; bizlerin de suyu kurumuş o gözlerimizin önünden gaflet perdesini kaldırmasını dileriz. O gaflet perdesi kalksın ki; Rabbimizin bizlere vermiş olduğu zahiri, batınî, dünyevi ve uhrevi nimetlerine karşı şükredemediğimizi bilelim. “Rabbim! Seni bizler de hakkıyla takdir edemedik.” diye gözyaşları dökelim ta ki kalplerimizi ıslatan bu gözyaşlarıyla kalplerimiz yumuşasın.

 

            Acaba Rasullah’ın (sav) okuyacağı bu ayetlerde neler vardı ki ashabından ve ümmetinden ağlamalarını hatta ağlayamayanların da ağlar gibi yapmasını istemişti. İşte o mübarek ayetler:

 

            - Allah'ı hakkıyla takdir edemediler. Hâlbuki bütün yer kıyamet günü O'nun avucundadır. Gökler de kudretiyle dürülmüştür. O, onların ortak koştuklarından münezzeh ve çok yüksektir. (Zümer 67)

 

            - Ve sûra üflenmiştir. Göklerde kim var, yerde kim varsa çarpılıp yıkılmıştır. Ancak Allah'ın dilediği müstesna. Sonra ona bir daha üflenmiştir. Bu defa da hep onlar kalkmışlar bakıyorlardır. (Zümer 68)

 

            - Yer, Rabbinin nuru ile parlamıştır. Kitap konmuş, peygamberler ve şahitler getirilmiş ve aralarında hak ile hüküm verilmektedir. Hem onlara hiç haksızlık yapılmaz. (Zümer 69)

 

            - Herkese ne amel yaptıysa karşılığı tam olarak ödenmiştir. O (Allah), onların yaptıklarını en iyi şekilde bilmektedir. (Zümer 70)

 

            - İnkâr edenler bölük bölük cehenneme sevk edilmektedir. Nihayet oraya vardıklarında kapıları açılır ve bekçileri onlara: "İçinizden size Rabbinizin âyetlerini okuyan, bu gününüzle karşılaşacağınıza dair sizi uyaran peygamberler gelmedi mi?" derler. Onlar da: "Evet geldi" derler. Fakat kâfirler üzerine azab kelimesi hak oldu. (Zümer 71)

 

            - (Onlara): "Ebedî olarak içinde kalmak üzere girin cehennemin kapılarından" denir. Bak, büyüklük taslayanların yeri ne kötüdür! (Zümer 72)

            - Rablerinden korkanlar da bölük bölük cennete sevk edilmektedir. Nihayet oraya vardıkları zaman kapıları açılır ve bekçileri onlara: "Selâm sizlere, ne hoşsunuz! Ebedî olarak içinde kalmak üzere haydi girin oraya!" derler. (Zümer 73)

            - Onlar da: "Hamdolsun o Allah(cc)'a ki, bize vaadini doğru çıkardı ve bizi cennet arzına varis kıldı. Cennette istediğimiz yerde oturuyoruz." derler. Bak ne güzeldir mükâfatı o iyi amel işleyenlerin! (Zümer 74)

            - Meleklerin de arşın etrafını kuşatarak, Rablerine hamd ile tesbih ettiklerini görürsün. Artık halk arasında hak ile hüküm icra edilip "Âlemlerin Rabbi Allah'a hamdolsun." denilmektedir. (Zümer 75)

            Bu mübarek ayetler ince ince tefekkür edilip tefsirlerine müracaat edildiği zaman mutlaka bizi ihya edecektir. Manevi bir atmosfer içerisinde bizi tefekkür etmeye sevk edecektir.

            Yahudi ve Hıristiyanların Allah(cc)’ ı Hakkıyla Takdir Edememe Sebepleri

1-     Allah(cc)’ ın sıfatları hakkında ifrat ve tefrite kaçtılar. Sonradan yaratılmışların vasfıyla Allah(cc)’ ı düşünüp haddi aştılar.

2-     Allah(cc)’ ın göndermiş olduğu peygamberleri O(cc)’ nun zürriyetinden saydılar. Şöyle ki;  Yahudiler “Üzeyr Allah(cc)’ ın oğlu…” Hıristiyanlar da İsa Allah(cc)’ ın oğlu…” dediler. Haşa!

3-     Allah(cc)’ ın yaratma sıfatındaki kudreti anlamak istemediler. Kendielrine ayetlerde haber verilen yaratılış haberlerini şaşkınla karşıladılar. Peygamber efendimi (sav) bir grup Yahudi âlime Rabbimizin azametini ve kudretini anlatınca bu durumu “TUHAF” şeyler olarak algıladılar.

4-     Rabbimiz hakkında hiç bilgileri olmayan hususları mesnetsiz ve delilsiz oldukları halde biliyormuş gibi konuştular.

Bütün bu yanlışlıklardan uzak olan ehl-i sünnet ve’ l cemaat görüşü ise; âlemlerin rabbi olan Allah(cc) bütün noksan sıfatlardan münezzeh ve mükemmel sıfatlarla muttasıftır. Zamandan, mekândan, uzaklıktan, yakınlıktan, altı yönden, ayrışma ve bitişme gibi yaratılmışların özelliği olan bütün hallerden münezzehtir. O Allah(cc) birdir. Zatında ve sıfatlarında eşizdir. O kendi zatını nasıl vasfettiyse öyledir.

Allah(cc)’ ı Hakkıyla Takdir Etme Gayretinde olan her mümin şu değerlerle donanmış olması gerekir:

1-Su-i Zandan Kaçınmak

             “ Ey iman edenler! Zannın çoğundan kaçının. Çünkü zannın bir kısmı günahtır. Birbirinizin kusurunu araştırmayın. Biriniz diğerinizi arkasından çekiştirmesin. Biriniz, ölmüş kardeşinin etini yemekten hoşlanır mı? İşte bundan tiksindiniz. O halde Allah'tan korkun. Şüphesiz Allah, tevbeyi çok kabul edendir, çok esirgeyicidir”.(Hucurat 12)

2-Gönüldeki Samimiyet

             “De ki: Şüphesiz benim namazım, kurbanım, hayatım ve ölümüm hepsi âlemlerin Rabbi Allah içindir.”(En’am 162)

            O'nun ortağı yoktur. Bana sadece bu emrolundu ve ben müslümanların ilkiyim.”(En’am 163)

             “Halbuki onlara ancak, dini yalnız O'na has kılarak ve hanifler olarak Allah'a kulluk etmeleri, namaz kılmaları ve zekât vermeleri emrolunmuştu. Sağlam din de budur.”(Beyyine 5) 

3-İstikamet

            “De ki: Ben de ancak sizin gibi bir insanım. Bana ilâhınızın bir tek İlâh olduğu vahy olunuyor. Artık O'na yönelin, O'ndan mağfiret dileyin. Ortak koşanların vay haline!”(Fussilet 6)

             “ O halde seninle beraber tevbe edenlerle birlikte emrolunduğun gibi dosdoğru ol! Aşırı da gitmeyin. Çünkü O, sizin yaptıklarınızı çok iyi görendir”.(Hud 112)

4-İ’tidal (Ortayollu olmak)

            (O kullar), harcadıklarında ne israf ne de cimrilik ederler; ikisi arasında orta bir yol tutarlar".(Furkan 67)

            “Eli sıkı olma; büsbütün eli açık da olma. Sonra kınanır, (kaybettiklerinin) hasretini çeker durursun”.(İsra 29) 

             “İşte böylece sizin insanlığa şahitler olmanız, Resûl'ün de size şahit olması için sizi mutedil bir millet kıldık. Senin (arzulayıp da şu anda) yönelmediğin kıbleyi (Kâbe'yi) biz ancak Peygamber'e uyanı, ökçeleri üzerinde geri dönenden ayırdetmemiz için kıble yaptık. Bu, Allah'ın hidayet verdiği kimselerden başkasına elbette ağır gelir. Allah sizin imanınızı asla zayi edecek değildir. Zira Allah insanlara karşı şefkatli ve merhametlidir”.(Bakara 143) 

5-Hayırda Yarışmak

            “ Rabbinizin bağışına ve takvâ sahipleri için hazırlanmış olup genişliği gökler ve yer kadar olan cennete koşun!”(Ali İmran 133)

 “ Onun içiminin sonunda misk kokusu vardır. İşte yarışanlar ancak onda yarışsınlar.”(Mutaffifin 26)

6-Sebat ve Sabır

  Ey iman edenler! Herhangi bir topluluk ile karşılaştığınız zaman sebat edin ve Allah'ı çok anın ki başarıya erişesiniz.(En'am 45)

 

            “ Sabret! Senin sabrın da ancak Allah'ın yardımı iledir. Onlardan dolayı kederlenme; kurmakta oldukları tuzaktan kaygı duyma!”(Nahl 127)

7-İncelik ve Mütevazılık

             “ Rahmân'ın(has) kulları onlardır ki, yeryüzünde tevazu ile yürürler ve kendini bilmez kimseler onlara laf attığında (incitmeksizin) "Selam!" derler (geçerler);”(Furkan 63) 

             “ O vakit Allah'tan bir rahmet ile onlara yumuşak davrandın! Şayet sen kaba, katı yürekli olsaydın, hiç şüphesiz, etrafından dağılıp giderlerdi. Şu halde onları affet; bağışlanmaları için dua et; iş hakkında onlara danış. Kararını verdiğin zaman da artık Allah'a dayanıp güven. Çünkü Allah, kendisine dayanıp güvenenleri sever.”(Ali İmran 159)

8-Sıdk (Doğruluk)

             “ Ey iman edenler! Allah'tan korkun ve doğrularla beraber olun”.(Tevbe 119)

             “ (Onların vazifesi) itaat ve güzel sözdür. İş ciddiye bindiği zaman Allah'a sadakat gösterselerdi, elbette kendileri için daha hayırlı olurdu.”(Muhammed 21)

9-Nefsi Temizlemek

            “ Nefsini kötülüklerden arındıran kurtuluşa ermiştir,”(Şems 9)

            “Onu kötülüklere gömen de ziyan etmiştir”(Şems 10) 

             “ Ancak Allah'a kalb-i selîm (temiz bir kalp) ile gelenler (o günde fayda bulur)”(Şuara89) 

10-Salih Amel

             “Kim izzet ve şeref istiyor idiyse, bilsin ki, izzet ve şerefin hepsi Allah'ındır. O'na ancak güzel sözler yükselir (ulaşır). Onları da Allah'a amel-i sâlih ulaştırır. Kötülüklerle tuzak kuranlara gelince, onlar için çetin bir azap vardır ve onların tuzağı bozulur.”(Fatır 10) 

             “Asra yemin ederim kiİnsan gerçekten ziyan içindedir. Bundan ancak iman edip iyi ameller işleyenler, birbirlerine hakkı tavsiye edenler ve sabrı tavsiye edenler müstesnadır.”(Asr1,2,3)

11-İffet, İhtişam ve Gözü haramdan kısmak

            (Resûlüm!) Mümin erkeklere, gözlerini (harama) dikmemelerini, ırzlarını da korumalarını söyle. Çünkü bu, kendileri için daha temiz bir davranıştır. Şüphesiz Allah, onların yapmakta olduklarından haberdardır.(Nur 30)

             “ Mümin kadınlara da söyle: Gözlerini (harama bakmaktan) korusunlar; namus ve iffetlerini esirgesinler. Görünen kısımları müstesna olmak üzere, zinetlerini teşhir etmesinler. Baş örtülerini, yakalarının üzerine (kadar) örtsünler. Kocaları, babaları, kocalarının babaları, kendi oğulları, kocalarının oğulları, erkek kardeşleri, erkek kardeşlerinin oğulları, kız kardeşlerinin oğulları, kendi kadınları (mümin kadınlar), ellerinin altında bulunanlar (köleleri), erkeklerden, ailenin kadınına şehvet duymayan hizmetçi vb. tâbi kimseler, yahut henüz kadınların gizli kadınlık hususiyetlerinin farkında olmayan çocuklardan başkasına zinetlerini göstermesinler. Gizlemekte oldukları zinetleri anlaşılsın diye ayaklarını yere vurmasınlar (Dikkatleri üzerine çekecek tarzda yürümesinler). Ey müminler! Hep birden Allah'a tevbe ediniz ki kurtuluşa eresiniz.”(Nur 31) 

            “ Evlenme imkânını bulamayanlar ise; Allah, lütfu ile kendilerini varlıklı kılıncaya kadar iffetlerini korusunlar. Ellerinizin altında bulunanlardan (köleler ve câriyelerden) mükâtebe yapmak isteyenlerle, eğer kendilerinde bir hayır (kabiliyet ve güvenilirlik). görüyorsanız, hemen mükâtebe yapın. Allah'ın size vermiş olduğu malından siz de onlara verin. Dünya hayatının geçici menfaatlerini elde edeceksiniz diye, namuslu kalmak isteyen câriyelerinizi fuhşa zorlamayın. Kim onları zor altında bırakırsa, bilinmelidir ki zorlanmalarından sonra Allah (onlar için) çok bağışlayıcı ve merhametlidir.”(Nur 33)

12-Gayzı Yutmak

            “ O zaman sen, müminlere şöyle diyordun: İndirilen üç bin melekle Rabbinizin sizi takviye etmesi, sizin için yeterli değil midir?”(Ali İmran 124)

            Sonuç olarak şunu bilelim ki; sadece amellerle onu hakkıyla takdir olmaz. Tabiki amelsiz de olmaz. O’nu (cc)  hakkıyla takdir etmek, O(cc)’ na yaraşır ameller işlemekle birlikte, O (cc)’nun azametini tefekkür edip esma ve sıfat tecellilerine mazhar olmakla mümkün olur. Çünkü Yahudi ve Hristiyanlar Rabbimizin azameti ve sıfatları noktasında caiz olmayan ifadeleri sonrası “(Onlar) Allah'ı (cc) hakkıyla takdir edemediler.”(Zümer 67) ayeti nazil oldu.

Güzel Ahlak       

“Güzel ahlak imanın yarısıdır.”H.Şerif

                        Kuran-ı Kerim ve Hadisi şeriflere baktığımız zaman güzel ahlakı ve sahibini en büyük mükafatlar vadederek övdüğünü görürüz.Müslümanın imanınının kıvamı güzel ahlakla olur.Güzel ahlakı tamamlamak için gönderildim buyuran Allahın rasulünün şahsında muşahhas olarak gördüğümüz Güzel Ahlakı başlıca şu maddelerde toplayabiliriz: 

1-İhsan:İyi davranma,karşılıksız verme,Allah’ı görür gibi ibadet etmek

2-İhlas:Katışıksız,şirkten,riyadan,ucubdan uzak, ibadeti Allah için yapmak

3-İsar:Nimette mü’min kardeşini tercih,külfette kendini ondan öne geçirmek

4-Sünnet’e tabi olmak

5-İstikamet:Kur’an ve Sünnet çizgisinde olmak

6-İbadet ve maişette orta yolu tutmak:Peygamberimizin Sünneti’nde haber verdiği şekilde ibadette bulunmak.Bunu aşmak iktisadı-orta yolu- bozar.İfrat ve tefritten uzak ibadet.Maişet konusunda ne cimri ne de savurgan olmak.

7-Kendi nefsinin ayıpları ile meşgul olup başkalarının ayıpları ile uğraşmayı terketmek.

8-İnsaf sahibi olmak:Fıtratı zorlamamak.İşçisine,hizmetçisine,hayvanına insaflı davranmak.

9-Bazen ruhsatlarla amel etmek:Ruhsatla amel bazen farz bazen vacip bazen de müstehap olur.

10-İnanılması gereken inanç esaslarına teslimiyetle iman:Te’vil ve yorum ile hakikati saptırmamak.

11-İmkanları olmakla beraber hayatında, fillerinde,sözlerinde fakir hayatı yaşamak:Zengin kişi için zillet de,kibir de haramdır.

12-Cimrilik yapmadan infak etmek.

13-Irzı korumak için malı infak etmek:Irz,namus,mukaddesat için malın tamamını harcamak gerekiyorsa harcamak.

14-İyiliği emretmek.

15-Şüpheden kaçınmak:Söz,yiyecek,içecek ve giyeceklerde şüpheden kaçınmak.

16-Kendisinde sakınca bulunmayan şeylerden sakınca olabilir düşüncesi ile dikkatli davranmak.

17-İnsanların arasını düzeltmek.

18-Eza veren şeyleri yoldan gidermek.

19-İstişare yapmak.

20-İstihare yapmak.

21-Edep sahibi olmak.

22-İnsanlardan faziletli olanlara , zaman ve mekandan şerefli  olanlara saygı gösterip,yüceltmek.

23-Mü’mini sevindirmek.

24-Şaşkınlığa düştüğünde hakikati arayıp irşadı için ehlinden yardım talep etmek.

25-İrşad etmek.

26-Öğretmek ve terbiye etmek kasdı ile irşatta bulunmak.

27-Selamı yaymak ve selama önce başlamak.

28-Komşuya ikram.

29-Dilencinin isteğine istemeden önce cevap verme:Peygamberimiz yanında verecek birşeyi olmadığında bile dilenciyi boş çevirmeyip,dua etmiş,yol göstermiş.

 لاlafzını Kelime-i Tevhid dışında kullanmamıştır.

30-Başkasının sana yaptığı az hayrı çok görmek,kabul etmek.

31-Kendinden başkasına olan hayrı da çok az ,hakir görmek.

32-İnsanlar arasındaki otoritesini hayırda kullanmak.

33-Bütün gücünü hayırda harcamak.

34-Müjdelemek.

 35-Tebessüm ve güler yüzlü olmak.

 36-Mütevazi olmak.

 37-Hemen tevbe ile günahları takip etmek.

 38-İyilik ve takvada yardımlaşmak.

 39.Teennili iş yapmak (Acelenin zıddı)

 40-Evini ve geçimini düzene koymak.

 41-İbadet niyetiyle tefekkür etmek.

 42-Kibirlenen  kişiye kibirlenmek.

 43-İnsanlara kıymeti ölçüsünde muamele,ali adama adi ,adi adama ali muamele ,zulüm  ve ahlaksızlık   olur.

 44-Mühimler içinde  en mühimi öne almak.Cihad anında cihadı seçmek gibi.

 45-Zorluklara karşı direnmek.

 46-İnsanların hatalarını görmezden gelmek.

 47-İnsanlardan gelecek eza ve sıkıntılara Allah rızası için katlanmak.

 48-Tebrik etmek.

 49-Kader’in cereyan eden sürecine teslimiyyet.

 50-İnsanlara eza vermeyi,sırlarına vukufiyeti,düşmanlığı,zorluk çıkarmayı,

gösterişi terketmek.

 51-Bıkkınlığı def’ için o an yapılan ibadetten başka bir ibadete geçmek.

 52-Allah’ın verdiği nimetleri anlatmak.

 53-Din kardeşini ve hayır yardımcılarını çoğaltmak.

 54-Güzel giyinmek.

 55-Güzel isimle isimlenmek,çirkin lakab var ise terketmek.

 56-Aileye,çoluk çocuğa harcamada cömert davranmak.Aileye harcamak infak kabul edilir.

 57-Zulümden,yasak ve töhmet getirici söz ve yerlerden uzak durmak.

 58-Allah ile barışık olmak.yani yönelişin ona olması.

 59-Tıbb-ı Nebevi ile tedavi olmak

 60-Dünyevi ve Uhrevi kıymeti olan işlerde sebat etmek.

 61-Allah’a güvenmek.

 62-Nefisle cihad.

 63-Maslahatları elde etmek.

 64-Allah için sevip, Allah için buğzetmek.

 65-Hilm(yumuşaklık) sahibi olmak.Hilm vakarı ile olmalı ve zillet içermemeli.

 66-Haya sahibi olmak

 67-Emaneti,sözü,ırzı muhafaza etmek.

 68-Hüsn-ü zanlı olmak ve güzel bir şekilde susmak.Konuşulması gereken yerde susmak  doğru değildir.

 69-Sözü, düşünerek en güzel şekilde ifade etmek.

 70-Helal rızık talep etmek.

 71-İnsanlarla güzel münasebetler kurmak.

 72-Salihlere,fakirlere,alimlere,din kardeşlerine,misafire hizmette bulunmak.

 73-Huşu’ sahibi olmak,Allah korkusundan titremek.

 74-Bütün işlerde Allah korkusunu ölçü almak.

 75-Harbi(şavaşılan) kafirlere hile yapıp onları aldatmak.

 76-Fesatları def’ etmek.

 77-Tefekkür ve ibret ile bakmayı devamlı kılmak.

 78-İlim talebinde son derece gayretli olmak.

 79-Allah’a karşı kendisini zelil hissetmek.

 80-Geçiminde güzel yönlü,yumuşak olmak.

 81-Küçüklere,miskinlere,yetimlere,hayvan-lara,hastalara merhametli davranmak.

 82-Meclislerde aşağıya oturmak.

 83-Allah’tan ümit kesmemek.

 84-Başkalarına karşı ince anlayışlı olmak,yufka yüreklilik.

 85-Dünya’dan ihtiyaç fazlasından el çekmek.

86-Cömertlik

87-Müsamahakar olmak.

88-Tanımadığı kimse de olsa selam vermek.

89-Şeceat(ölçülü cesaret) sahibi olmak.Korkaklıkla cesurluk arası mertebedir.

Yerli yerince ve zamanında.

90-Seciyeli ve karakterli olmak.

91-Hayır işlerini bitirmede aracı olmak,müsbet torpil.

92-Nimetlere şükür,insanlara teşekkür edebilmek.

93-Sabır,belalara,nehiylere,ibadetlere.

94-Doğru sözlü olmak.

95-İşlerde önce barışı tercih etmek.

96-Sadakat

97-Sohbet,dostluk,kardeşlik.

98-Akraba ziyareti

99-Susmak

100-Oruç tutmak

101-İnsanları nefret ettirecek hallerden uzak durup,nefsi nefret halinden kontrol altına almak.

102-İçi temizleme,kalp temizliği.

103-İffet,namusluluk

104-Adalet

105-Affetmek

106-Uzlete çekilmek

 107-Hayır için en yüksek düzeyde çaba.

 108-Allah için gadaplanmak

 109-Allah için gayrete gelmek

 110-Gıpta edileceklere gıpta etmek

 111-Şiddetli zor anlarda namaza sığınmak.

 112-Firaset (ileri görüşlülük) sahibi olmak

 113-Gerekli olanı yapmak

 114-Haklıya hakkı vermek,hakkı kabul etme.Neticesi acı bile olsa hakk sözü kabullenme.

 115-Kanaatkar olmak

 116-İnsanların ihtiyaçlarını gidermek.

 117-Kini yutmak.

 118-Yetime kefil olma.Koruma,gözetme,ihtiyaçlarında yardım.

 119-Gelen kişiyi karşılamak.

 120-Taharate ve eserlerdevar olan namazlara,faydalı şeylere sarılmak.

 121-İdareli geçinip,insanlara yumuşaklıkla muhatap olmak.

 122-Nefs muhasebesi yapıp,nefsin kötü arzularına muhalefet etmek.

 123-İnsanlarla geçimi iyilikle temin.

 124-Ehline ve bilene Hakk’ı bildirme,Layık olana vekıymetini bilene ...

 125-Ehl-i Beyt’e sevgide bulunmak.

 126- Hak edene mükafaat vermek.

 127-Az ve ölçülü şaka yapmak.

 128-Kötülüklerden yasaklamak.

 129-Allah için nasihat etmek.

 130-İmrenilecek bir hal ve tavır takınmak.

 131-Vera,takva sahibi olmak

 132-Nefsin kötü arzularını ve yakini hazmetmek.Kötü arzuları temizleyip,yakini kendisinde oluşturmak.Tereddütsüz imanı elde etmek.

 

Füyuzat Kabı: KALB-İ SELİM

 

"O gün ne mal fayda verir ne de evlât. Ancak Allah'a kalb-i selîm (temiz bir kalp) ile gelenler (o günde fayda bulur).” (Şuara, 26/88-89) Her türlü şüpheden kurtulmuş, emri ilahiye muhalif şehvet ve arzulardan arınmış, hastalıklardan uzaklaşmış, yönünü Yaratan’a dönmüş kalp; kalbi selimdir.

Füyuzat Kabı olan kalp, dört temel üzere oturur:

1-Niyetin Tashihi.

2-İhlâslı Olmak.

3-Takvaya Ermek.

 4-Allah ve Rasûlullah sevgisi

1-NİYYETİN TASHİHİ

Hadis kitaplarından pek çoğu hadis imamlarından birkaçının manevi tevatur derecesine ulaştığını ifade ettikleri şu meşhur hadisle başlar: “Ameller ancak niyyetlere göre muteberdir ve ancak herkes için niyyet ettiği vardır. Her kimin hicreti Allah(c.c) ve Rasülüne olursa işte onun hicreti Allah ve Rasülüne olur. Ve her kimin hicreti elde edeceği dünyaya veya nikahlayacağı kadına olursa işte onların hicreti de hicret etmiş oldukları şeyedir.”(Buhari-Müslim)Öyleyse niyyet amelin temelidir.İbadetlerin ruhudur. Abdullah bin Abbas (r.a)dan rivayetle Rasulullah efendimiz Rabbinden rivayetle şöyle buyurdu.

“Şüphesiz ki Allah’u Teala sevapları ve günahları yazdı sonra bunu şöyle açıkladı. Herkim bir iyilik yapmaya niyet eder ve onu yapmazsa şanı yüce olan,bütün noksan sıfatlardan münezzeh olan Allah (c.c) ona tam bir sevap yazar. Sevap işlemeye niyet eder ve onunla amel ederse Allah (c.c) onun için on sevaptan yedi yüz sevaba kadar sevap yazar ve kat kat sevap yazar. Bir günaha niyyet eder ve onu yapmazsa Allah Teala ona tam bir sevap yazar, günaha niyyet eder ve onu işlerse Allah (c.c) ona sadece bir günah yazar” (Buhari-Müslim)

Salih niyyet az amel ile birleştiği zaman o az olan ameli ibadetlerin Allah katında en yakini kılar, kötü niyete gelince salih olan çok ameli ziyan eder.Saçılmış zerreye çevirir. Abdullah Bin Mübarek hazretleri buyuruyor ki: Nice az amel var ki niyetin doğruluğu onu çoğaltır. Nice çok amel var ki niyetin bozukluğu onu azaltır.Tereddütsüz iman (yakin)güzel niyetin bir meyvesidir.

Allah Teala şöyle buyurdu.

“Onların yaptıkları her bir (iyi) işi dikkate alırız, fakat onu saçılmış zerreler haline getiririz.”(Furkan suresi 23)

Şanı yüce olan Allah(c.c) lutfuna bak ki kişi bir iyilik yapmaya niyet ediyor sonra da onu yapmıyor ve Allah (c.c) ona bir sevap yazıyor. O iyiliği yaptığı zaman ise sevap on, yüz, yedi yüz katlıyor ve kişinin niyeti ve ihlasına göre Allah (c.c) daha da artırarak sevap yazıyor.Bir günaha niyet etse sonra da onu yapmazsa bir sevap yazıyor. Bir günaha niyyet edip onu yaptığı zaman ise sadece bir günah yazıyor.Şaşacak bir şey değil bu, çünkü günahı terk etmek başlı başına sevaptır.Günahtan dönmek ayrı bir sevap işlemektir. Bu hadis mümine gücü yettiğince her an hayır işlemeye niyyet etmesi gerektiğini hatırlatıyor.Eğer niyyet etmiş olduğu hayrı yerine getirirse ne mutlu onun karşılığı sevabı alır.Eğer yerine getiremezse Allah’u Teala onu niyetine mukabil o kimseye sevap verir. Böylece şu ortaya çıkar ki müminin niyeti amelinden daha hayırlıdır.Çünkü müminin yapmaya niyyet ettiği hayırlar sınırlı vaktini, sınırlı malını ve kabiliyetini çok aşar. Bunun için kişinin aynen amelini kontrol ettiği gibi niyyetinide kontrol etmesi gerekir. Niyyetinde Allah rızası dışında bir yönelme bulursa onu hemen düzeltmesi gerekir.

Kalbiyle de her an kıbleye yönünü dönmesi gerekir. İnsanların bir kısmı bir salih amelle elde edilen kat kat faydaya şaşırırlar.O amel sahibine pek büyük ecir ve mükafatlar kazandırır.Bu arada başkasının aynı amelle elde edemediği güzel neticeleri elde eder.Bunun sebebi çoğunlukla güzel niyetin tesirinden başka bir şey değildir.İyi niyyet masiyeti sevaba dönüştüremez.Şöyle ki; haram maldan verilen sadaka makbul değildir. Burada iyi niyyet hiçbir fayda vermez fakat güzel niyet, iyi niyyet ancak mübah olan şeyleri ibadete dönüştürür.

2. İHLASLI OLMAK

İhlas: Rıza-yı Bari dışında hiçbir şey gözetmeksizin kulluk yapmaktır.

Muhlis: Sadece Allah (cc)’ın rızasını gözeterek kulluk yapan kimsedir. Muhlas: Sadece Allah (cc)’ın rızasını gözeterek kulluk yapma hali kendisine Vehbi olarak verilen kimsedir. İblis muhlas olan kullar dışında hepsini azdıracağını muhlas olanlara gücünün yetmeyeceğini itiraf ediyor. “İblis: Ey Rabbim, beni azdırmana karşılık yemin ederim ki kesin olarak ben yeryüzünde onlar için süsleyeceğim ve hepsini azdıracağım ancak, içlerinden muhlas (kendileri ihlasa erdirilmiş) kulların hariç” (Hicr, 15/39-40)

“Her kim ki ihlaslı bir şekilde Lailaheillallah derse cennete girer.” (Tabarani) bu hadisi şerifte geçen ihlaslı bir şekilde ifadesini ancak İbrahim (a.s)’a Rabbimizin “De ki benim namazım, ibadetlerim, hayatım ve ölümüm alemlerin Rabbi olan Allah içindir.” (En’am, 6/162) ilahi emri açıklar.

İhlasın başı yapılan işin Allah (cc) rızası için yapılmasıdır. İhlasın kemali ise Allah (cc) rızası için yapılan amelin göze gözükmemesidir.

Ebu Hureyre (ra)’dan rivayetle Rasûlullah (sav) efendimiz şöyle buyurdular.

“Allah Teâlâ buyurdu ki ben şirk koşanların şirklerinden müstağniyim (uzağım). Her kim ki yapmış olduğu amelde başkasını bana ortak koşarsa onu şirkiyle birlikte terk ederim (bırakırım)” (Müslim)

Şanı yüce olan Allah (cc)’ın salih ameli kabul etmesi için ihlas şarttır. Allah Teala şöyle buyurdu.” Dini yalnız kendine has kılarak Allah (cc)’a kulluk yapmalarıyla, emrolundular.” (Beyyine, 98/5) “Dikkat ediniz ki halis din Allah (cc) içindir.” (Zumer, 39/3)

Fudayl bin Iyaz buyurdu ki: İnsanlardan dolayı ameli terk etmek riyadır. İnsanlar için amel etmek ise şirktir. İhlas ise Allah (cc)’ın seni bu ikisinden de kurtarmasıdır. Aynı şekilde “Lailaheillallah”sahitliğinin tam manasıyla tahakkuk etmesi için herhangi bir iyilik ve ihsan yaptığı zaman kişinin niyetinin sadece Allah (cc) rızası olması gerekmektedir.

Müminin (amellerinde) ihlası oluşturması gerekir. Amelin küçük bir parçasından bile olsa riya ve herhangi bir kimsenin başına kakmaktan amelinin uzak olması gerekir. Şöyle ki gizli sadaka vermek gibi yalnız teheccüt namazı kılmak gibi istifade edenin bile bilemediği hayır ve ihsanda bulunmak gibi gizli ameller var ki bunları ancak Allah (cc) bilir. Kişi zahiri yapmış olduğu amellerin her türlü şüpheden arınmış olması için gücü yettiği kadar son derece gayretli olması gerekir. İşte bu gayret istikamet yolunda atılmış bir adımdır. Bunun gibi kişi salih ameli de insanlar için terk etmez. (onu yapmaktan vazgeçmez.) Allah-u Teâlâ mü’minler için şöyle buyuruyor: “Allah (cc) Yolunda cihad ederler ve hiçbir kınayanın kınamasından da korkmazlar.” (Mâide, 5/54) O mü’min şunu bilir ki Allah (cc) dışında hiçbir irade ve hiçbir güç Allah (cc)’tan izinsiz zarar veremez. Müminin imanının kalitesi arttıkça bu hakikat onda apaçık meydana gelir. Ve Allah (cc) onun için nefsinin tatmin olduğu yeni delilleri görme kapısını açar. Sen samimiyetle Allah (cc)’ın sınırlarını koru ki Allah (cc)’da seni muhafaza etsin.

3-TAKVAYA ERMEK

“Ey iman edenler Allah’tan ona yaraşır bir şekilde korkun ve ancak Müslümanlar olarak ölün.” (Âl-i İmran, 3/102) Muaz bin Cebel (r.a. )’dan rivayetle Rasûlullah Efendimiz s.a.v şöyle buyurdular: “Her nerede olursan ol, Allahtan (cc) kork ve kötülüğü yok edecek bir iyilikle takip et. (Yani kötülükten sonra onu yok edecek bir iyilik izle. ) Ve insanlara en güzel ahlak ile muamelede bulun.” (Tirmizi)

Allah (cc) takva sahipleriyle beraberdir. “…Allah (cc)’tan korkunuz ve biliniz ki: Allah (cc) , takva sahibi olanlarla beraberdir.” (Bakara, 2/194) Rabbimizin takva sahipleriyle beraber olması: Dünya ve ahirette onlara nimet ve ihsanlar lütfetmesidir. Dünyada düşmanlarına karşı görünür ve görünmez ordularla yardım etmesidir. Onları kalbi nimetlerle donatmasıdır. Ukbadaki beraberliği ise Cennet ve Cemalini lütfetmesi ve takva sahibi kullarına sizden razı oldum ilelebet sizlere gadab etmeyeceğim demesidir. Zaten Rabbimiz takva sahiplerine başkalarına açmadığı maddi ve manevi rızık kapılarını açacağını haber vermektedir. “Herkim de Allah (cc)’tan korkarsa Allah (cc)’ona bir çıkış yolu kılar ve onu hiç hesap etmeyeceği yerlerden rızıklandırır. (maddi ve manevi).” (Talak, 65/2-3)

Kıymetli kardeşlerim “huzuruna toplanacağınız Allah (cc)’tan korkunuz.” (Mâide, 5/11) ayeti kerimesini sık sık tefekkür etmemiz gerekir. Yoksa hayatımız gaflet bataklığında çürür gider. O öyle bir huzur ki Peygamberân-ı izamın bizim ne edip etmediklerimizi sen en iyi bilirsin diyerek o huzurda hesabın ağırlığını bizlere haber vermiş oluyorlar. İmam-ı Azam efendimize kendisini bilmez bir adam hakaret edince buna dayanamayan sevenleri o adamı kovalamaya başlarlar. İmam-ı Azam’da o adamı kovalar. Adamı bir köşeye sıkıştırınca İmam-ı Azam Efendimiz adamı bırakın zarar vermeyin der. Adama yaklaşır “kıyamet günü senden şikâyetçi değilim haberin olsun.” der ve ayrılır. Ahali sorar Efendim adamı bunun için mi kovaladın. İmam cevap verir. “Evet huzuru ilahide haklı olarak bile hesaba çıkmak istemem.”

Allah Teala hazretleri pek çok ayeti kerimede Kur’anı aziminde takvaya teşvik etmiştir: “Ey insanlar Rabbinizden korkunuz şüphesiz ki kıyamet gününün sarsıntısı çok büyük bir şeydir.” (Hacc, 22/1) “Ey Nebi Zişan Allah (cc)’tan kork ve kafirlere ve münafıklara itaat etme şüphesiz ki Allah (cc) her şeyi bilendir, hikmet sahibidir.” (Ahzab, 33/1) .

Kuranı Kerimin bize anlattığı üzere melekler müminlere şöyle dua eder: “Ve onları her türlü kötülüklerden koru kimi kötülüklerden korursan mutlaka sen ona rahmet etmişindir.” (Mü’min, 40/9) Müslümanın devamlı Allah’ın kendisini kötülüklere ve günahlara düşmeden koruması için dua etmesi gerekir. O(mümin) Namazlarının her bir rekatında “Bizi dosdoğru yolda sabit kıl” ayetiyle Rabbına o şekilde dua etmiş olmuyor mu?. . . Rasûlullah (sav) efendimiz şöyle dua ederdi: “Ey Allahım! Ben senden hidayet, takva, iffet ve zenginlik istiyorum.” (Müslim)

4-ALLAH VE RASÛLULLAH SEVGİSİ

“De ki ( Ya Muhammed) siz gerçekten Allah (cc)’ı sevdiğinizi iddia ediyorsanız bana tabi olunuz ki Allah da sizi sevsin günahlarınızı bağışlasın. Allah (cc) çokça bağışlayan ve pek merhametlidir.” (Âl-i İmran, 3/31)

Enes bin Malik (ra)’dan rivayetle Rasûlullah efendimiz şöyle buyurdular. “Üç şey var ki her kimde bulunursa o kişi imanın tadını bulmuş demektir. (Birincisi) Allah ve rasülunun kendisine her şeyden daha sevimli olması (ikincisi): sevdiği kişiyi yalnız Allah için sevmesi (üçüncüsü): Allah Teala kendisini küfürden kurtardıktan sonra tekrar küfre dönmeyi ateşe atılmaktan daha çirkin görmesi” (Buhari-Müslim)

Meşru sevgi ilâhî bir lütuftur. Kalbi kuşatan bir nurdur. “Ey iman edenler! Sizden kim dininden dönerse Allah sevdiği ve kendisini seven müminlere karşı alçak gönüllü kafirlere karşı onurlu ve zorlu bir toplum getirir. (Bunlar) Allah yolunda cihad ederler ve hiçbir kınayanın kınamasından korkmazlar. Bu Allahın dilediğine verdiği bir lütuftur. Allahın lütfu ve ilmi geniştir.” (Mâide, 5/54)

Şunu söyleyen ne güzel söylemiş: Sen sevdiğini iddia ettiğin halde o ilaha isyan ediyorsun. Yemin olsun ki senin sevgin doğru olsaydı o ilaha itaat ederdin. Şüphesiz ki seven sevdiğine itaat eder. Rasûlü Kiram Efendimizin Ashabında biz sevginin nasıl olması gerektiğinin ölçüsüne şahit olmaktayız. Ebûbekir Efendimiz (ra) Rasûlullah ile beraber hicret edeceği haberini alınca o tehlikeli yolculuğa sevdiği ile çıkmanın neşesinden sevinçten ağlıyor.

Hz. Enes, Allah (cc)’ın Rasûlü “Kişi sevdiğiyle beraberdir.” (Buharî, Müslim; Tirmizî) buyurunca diyor ki. Biz İslam olduktan sonra hiçbir şeye bu söz kadar sevinmemiştik. Sonra Hz. Enes ellerini açıyor ve “Allah (cc)’ım ben seni seviyorum, Rasulünü seviyorum Ebû Bekir ve Ömer’i de seviyorum; onların amellerini işlemesem bile onlarla birlikte olmayı umuyorum.” diye ağlıyordu. Berra b. Azib (ra) Rasûlullah Medine’ye hicret edince Medine Ehli öyle sevindi ki ben Medinelilerin hiçbir şeye böyle sevindiklerini görmedim diyor. Medine Halkı acaba Rasûlullah ben Mekkeliyim deyip Mekke’ye döner mi diye derde kaldı. Rasûlullah Efendimiz Hicretim Medineye’dir. Mematımda Medinede olacaktır deyince Medine halkının tekrar kalpleri Talaal Bedrularla sekinete kavuştu. Rabia b. Kaab el-Eslemi (ra) Rasûlullah ile birlikte geceledim gece Abdest suyunu götürdüm. Rasûlullah memnun oldu ve buyurdu ki iste ne istersen bende cennette sana refik olmayı isterim dedim. Başka bir şeylerde iste, dedi. İsteğim budur dedim. O zaman secdeyi çoğaltmak suretiyle bana yardımcı ol buyurdu. İşte sevgiliye olan arzu…

Ebu Bekir Efendimizin son isteği vefat eder etmez beni Habibullah’ın yanına defnetmeyi geçiktirmeyin olmuştur. Hz. Ömer Efendimizin Rasûlullah yanına defnolma isteği ve son sözleri dillere destandır. Enes b. Nadr’dan Rasûlullah öldü sözleri yayılınca Rasûlullah öldükten sonra yaşamayı ne yapacaksınız. Hadi kalkın Rasûlullah’ın öldüğü uğurda siz de ölün, nidasıyla sevdiğinin fedaisi olmuştur.

Allah (cc) sevmenin alameti Rasûlullah’ı sevmektir. Rasûlullahı sevmenin alameti ise sevdiği Allah dostlarını sevmektir.

Analarımız babalarımız canlarımız sana fedâdır Ya Rasûlallah

 Ah! Keşke Senenin Tamamı RAMAZAN Olsaydı

                           Ramazan-ı Şerif’i on iki ayın sultanı kılan fazilet, aslında RAMAZAN lafzının mânâsında gizli. “Ramazan, yakıp yok eden” demektir. Rasûl-i Kibriya (sav) buyuruyor ki: “Ramazan ayı, Ramazan diye isimlendirildi çünkü o günahları yakar (yok eder).” (Camiu’s-Sağir, 2596). O günah ki dilde ağırlık, kabirde karanlık, sıratta boyunda yük, mahşerde rezillik, mizanda sefillik, huzuru İlâhiyye’de divana durulduğunda kula darlıktır. Cebinde akrep olduğunu bilen bir kimse o akrebi çıkarmadıkça maddî varlığına el uzatamadığı gibi kul da kalbindeki zehirli günah akrebini çıkarmadıkça menbâı kalp olan mânevî değerlerini çıkarmaya el atamaz. Günah akrepleri bir bir Ramazan’da yakılıp yok edildiği için mânevî huzur, insanların kalbini sonra kalıbını ve sonra da afak ve enfüsü kaplıyor.

Allah (cc) Rasûlü (sav), Ashabını Ramazan-ı Şerif geldiği zaman şu sözlerle tebrik ederdi: “Size Ramazan ayı geldi. O mübarek bir aydır. Allah o ayda orucu farz kıldı. Cennetin kapıları açıldı, cehennem kapıları kapandı, şeytan zincire vuruldu. Onda öyle bir gece vardır ki bin aydan daha hayırlıdır. Kim o ayın hayrından mahrum kalırsa bütün hayırlardan mahrum olur.” Ebû Hureyre (ra) rivayetiyle Müsned ve Nesei’de zikredilen bu Hadis-i Şerif’i âlimlerin bir kısmı; Ramazan-ı Şerif ve bayramları tebrik için delil kabul etmişlerdir.

Allah’ım! Bizi bu kıymetli ayda hakkıyla istifade edenlerden kıl, mahrum olanlardan eyleme. “Eğer insanlar Ramazan ayının kıymetini bilselerdi senenin tamamının Ramazan olmasını isterlerdi.” Bu Hadis-i Şerif üzerinde yoğunlaşan zâhidler, “Biz nasıl olur da senenin tamamına Ramazan’ın faziletini ve mânevî havasını yayabiliriz?” diye düşünmüşler ve şöyle bir yol tutmuşlardır: Ramazan-ı Şerif’e altı ay kala Ramazan’a kalben ve rûhen hazırlanmaya başlamışlardır. Ramazan-ı Şerif bitince de beş ay acaba Ramazan’ın hakkını verebildik mi diye kendilerini hesaba çekmişlerdir. On iki ay devamlı gündemlerinde Ramazan ayının neşesini canlı tutmuşlardır.

Ramazan-ı Şerif; bereketin sağnak sağnak yağdığı, füyuzât-ı İlâhiyye’nin âfâkı ve enfüsü kapladığı, sevapların kat kat katlandığı, kalplerin rahatladığı, Rabbimizin kullarının birbirleriyle hayırda yarıştığına nazar edip razı olduğu, meleklerine, kullarını gösterip onlarla öğündüğü mübarek bir aydır.

Ramazan-ı Şerif, gecesiyle gündüzüyle ihya edilmeli. Rasûl-i Zişan Efendimiz (sav), Ramazan ayı girince ibadetini artırır özellikle son on gününde hanımlarını da geceleri ihya etmeleri için uyandırırlardı. Bir kul, Ramazan-ı Şerif’i nasıl olur da kendime şefaatçi ederim onu nasıl hakkıyla ihya ederim derse, Kuran ve Sünnet menşeli şu tavsiyelere kulak verip muktezasınca (gereğince) amel etmelidir:

·         Evvela her hâlini gören ve gözeten Allah (cc)’ı unutma.
* İçini de dışını da gözetleyen Mevla-yı Zülcelal (cc)’i ona isyanlarla darıltma. * Âhiretini ıslah edecek sâlih ameller işle.
* Günahın büyüğünü de küçüğünü de boşla. Çünkü ısrar edilen küçük günah, büyük günaha dönüşür. Büyük günahım çok diye de ümitsizliğe düşme, istiğfar edildiği zaman büyük günahlar affolunur. Günahın küçüklüğüne değil günah işlediğin Zât (cc)’ın yüceliğine bak. Yani az günahı az sanma kime karşı işledin ona bak.
* Her işine ona tevekkül ederek besmeleyle başla. İşte o zaman Rabbimiz dünyanı ıslah edici olarak sana yeter.
* İçini, sırrını ve kalbini huzurla, ihlasla, huşû ile ve fuyûzât-ı ilahiyyeyle süsle. O dışını süsleyici olarak sana yeter.
* Gıybet etme ve yalan söyleme, kalbine haset koma, sûizanla yalan ve iftira cürmünü boylama.
* Zikreden dil, huzura bükülen bel, sahibine yönelen diri (kalp), cennet ve cemaline vardıracak takva azığı tedariki için Ramazan-ı Şerif’i vesile kıl.
* Fırsat buldukça sözü Rahmanî, yüzü nûrânî Allah dostlarının sohbetlerinde bulun. Hikmet ehli kişilerin sözlerini ahiret yolunda geçerli bir akçe bil.
* Ölüm gelip seni bulmadan, karanlık kabre girmeden ömür sermayesini ganimet bil. * Halinle, kâlinle (güzel sözünle) ve malınla hep sadaka veren ol.•

KALB İLE İLGİLİ HADİSLER

 

1-“Yaşlı kişinin kalbi iki şey üzere gençtir.Yaşama sevgisi ve mal sevgisi.”(C.Sağir-6145)

 

2-“ Yaşlı kişinin kalbi iki şey üzere gençtir.Uzun yaşama sevgisi ve mal çoğaltma sevgisi.” (C.Sağir-6146)

 

*Kalbini terbiye etmeyenlerde bunlar ortaya çıkar, edenlerde ise;gayret ,cihat ve ilime dönüşür.

3-“Mü’minin kalbi tatlıdır tatlılığı da sever.” (C.Sağir-6147)

*Mü’min tatlı şeyleri sever ,kendisi de tatlıdır ,ahlakı da…

*Zemzem ve Hurmada Mü’minin kalbi ile bağlantı vardır.

 

4-“Şükreden bir kalp, zikreden bir dil ,saliha bir hanım din ve Dünya işlerinde bunların hepsi insanın sahip olduğu en hayırlı şeylerdir.” (C.Sağir-6148)

 

5-“Adem oğlunun kalpleri kışın yumuşar çünkü Allah (c.c) Adem (a.s) mı çamurdan yarattı, çünkü kışın kar çamuru yumuşatır.” (C.Sağir-6149)

 

6-“Kalp hükümdardır,onun birtakım askerleri vardır.Hükümdar düzgün olunca askerler de düzgün olur,bozuk olunca askerler de bozuk olur.” (C.Sağir-6191)

 

7-“Şüphesiz Adem oğlunun kalbi serçe kuşu gibidir, günde yedi defa döner ,çevrilir durur.” (C.Sağir-2342)

 

8-“Adem oğlunun kalbi her bir vadide bir şubedir,çeşittir.Kim kalbini her bir şeye uydurursa onu hangi vadide helak edeceği Allah’ın umurunda bile olmaz.Kim de tevekkül ederse Allah onun şubelerinin hepsine yeter.” (C.Sağir-2343)

 

9-“Şüphesizki Ademoğllarının kalplerinin tamamı Rahman olan Allah’ın kudret parmakları arasında tekbir kalp gibidir kul nereye çevrilmeyi istiyorsa Allah’ta  onu oraya  istediği gibi çevirir..” (C.Sağir-2344)

 

10-“Kalbe nur girince genişler,rahatlar. Bunun alameti nedir Ya Rasulullah dediler? Dedi ki;Ahiret’e yöneliş,Aldatma yurdundan (Dünya) uzaklaşma,Ölüm gelmeden ölüm için hazırlık.” (Tirmizi)

 

11-“Şanı yüce olan Allah suretlerinize ve mallarınıza bakmaz,ancak kalplerinize ve amellerinize bakar.” (C.Sağir-1832)

 

12-“Şüphesiz ki beden de bir parça vardır; o düzgün olursa bedenin tamamı düzgün olur,bozuk olursa bedenin tamamı bozuk olur.Dikkat ediniz ki o kalptir.” (C.Sağir-3856 ,Buhari-iman 39,

büyu2 ,Müslim-müsakat 107 ,Ebu Davut-büyu’ 3 ,Tirmizi-büyu’ 1 ,Nesai-büyu’ 2 )

 

13-“Kulun imanı istikamet bulmaz, ta ki kalbi doğrulmadıkça; Kalbi istikamet bulmaz,ta ki dili doğrulmadıkça.” (Ahmet .b. Hanbel- Müsned-C.3 S.198)

 

*Dil ibrik gibidir, kalpte ne varsa onu boşaltır.

 

14-“Adem oğlunun kalbi tencereden daha çok değişkendir.Tencere kaynarken suyun toplandığı gibi.” (C.Sağir-7300)

 

15-“Kalbin misali;çöldeki bir tüy gibidir.Rüzgar onun içini dışın, dışını  içine çevirir durur.” (C.Sağir-8135)

 

16-“Dört şey şakiliktendir. Göz katılığı (ağlayamamak), Kalp katılığı,hırs,uzun emel.” (C.Sağir-921)

 

*Hz.Ömer size ölüm ne kadar uzaktır diye sorunca ;göz ile kaş arası diyenlere siz uzun emel üzeresiniz der. Ölüm gözün beyazı ile siyahı kadardır der.

 

17-“Dünya’da züht sahibi olmak, kalbi ve bedeni rahatlatır.Dünya ‘ya rağbet ise kalbi ve bedeni yorar.” (C.Sağir-4594)

18-“Saflarınızı düzeltiniz,kalpleriniz ayrı düşmesin.” (C.Sağir-4729)

 

*Beden olarak aynı safta olmayanın kalbi de beraber olamaz.

19-“Alçak gönüllü olmayı tavsiye ediyorum Alçakgönüllülük kalp amelidir.” (C.Sağir-5517)

*Kalbi mütevazi olanın zahiri de mütevazidir.

 

20-“İlim iki kısımdır;Kalp ilmi ki;faydalı olan budur.Dil ilmi olan ki;ademoğlunun aleyhine kullanılacak ilimdir.” (C.Sağir-5717)

 

21-“Kalp hükümdardır ,hükümdar düzgün olunca tebası da düzgün olur ,bozuk olunca tebası da bozuk olur.” (C.Sağir-5752)

 

22-“Şarkı ve türkü, suyun baklayı büyütüp yeşerttiği gibi kalpte münafıklığı büyütür.” (C.Sağir-5809)

 

*İcra eden,sözler,mekan,mana dine aykırı olmaz ise caizdir.

 

23-“Vera sahibi ol ki;insanların en abidi olasın.Kanaat sahibi ol ki; insanların en çok şükredeni olasın.Kendi nefsin için istediğini insanlar için de iste ki;mü’min olasın.Sana komşu olana komşuluğu güzel yap ki; Müslüman olasın.Gülmeni az yap gülmenin çoğu kalbi öldürür.” (C.Sağir-6422)

 

24-“Körlüğün en şerlisi kalp körlüğüdür.” (C.Sağir-9689)

 

25-“Kalb kalb diye isimlendirildi,çünkü döndüğünden.Kalp,  çölde rüzgarın içini dışına dışını içine çevirip durduğu ağaca takılmış  bir tüy misalidir.” (C.Sağir-2595)

 

26-“İslam açıkça yaptığımız amellerdir,imanın yeri ise kalptir.” (C.Sağir-3060)

 

27-“Saffan.b. Muattal’a dokunmayın onun dili pis kalbi temizdir.” (C.Sağir-4224)

 

28-“Kırallara sövme ile kalbinizi meşgul etmeyin.Onların ıslahı için dua etmek sureti ile Allahu teala’ya yakınlık arayınız.” (C.Sağir-9805)

 

*Allah onların kalplerini size karşı yumuşatır.

 

29-“Kul bir hata işlediği zaman kalbine simsiyah bir nokta konur.Eğer günahtan kendini çeker,tevbe ve istiğfar eder se kalbi cilalanır,etmez se ta ki;kalbini kaplayıncaya kadar.

 nokta artırılır .” (C.Sağir-2070 , Tirmizi-tefsir 83 ,İ.Mace-tevhit 29 )

30-“Allahu teala buyurdu ki; Ben öyle mahluklar yarattımki dilleri baldan tatlı,kalpleri kaktüsten daha acıdır.”

 

31-“Allahım korkmayan kalpten, faydasız ilimden,kabul edilmeyen duadan sana sığınırım.” (C.Sağir-1490)

 

32-“Allahım;Kalbimi nurlu kıl,lisanımı nurlu kıl,bakışımı nurlu kıl,işitmemi nurlu kıl..” (C.Sağir-1513)

 

33-“Allahım kalbimi nifaktan ,amelimi riyadan,dilimi yalandan,gözümü hain bakmaktan koru.Şüphesiz ki sen gözlerin hain bakışlarını ve göğüslerde gizlenenleri bilirsin.” (C.Sağir-1529)

 

34-“Şüphesiz ki kıyamet günü kulların Allah’a en uzak olanı kalbi katı olan kişidir.”

 

 

Varlıklar Aleminde İnsan


İnsana yüklenen emanet işlenmesinde sevap, terkinde ikab(ceza) olan ibadet ve davranışlarla akıl ve düşünce kabiliyetidir. Kulluk ve akıl emanetine riâyet edilmezse zulüm ve bilgisizliğe sapılmış olur. Bu emaneti vermekle Allah(cc) insanı teklifleriyle sorumlu tutmuş ve böylece onu imtihan etmiştir.

Varlıklar alemi nedir?
Âlem: Allah (cc) Teâla dışındaki her şeyi içine alır. Ayrıca Her zamanın ehli âlemdir de denilmiştir.
İbn-i Abbas(ra): Âlemlerden maksat: İnsan ve cin alemidir veya Yeryüzünde hareket eden her canlıdır.
Ferra ve Ebu Ubeyde : Alem düşünülen şeylerden ibarettir. Onlar dört ümmettir: İnsan, cin, melek ve şeytan. Hayvanlara âlem denemez.
Zeyd b. Eslem(ra): : Âlemler rızıkla beslenenlerdir.
Vehb b. Münebbih(ra) :Allah (cc)’ın on sekiz bin âlemi vardır. Dünyada o âlemlerden sadece birisidir.
Ebu Saidül Hudri (ra): Allah(cc)’ın kırk bin âlemi vardır. Dünya batısından doğusuna kadar bir âlemdir.
İmam Mukatil : Âlemler seksen bin âlemdir. Kırk bin âlem karada ve kırk bin âlem de denizdedir.
Zukav şöyle demiştir : Âlem ; Allah Teâla’nın dünya ve ahirette yarattığı her şeydir. (Câmi li eh kâmil Kur’an (1/154-Beyrut)
Birinci âlem tanımı en doğru tanımdır. Yani âlem; Allah Teâla dışındaki varlıklardır. Çünkü bu tanım mahlukatın ve mevcudâtın tamamını”kapsamaktadır. Şu âyet-i kerime bu tanımın doğruluğuna delildir.
“Firavun: "Alemlerin Rabbi de nedir?" dedi. Musa: Kesin olarak inanacaksanız, bilin ki O göklerin, yerin ve ikisinin Arasıda bulunanların Rabbidir" dedi.”(Şuara 23–24)
Sonra âlem; alâmet manasındaır. Çünkü âlem yaratıcısıne bir alâmettir. Yaratıcısıne delâlet etmektedir.


KÂİNAT İNSANIN EMRİNE VERİLMİŞTİR
Yüce Rabbimiz yeri-göğü insann emrine vermiştir Kuran-ı Kerimde bu hakikat şöyle dile getiriliyor:
“Allahın (cc) göklerdeki ve yerdeki (nice varlık imkanları) sizin emrinize verdiğini, nimetlerini açık ve gizli olarak size bolca ihsan ettiğini görmediniz mi?” (Lokman 20)
Gökyüzünün indirdiği yeryüzünün bitirdiği insana değil de kime hizmet ediyor? Deniz kara ve havadaki canlı veya cansız varlıklar insana değil de kime hizmet ediyor.
“Allah (cc) O (yüce) varlık ki gereğince denizde yüzmek üzere gemileri ve lütfedip verdiği rızkı aramanız için denizi size musahhar kılmıştır. Umulur ki şükredersiniz. O göklerde ve yerlerde ne varsa hepsini size boyun eğdirmiştir. Elbette bunda düşünen topluluklar için bir takım ibretler vardır.”(Casiye 12-13)
Allah (cc) ın insanın emrine vermiş olduğu nimetleri saymakla bitiremeyiz.
O, size istediğiniz her şeyden verdi. Eğer Allah(cc)’ın nimetini sayacak olsanız sayamazsınız. Doğrusu insan çok zalim ve nankördür. (İbrahim 34)
Erzurumlu İbrahim Hakkı Hazretleri Marifetnamede insanın ubudiyyete mecbur olduğunu şöyle ifade ediyor: “Ey Aziz! Marifet ehli demişlerdir ki: Hakk Teâla iki cihanı ve onlarda olanları tamamen insan için vermiştir. Ta ki âlemde olan sanatlara bakıp eşyada bulunan hikmetleri bilsin. Hepsinin örneğini kendi vücudunda bulduğunda nefsini tanıyıp ondan Allah Teâla’yı tanısın. Çünkü Allah Teâla Kur’an’ı Kerim’de Zariyat Suresi 56 âyetinde “cinleri ve insanları ancak bana ibadet etmeleri ve beni bilmeleri için yarattım.” buyuruyor.

İNSANIN YARATILIŞ GAYESİ
“Sana ölüm gelinceye kadar Rabbine kulluk et.”
(İsra 44)
Ayrıca insan bu kadar nimetle donatıldıktan sonra elbette başıboş bırakılamaz idi. Bu durumu Rabbimiz şöyle beyan ediyor:
“İnsan başıboş bırakılacağını mı zannediyor?”
(İsra 44)

İnsanoğlu sen bilesin
Alemin mecmuu sensin
Âdem oğlu öyle bir macundur ki
Hem melek hem hayvan ahlakı taşır
Hayvana meyletse ondan beterdir
Meleğe meyletse ondan iyidir

İnsan kulluk macunuyla yoğrulursa meleklerin seviyesine çıkar şehevât macunu ile yoğrulursa belki hayvandan daha aşağı mertebeye düşer. İşte belirleyici ölçü kulluktur. Ubudiyyettir.
Ubudiyyet: Her yönüyle “Allah(cc)’ın emirlerine ittiba, nehiylerinden de ictinab etmektir. Kulluk ifadesi sadece namaz, oruç, zekat ve hacc ibadetini içine almaz. Mükellefin kul ile, Allah(cc) ile ve toplum ile olan münasebetlerini de içine alır. Kulluk; aşığın maşuğa sarıldığı gibi Allah(cc)’ın emirlerine sarılmak; vebadan kaçar gibi de yasak olan her şeyden kaçmaktır. Kulluk, Allah(cc)’ın koymuş olduğu sınırı aşmamak ve Hak yoldan şaşmamaktır.

Yeterki insan aleme ibret nazarıyla bakabilsin.
Âlem ki temam nüsha-i hikmettir.
Manasını fehm eyleyene cennettir.
Mahrum-ı şühûd olanların çeşminde
Zindan-ı belâ çâh-ı gam ü mihnettir

(Bu âlem baştan sona bir hikmet sayfasıdır. Manasını anlayabilen için cennet sayılır. Bakmasını bilmeyenlerin gözüne ise bir belâ zindanı, bir eziyet ve üzüntü, sıkıntı kuyusu olarak görünür.)
Nitekim; ibret gözüyle âleme bakan ârifler, her şeyde nice hikmetler görmüşlerdir. Allah (cc) dostları da böylece eşyanın harflerinden mananın özüne ulaşıp Allah (cc)’a yakınlık ve onun yüksek huzurunu bulmuşlardır.
Havadaki zerreler, dağlar, taşlar, yağmur damlaları, nehirler, denizler, gök kubbenin her parçası, gezegenler, ateş,hava, su, toprak, madenler, bitkiler, hayvanlar ve varolan her şey, her zaman gece-gündüzden her biri Allah Teâla’ya senâ edip O’nun varlığını ve birliğini açığa çıkarmak ve bildirmek için bir lisandır.
“Yedi kat gökler, yer ve bunlardan olan melekler, insanlar ve cinnîler Allah Teâla’yı tesbih ederler. Fakat siz onların tesbihlerini anlamazsınız. O, halim ve gafurdur.(İsra 44)
Kaldı ki insanoğlu Allah’ı Rabb olarak tanıdığına “Kalu Bela”da şahitlik etmiştir.
Bu şahitlik :
“Kıyamet gününde “Biz bundan habersizdik.” demeyesiniz diye Rabbin âdemoğullarından onların bellerinden zürriyetlerini aldı ve onları kendilerine şahit tuttu ve dedi ki “Ben sizin Rabbiniz değil miyim?” (onlarda) “Evet (Rabbimiz olduğuna) şahit olduk” dediler”. (Âraf 172)
Allah(c.c)ın Rabb olduğuna şahitlik eden insanoğlunun ruhu : “Ey Allah’ım yalnızca sen hakkıyla mabutsun. Kulluk ancak sana yapılır. Senden başka terbiye edici yoktur.” diye haykırmıştır. Ama insanoğlu bu şahitliği maalesef unutmuştur.
İnsanoğlu ayrıca yerin, dağın, taşın yüklenemediği ağır bir emaneti de yüklenmiştir. Bu emanet:
“Biz emaneti göklere, yere ve dağlara teklif ettik de onlar bunu yüklenmekten çekindiler, (sorumluluğundan) korktular. O’nu insan yüklendi (bununla beraber onun hakkını tam yerine getiremedi). Çünkü o çok zalim, çok cahildir. (Ahzab 72)
İnsana yüklenen emanet işlenmesinde sevap, terkinde ikab(ceza) olan ibadet ve davranışlarla akıl ve düşünce kabiliyetidir. Kulluk ve akıl emanetine riâyet edilmezse zulüm ve bilgisizliğe sapılmış olur. Bu emaneti vermekle Allah(cc) insanı teklifleriyle sorumlu tutmuş ve böylece onu imtihan etmiştir.(Suud Terceme s:426)
İnsan dünyaya “kesb-i kemâl, seyr-i cemâl için gelmiştir” vecizesinin manası insan akıl ve irade emanetlerini Rahman’ın emirleri doğrultusunda kullanıp dünyadayken Hakk’a boyun eğerse ahirette Cemalullah’ı doya doya seyredecektir. Eğer bu emaneti kulluk sınırı dışında kullanmaya kalkarsa hem kendine hem de diğer insanlara zulmetmiş olacak ve cahillerden olacaktır.
Gerçekten insanın yükü ağırdır. Ama bu ağırlığın da yükün azametinden olduğunu akıldan çıkarmamak gerekir. Kur’an’ı ele alırsak vahiy esnasında Allah(cc)’ın Resulünün olağanüstü hallere girmesi Kur’an’ın azametinin ve yüceliğinin eseri olsa gerektir. Yine Rabbimiz Haşr süresi 21. âyette, Kur’an’ın dağlara indirilmiş olması tasavvuruyla bu ağır yükü şöyle ifade buyuruyor.
“Eğer biz bu Kur’an’ı bir dağa indirseydik muhakkak ki onu Allah(cc) korkusundan, parça parça olmuş görürdün. Bu misalleri insanlara düşünsünler diye veriyoruz.” (Haşr 21)
Bu yükü sevip sevmeme bakımından insanları Hz. Mevlana’ dan şu misalle tavsif edebiliriz : “düşünün ki her iki arıda ( bal ve eşek arısı ) aynı çiçeği emer fakat birinden bal diğerinden zehir meydana gelir. Her iki kamış da (saz ve şeker kamışı bir sulakta biter fakat birinin içi boş diğerinin içi şeker doludur.”
Bal arısı : mü’min , eşek arısı kafir ikisi de aynı dünyada yaşıyor.
Şeker kamışı mü’min , saz kamışı kafir ikisi de aynı gıda ile besleniyor.
İnsan kainatın özüdür. Özün özü ise ismi ile müsemma Hazret-i Mustafa (sav.)’dir. Her kim o öze gark olur, O’nun sevgisiyle, muhabbetiyle yek pare olursa saflaşır, berraklaşır, nurlaşır...O Mustafa(sav) ki süzüldü, süzüldü, süzüldü, sadece Allah(cc)’ın nuru tecelli etti. O nur ki cahiliyyet kirlerini, günah paslarını cilalayıp hidâyet rehberi arkadaşlar meydana getirdi. O ıssız çölden zamanları aydınlatan bir medeniyet toplumu (Asr-ı Saadet) meydana getirdi.
Göklere, hem de yere ve içindekilere
Emaneti arz ettik, sonra eyledik beyan
Kainatta hiçbir şey, onu kabul etmedi
O’nu sırtına aldı yüklendi yalnız insan•

Dünya İçin Üzülmeye Değmez

Medine-i Münevvere de bir kitapçıda “La Tahzen”(üzülme) ismini taşıyan bir kitap gözüme ilişti. Dikkatimi çeken husus ise üzerindeki yazılı “Bir milyondan daha çok satan kitap” ifadesiydi. “Üzülme” adıyla bir milyondan daha çok satan kitabın sosyolojik manası şuydu: Üzüntü ve hüzün yumağında kurtuluş arayan insanların sayısının çokluğu. “Dünya üzülmeye değmez dünya için üzülme“ temeli üzerine yazılmış idi bu eser. Kuran’ı Kerim’de Rabbimiz ahirette korku ve üzüntüden kurtulacak olanları şöyle haber veriyor.
a)Hidayete tabi olanlar
“Dedik ki: Hepiniz oradan inin sonra benden size ne zaman hidayet gelir de kim o hidayete tabi olursa onlara hiçbir korku yoktur ve onlar mahzun da olmayacaklardır.”(Bakara 38)
b)Allah(c.c)a iman eden, ahiret gününe inanan ve salih amel işleyenler.
“…Herkim Allah(c.c)a ve ahiret gününe gerçekten iman eder ve salih amel işlerse onlara mutlaka Rabbleri katında mükâfatlar vardır. Onlara hiçbir korku yoktur ve onlar mahzun da olmayacaklardır”(Bakara 62)
c)Yüzünü Allah(c.c)a samimiyetle dönenler
“Hayır her kim yüzünü samimi olarak Allah(c.c)a çevirirse işte onun Rabbi katında mükafatı vardır. Onlara hiçbir korkuda yoktur ve onlar mahzun da olmayacaklardır.”(Bakara 112)
d)Mallarını Allah(c.c) yolunda harcayanlar
“Mallarını Allah(c.c) yolunda harcayan sonra verdiklerinin arkasından başa kakmayan ve gönül incitmeyen kimselerin Rableri katında mükafatları vardır.Onlara hiçbir korku yoktur ve onlar üzülmeyeceklerdir.(Bakara 262)
e)Allah(c.c) yolunda gayret eden ve bu yolda şehit olanlar
“Allah(c.c)ın kendilerine lütfundan verdiği mutlulukla sevinirler ve arkalarından şehit olarak kendilerine katılmamış mücahitler hakkında “onlar için hiçbir korku yoktur ve onlar üzülmeyeceklerdir” müjdesini verirler.(Ali İmran 170)
f) Sünneti seniyyeye tabi olmak
“Biz o peygamberi müjdeleyici ve korkutucu olarak gönderdik. Onun için kim iman eder ve halini düzeltirse onlara hiçbir korku yoktur ve mahzun da olmayacaklardır”(En’am 48)
g) Allah(c.c) dostları
“Dikkat ediniz ki ;Allah(c.c) dostlarına hiçbir korku yoktur ve onlar mahzun da olmayacaklardır”(Yunus 62)
h)Takva sahipleri
“Korunan takva sahipleri ise Allah(c.c) muratlarında kurtuluşa erdirecektir. Onlara kötülük dokunamayacak ve onlar mahzun da olmayacaklardır.”(Zümer 61)
ı)İstikamet üzeri olanlar
“Rabbimiz Allah(c.c)tır deyip de sonra istikamet üzere olanlar var ya onlar için hiçbir korku yoktur ve onlar mahzun da olmayacaklardır” (Ahkaf,13)

İnsan zahiri ve batıni nimetlerle kuşatılmış bu sayısız nimetlere hamdedip şükretmesi üzerine bir kulluk vazifesidir.
“Allah’ın nimetlerini saymaya kalksanız sayamazsınız”
“Allah zahiri ve batıni nimetlerini üzerine yağdırdı.”
İnsan için aslolan koyu bir mahzuniyet bulutu içinde ağır ve hantal düşmesi değil nimetleri lutfeden Mevlâ’ya hamd ve şükür neşesiyle hayatını idame ettirmesidir.Koyu bir mahzuniyeti terkedip kulluk ve şükür neşesine bizi ulaştıracak bazı prensip ve tavsiyeleri şöyle sıralayabiliriz.
1-Kaza ve kadere iman gam ve kederi giderir. Her şey bir kader çerçevesinde vuku bulur. Levh-i Mahfuz’da yazan olur.

2-Ecel insanı zamanı geldiğinde bulduğu gibi taksim edilen rızkta mutlaka sahibine gelir ve bulur. Dünyadan kazandığına sevinme kaybettiğine ise üzülme.

3-Unutma ki kalbin sükûnet ve huzuru ancak zikrullah ile mümkün olur.

4-Mevla rızası için yaptığın hiçbir iş için insanlardan iltifat bekleme. Her işini onun rızası için yap.

5-Gelecek endişesiyle uzun emel zindanına kendini hapsetme. Hali hazırda yaşadığın anı en iyi şekilde ganimet bil. Geçmiş geçti gelecek belli değil. Öyleyse bu zamanı iyi kullan.

6-Hep başkasını hesaba çekerek ömür tüketme. An be an nefsini hesaba çekmeyi unutma. Hesaba çekilmeden önce kendisini hesaba çeken, amelleri mizanda tartılmadan amellerini tartanlar ancak o gün kurtulurlar.

7-İyiliği emret, kötülüğü yasakla, Hak yolunda başına gelecek musibetlere sabret.

8-Tefekkürle daima Kuran oku. Maddi ve manevi dertlerin reçetelerini Kur’an eczanesinden her an talep et.

9-Tesbih ve zikirden uzak olma. İstiğfar-ı Şerifi çoğalt böylece rızkın helalini celb etmek, dilinde hikmet pınarlarını akıtmak mümkün ve müyesser ola.

10-Her zorluktan sonra mutlaka bir kolaylık geleceğini unutma. Zorluklara karşı sabır ve tahammüllü ol. Çünkü zorluklar gelecek kolaylıkların müjdeleyicisidir.

11-Su-i Zannı, hasedi ve kini terk et. Kalbini bunlardan boşalt ki kalbin nur ve feyizle dolsun.
12-Hangi sıkıntıda olursan ol bil ki senden daha büyük sıkıntıda olan niceleri var. Onları düşün ve haline şükret. Dünya işlerinde hep geride olanlara, ahiret işlerinde de ileri olanlara bak. Böylece ahiret yoluna takva azığı hazırlayabilesin.

13-Gelmeyene git, vermeyene ver ve seninle alakayı kesenle alaka kur. Hep veren el olmak için çalış kazan.

14-Ömrünü boş işlerle zayi etme. Doğan güneşin kıyamet gününe kadar aynı gün için doğmayacağını unutma. O günü hakkında şefaatçi kılacak amellerle tezyin etmenin yoluna bak. Sen Hakla meşgul olmazsan batılın seni meşgul eder.

15-İlim, irfan ve ahlak sahibi kimselerle birlikte ol. Salihlerin meclislerinden azami derecede istifade etmeye çalış.

En büyük korku ve hüzün günü kurtuluşa eren enbiya, sıddıklar, şehitler ve salihlere refik olma arzusu ve temennisiyle…

 

Ahiret İçin Azık Toplamak

Ey mü’minler! Ahiret için azık toplayınız. Biliniz ki azığın en hayırlısı takvadır. Ey akıl sahipleri yalnız benden korkun.” (Bakara 2/197)
İnsanın iki seferi vardır. Dünyadaki seferi ve dünyadan ahirete seferi. Dünyadaki seferinde ona mutlaka azık lazımdır. Mesafenin uzaklık ve yakınlığına göre azık temin etmelidir. Dünya azığı ise mal, mülk ve binektir.
Dünyadan ahirete yapacağı sefere gelince onun için de mutlaka azık lazımdır. Çünkü bu yol çok daha uzaktır. Ayrıca bu yol meşakkatli ve sarp geçitlerle doludur.
Peygamber Efendimiz (s.a.v.), Ebû Zerri’l-Gıfari’ye şöyle buyurmuştur: Yâ Ebâ Zer! Gemiyi yenile, zira deniz derindir. Erzaklarını tam olarak al, zira yol uzundur. Yükünü hafiflet, çünkü geçit sarp ve güçtür. Amellerini hâlis kıl, herşeyi kontrol eden(Allah) var…
Dünyadan ahiret yurduna yapılacak olan seferin azığı ise marifetullahtır. Allah (c.c)’a hakkıyla kulluk edip, göndermiş olduğu Nebi-yi Zişana itaat etmektir. Allah için sevip Allah için buğzetmektir. Bu yolculuğun azığını hazırlamaya azami gayret göstermek gerekir. Çünkü bu yolculuğun azığı dünya seferinin azığından daha hayırlı bir azıktır. Dünya azığı geçici ve bir anlık susuzluktan kurtarır. Ahiret azığı ise daimi bir meşakkat ve azaptan kurtarır. Rabbimiz ahiret azığının en hayırlısını da takva azığı olarak haber vermiştir. Çünkü takva azap ve ateşten koruyucu kalkan, sahibini Zat-ı Kibriya’ya ulaştıran bir binektir. “Ey akıl sahipleri benden korkun.”ifadelerinde de akıl sahibi olanlar ancak takva azığını temin derdine düşenlerdir demektedir.
“Bir adam Allah’ın Resulü’ne geldi ve dedi ki: Ya Rasulallah yolculuğa çıkmak istiyorum tavsiyede bulun. Buyurdular ki: Allah (c.c) sana takva azığı versin. Adam artır dedi. Şu günahını bağışlasın. Anam babam sana feda olsun artır dedi. Buyurdular ki: Her nerede olursan ol sana hayır kolay gelsin. (Tirmizî- Hakim)
İkrime (r.a) buyurdular ki: İnsanlar; biz Allah (c.c)’a tevekkül edip azıksız haccedeceğiz deyince; Allah (c.c) Bakara 197. ayeti inzal buyurdular.
Abdullah Bin Abbas hazretleri de Yemen ehli biz azıksız haccedeceğiz, Allah (c.c)’a tevekkül ettik deyince: Allah (c.c) bu ayeti indirdi.
Adamın birisi Ahmet Bin Hanbel’e gelip şöyle dedi: Ben Allah (c.c)’a tevekkül ederek, azıksız olarak Mekke’ye gideceğim. Ahmet Bin Hanbel ona dedi ki: O zaman kafilesiz git. Adam hayır, kafilesiz gidemem deyince; İmam dedi ki: Sen o zaman Allah (c.c)’a değil de insanların azık çantalarına mı tevekkül ettin?
Rabbimiz: “Dünyadaki yolculuk için azık almaları gerektiğini emredince onlara, ahiret azığını gösterdi. Zahiri elbiseyi haber verdikten sonra takva libası sizin için daha hayırlıdır.” Buyurduğu gibi…
Dünya seferinin tehlikelerine karşı bir koruma zırhımız var ki, biz farkına varmasak bile bizimle her an beraberdir. Şöyle ki: “ Onun önünde ve arkasında Allah (c.c)’ın emriyle onu koruyan takipçiler (melekler) vardır.
Allah (c.c)’ın gece gündüz birbiriyle değişimli koruyucu melekleri vardır. Bir kısmı gündüz bir kısmı da gece görev yaparlar. Bu ayetteki "Allah (c.c)'ın emriyle korurlar" bu koruma nasıl oluyor ve insanları acaba bu dünya seferinde hangi tehlikelerden koruyorlar bu hususta ihtilaf edildi.
Denildi ki: Melekler insanları vahşilerden, yırtıcı hayvanlardan ve göze gözükmeyen zararı muhtemel olan zararlı pek çok şeylerden koruyorlar.
Ka'b bu ayetle alakalı dedi ki: Eğer Allah (c.c)'ın görevlendirdiği meleklerden sizleri yemenizden, içmenizden ve giydiklerinizden korumamış olsaydı sizleri cinler helak ediverirdi. Ve azap meleklerini "Allah (c.c)'ın emriyle" diye tayin etmemiş olsaydı aynı şekilde azap melekleri sizleri helak ediverirdi.
Hz. Osman Efendimiz Allah (c.c)'ın Rasulünün huzuruna girdi ve dedi ki: Ey Allah (c.c)'ın Rasulü bir kul ile beraber kaç tane melek vardır. Bana haber verir misin? Allah (c.c)'ın Rasulü buyurdu ki: Bir melek sağında iyilikleri yazar, diğeri sol tarafında günahları yazar. Sağ taraftaki meleğin sol taraftakine emir yetkisi vardır. Bir iyilik yaptığın zaman hemen on sevap yazılır. Bir kötülük yaptığın zaman soldaki sağdakine yazayım mı? Der. O da "Hayır umulur ki Allah (c.c)'a istiğfar eder veya tevbe eder diye cevap verir’’
Takva azığı ancak dünyada sadıklarla beraber olmakla elde edilir. Rabbimiz şöyle buyuruyor: "Ey iman edenler! Allah (c.c)'tan korkun ve sadıklarla beraber olun"(Tevbe 119)
Takva azığının sofrası cennette nebiler, sıddıklar, şehitler ve Salihlerle birlikte serilen şerefli bir sofradır. Takva ağacının meyvesi tuba dallarında her an yemiş veren bereketli bir meyvedir. Takvanın meyveleri dünyada toplanır. Ukbada cennet karşılığı pazarlanır. Takva üzere bir hayat yaşamanın bereketi saymayla bitmez ancak bazı meyvelerinden Kuran-ı Kerimin delaletiyle haber verelim:
TAKVANIN MEYVELERİ
1-Allah katında büyük mükâfat vardır.
“Eğer iman edip kendilerini kötülükten korusalardı, şüphesiz, Allah tarafından verilecek sevap daha hayırlı olacaktı. Keşke bunları anlasalardı!”(Bakara 103)
2-Aziz ve Celil olan Allah sevgisini kazandırır.
‘Hayır! (Gerçek onların dediği değil.) Her kim sözünü yerine getirir ve kötülükten sakınırsa, bilsin ki, Allah sakınanları sever.’ (Ali İmran 76)
3-En hayırlı azıktır.
“(Ey müminler! Ahiret için) azık edinin. Bilin ki azığın en hayırlısı takvâdır. Ey akıl sahipleri! Benden (emirlerime muhalefetten) sakının.” (Bakara 197)
4-En hayırlı elbisedir.
“ Takvâ elbisesi... İşte o daha hayırlıdır. Bunlar Allah'ın âyetlerindendir. Belki düşünüp öğüt alırlar (diye onları indirdi).”(A’raf 26)

5-Düşmanlardan korunmadır.
“ Eğer sabreder ve korunursanız, onların hilesi size hiçbir zarar vermez. Şüphesiz Allah, onların yaptıklarını çepeçevre kuşatmıştır.”(Ali İmran 120)
6-Cennet’te ebedi kalıştır.
‘Rabbinizin bağışına ve takvâ sahipleri için hazırlanmış olup genişliği gökler ve yer kadar olan cennete koşun!”(Ali İmran 133)
7-Ahiret nimetlerinden faydalanmadır.
“Onlara de ki: "Dünya menfaati önemsizdir, Allah'tan korkanlar için ahiret daha hayırlıdır ve size kıl payı kadar haksızlık edilmez."(Nisa 77)
8-Günahlardan bağışlanmadır.
“Eğer arayı düzeltir, günahtan sakınırsanız Allah şüphesiz çok bağışlayıcı ve esirgeyicidir.”(Nisa 129)
9-Salih amellerin kabulüdür.
“Diğeri (Habil) de "Allah ancak takvâ sahiplerinden kabul eder" dedi (ve ekledi:)” (Maide 27)
10-Gökten ve yerden berekettir.
“ O (peygamberlerin gönderildiği) ülkelerin halkı inansalar ve (günahtan) sakınsalardı, elbette onların üstüne gökten ve yerden nice bereket kapıları açardık, fakat yalanladılar, biz de ettikleri yüzünden onları yakalayıverdik”.(A’raf 96)
11- Allah’ın rahmetini kazandırır.
“Rahmetim ise her şeyi kuşatır. Onu, sakınanlara, zekâtı verenlere ve âyetlerimize inananlara yazacağım.”(A’raf156)
12-Bakışları nurlanır.
“ Ey iman edenler! Eğer Allah'tan korkarsanız O, size iyi ile kötüyü ayırdedecek bir anlayış verir, suçlarınızı örter ve sizi bağışlar. Çünkü Allah büyük lütûf sahibidir.”(Enfal 29)
13-Cennet’e mirasçı olurlar.
“ Kullarımızdan, takvâ sahibi kimselere verdiğimiz cennet işte budur.”(Meryem 63)
14-Cehennem’den kurtuluş vardır.
“İçinizden, oraya uğramayacak hiçbir kimse yoktur. Bu, Rabbin için kesinleşmiş bir hükümdür.”(Meryem 71)
15-Güzel son vardır.
“Ailene namazı emret; kendin de ona sabırla devam et. Senden rızık istemiyoruz; (aksine) biz seni rızıklandırıyoruz. Güzel sonuç, takvâ iledir.”(Ta-ha 132)
16-Cennette ebedi kalıcıdırlar.
“ De ki: Bu mu daha iyi, yoksa takvâ sahiplerine vâdedilen ebedilik cenneti mi? Orası, onlar için bir mükâfat ve (huzura kavuşacakları) bir varış yeridir.”(Furkan 15)
Akıbetimiz hayrola….

 

Vesile Arayın

“Ey iman edenler Allah(c.c)tan korkunuz ve ona (ulaşmaya) vesile arayın ve yolunda cihat edin ki kurtuluşa eresiniz.”(Maide 35)
Vesile:Rabbimizin katında yakınlığa sebep olan ve kendisiyle ihtiyaçların giderilmesinin talep edildiği her vasıtadır
Vesile: kendisiyle maksada ulaşılan şeydir.
vesile: aynı şekilde cennet mevkilerinin en büyüğünün özel ismidir.O da peygamber efendimizin cennetteki mekanıdır.O mekan arşa en yakın olan mekandır.

İmam Katade vesile arayınız ayetini ibadetler ve Allahın razı olacağı amellerle ona yaklaşınız.diye tefsir etmiştir

Vesilenin caiz olmasının şartı:Vesile kılan kimse vasile kıldığı şeyi mahluk statüsünden üstte görmemesidir yani:vesile kılan vesile kıldığı şeyi bizzat Allah gibi fayda ve zarar verme makamında görmeyecek.Fiillerin yaratıcısı Rabbul alemindir.Faydayı sağlayan ve zarar verme gücünü yaratan Haliki lemyezeldir.

Salih amellerin vesile kılanması:Kişinin Salih amelleri vesile kılarak Rabbimize yakınlık istemesi ulemanın tamamının ittifak ettiği bir husustur.Kim bir Salih amel işler ,namaz kılar,oruç tutar,kuran okur,sonra namazını ,orucunu,okuduğu kuranı vesile kılıp elini açar Ya Rab…diye dua eder.İşte bu heran Müslümanların yapa geldiği vesiledir.Bu hususta ihtilafta yoktur.Salih amellerini mağaradan kurtuluş için vesile kılan üç arkadaş peygamberimizin anlatımıyla sabittir.

Bazı şahısların vesile kılınması:Hükmünü ifade etmeden önce bir kimse bir şahsı niçin vesile kılar.Sorusuna yoğunlaşalım.vesile kılan vesile kıldığı kimsenin etine kemiğine ,kanına veya suretine kıymet verdiği için değil onda gördüğü Allah’a (c.c) yakınlığı onu cezb etmektir.Ve ondaki nübüvveti veya hüsnü zannınca velayet makamını vesile kılmak istemektedir.hal böyle olunca kişi nübüvvetin nuruna veya velayetin nuruna olan sevgisini vesileyle dillendirmektedir.Allah için sevmek Salih amellerin büyüklerindendir.Hal böyle olunca aslında kişi salih amel olan muhabbeti vesile kılmış oluyor.İman sevgisi ,velayet sevgisi ,nübüvvetin sevgisi hakiki vesile kılınan salih amellerdir.Zaten şahısların vesile kılınmasına cevaz vermeyenler bu inceliği göz ardı ettiği için böyle bir hataya düşmüşlerdir.
Sonuç itibariyle vesile kılınan şahsın zatı değil ,Salih amelin ta kendisidir.Buradaki salih amel de Allah için beslenen muhabbettir.


PEYGAMBERİMİZİN VESİLE KILINMASI

Peygamberimizin yaratılmadan önce vesile kılınması
Adem (a.s)ın vesile kılması:
Adem (a.s) tövbesinin kabulü için peygamber efendimizi vesile kılmıştı.İmam Hakimin müstedrekinde sahih olarak kaydettiği hadisi şerif şu şekildedir.Hz. Ömer efendimizin rivayetiyle Rasulullah buyurdu ki:Adem (a.s) zelle işleyince dedi ki:Ya Rab Muhammed (a.s) hakkı için beni bağışlamanı istiyorum.Rabbimiz buyurdu ki:Ya Adem sen Muhammedi onu yaratmadığım halde nasıl bildin.Adem a.s dedi ki:Ya Rab sen beni kudret elinle yaratıp ruhundan bir ruh üfleyince başımı kaldırdım ve arşın direklerinde LA İLAHE İLLALLAH MUHAMMEDUN RASULULLLAH yazılı olduğunu gördüm ve bildim ki sen ancak isminin yanına katında en sevgili olanı eklersin.Allah c.c buyurdu ki.Doğru söyledin ya Adem.Şüphesiz ki o benim katımda mahlukatın en sevgilisidir.Onun hakkı için bana dua et.Ben de muhakkak seni bağışlarım.Muhammed olmasaydı seni yaratmazdım.(Hakim müstedrek Beyrut Cilt 2 sahife 6159)İmam suyuti “Hasaisu-nnübüvvetinde sahih olarak bu hadisi zikretmiştir.Ayrıca “Durrul Mansur”isimli tefsirinde de zikretmiştir.İmam beyhakinin “Delailunnübevvet”inde de zikretmiştir.Ayrıca İmam kastalani ,İmam zerkani”Mevahibulledünniyye”sinde Talabani “evsat”ında bu hadisi şerifi zikretmişlerdir.

Yahudilerin zafer için vesile kılması
Peygamberimiz gönderilmeden önce Yahudiler gelecek peygamberi vesile kılıp düşmanlarına karşı Allah’tan zafer isterlerdi.Şöyle ki “daha önce kafirlere karşı yardım isterlerken kendilerine Allah katından ellerinde ki Tevrat’ı doğrulayan bir kitap gelipte Tevrat’tan bilip öğrendikleri gerçekler karşılarına dikilince derhal inkar ettiler.Allahın laneti kafirlerin üzerine olsun.(Bakara suresi 89)
İbn Abbas hazretleri buyurdu ki:Hayber Yahudileri Gatafan kabilesiyle savaştı.Savaşta Yahudiler hezimete uğradılar.Yahudi bilginleri bu hezimetten sonra şu duayı ettiler.Biz bize ahir zamanda göndermeyi vaat ettiğin ümmi nebi hakkı için senden Gatafana bizi üstün kılmanı istiyoruz.Uzun süre bu duaya devam ettiler.Sonra gatafana karşı zafer elde ettiler.Peygamberimizi aynen vasfedilen şekilde peygamber olarak bulunca inkar ettiler.İştebu ayette kastedilen zafer ve yardım isteme hadisesi budur.O zaman Yahudiler de peygamberimizin dünyaya gelmeden önce düşmanlarına karşı onu vasfıyla vesile kılıp Allah’tan yardım isterlerdi.Muteber tefsir kitaplarının çoğu İbn Abbas hazretlerinden bu ayetin nuzul sebebi olarak ifade ettiği bu kavli zikretmiştir.


Rasululllahın hayatında vesile kılınması

Rasulü Kibriya’yı hayatında iken vesile kılmanın cevazı gün ışığı kadar aşikardır.Gözünde perde olmayan her gözün göreceği kadar parlak bir hakikattir.Osman b. Hanif (r.a) anlatıyor.Rasulullahın huzuruna gözleri görmeyen bir adam geldi.ve ona gözlerinin görmemesini şikayet etti.Rasulullah buyurdu ki abdest suyu getir ve abdest al.sonra iki rekat namaz kıl ve şöyle de:Ey Allahım ben rahmet peygamberi Muhammed (s.a.v) vesile kılıp sana yöneliyor ve senden istiyorum.Ya Muhammed ben senin vesilenle Rabbına yöneliyorum ki benim gözümü açsın.Allahım onu benim hakkımda şefeatçi kıl.Osman b. Hanif dedi ki Allaha yemin olsun ki daha söz uzamadan adam ayrılmadan sanki gözünde hiçbirşey yokmuş gibi içimize girdi.Hakim bu hadisi sahih olarak ifade ediyor İmam Zehebi,İmam Tirmizide sahih olarak zikrediyor.Bu hadisin diger versiyonlarıda meşhurdur.


Rasulullahın vefatından sonra vesile kılınması
Hayatında vesile kılınan lafızlarla Rasulullaha vefatından sonra vesile kılınması da caizdir.

 

İslamın Temelini Teşkil Eden Beş Hadis-i Şerif


Kuran-ı Kerimden sonra İslamın ikinci temel kaynağı olan Peygamber Efendimizin Hadisi Şerifleri her biri birer hikmet pınarı, hakikat ve marifet denizidir. Hakikati arayanlara hidayet levhaları, maşuka varan yolda aşk membaıdır. Fitne dalgalarından kurtaran Nuh’un gemisi, zahiri ve Batıni düşmanlarından koruyucu Allah’ın (cc) askeridir.

Ebu Dâvud (rh) şöyle demiştir: "Hz. Peygamber (sav) den beşyüz bin hadis yazdım. Bunlardan hükümler konusunda dörtbin sekizyüz hadis seçtim. Zühd ve takvâya dair hadislere gelince; Bir kimseye bunlardan dini için aşağıdaki dört tanesi yeter:
1) Ameller niyetlere göredir.
2) Helâl ve haram açıklanmıştır.
3) Kişinin kendini ilgilendirmeyen şeyleri bırakması müslümanlığının güzelliğindendir.
4) Sizden biriniz, kendisi için sevip arzu ettiği şeyi mümin kardeşi için de istemedikçe gerçek mümin olamaz hadisleridir"
Bu dörde ilaveten "Kim bizim dinimizde olmayan bir şeyle amel ederse [bidat işlerse] o reddolunmuştur" hadisi şerifini de önemine binaen beşinci hadis-i şerif olarak kaydetmiş olduk .
Her birisi inci misali kıymete haiz olan Efendimizin (sav) hadisi şeriflerinden İslam ulemasının pek çoğunun Medarul İslam diye haber verdiği (yani İslamın temelini teşkil eden hadisler arasında ekseriyetle zikrettiği) Beş hadisi şerif :

Birinci Hadis-i Şerif:


Hz. Ömer (r.a) rivayetiyle Peygamber Efendimiz şöyle buyurdular:
«Ameller (in değeri) ancak niyetlere göredir. Herkese ancak ni¬yet ettiği (nin karşılığı) vardır. Artık kimin hicreti, Allah ve Resulüne ise, hicreti de Allah ve Resûlünedir. Ve herkimin hicreti de elde edeceği dünya (malı) veya nikâhlayacağı kadın için (yapılmış) ise hicreti (ancak) hicret ettiği şey içindir»
( Ahmed b. Hanbel :müsned, Buhari. Müslim, Tirmizi, Ebu Davud, Nesei, İbn. Mace)

Bu hadisi Şerifin ışığında özet olarak;

1-Bu Hadis-i Şerif hakkında Abdurrahman Bin Mehdi (rh) şöyle demiştir. ‘Kim bir eser yazmak isterse bu hadisi şerifle başlasın. Şayet ben konular içeren bir eser yazsaydım her konunun başına bu hadisi şerifi yazardım” Buhari Şerifin, İmam Nevevi’nin El –Erbein isimli kıymetli kırk hadisinin bu hadisi şerifle başlaması da manidardır. Alfabetik olduğu halde İmam Suyuti’nin Camius-Sağir adlı hadis külliyatına bu hadisle başlaması bu minvalden hareketle olsa gerek…
2-İmam Şafi (Rh) bu hadisi şerif ilmin üçte biridir demiştir.
3-Niyyet ibadetleri birbirinden ayrıştırır ve adetleri ibadetlere dönüştürür…
4-“İnsanlar niyetlerine göre haşrolunurlar.”(İbn-i Mace)
5- Yahya Bin Ebi Kesir :“Amelleri öğrendiğiniz gibi niyetleri de öğreniniz. Çünkü niyetler amellerden daha tesirlidir”
6- Mutarrif Bin Abdullah : ‘Amellerin ıslahı niyetlerin ıslahı ile alakalıdır.’
7- İyi niyet haramları meşrulaştırmaz, temel konulardaki cehalet şeran da mazeret sayılmaz.
8-“Esas muhacir Allah’ın yasakladığı şeylerden uzak durandır. (Buhari)


İkinci Hadisi Şerif



Numan bin Beşir (r.a) rivayetiyle Peygamber Efendimiz şöyle buyurdular:
“Helal bellidir, haram bellidir. Bu ikisinin arasında şüpheli şeyler vardır. Size bunu bir misalle açıklayacağım. Allah Teala’nın bir koruluğu vardır. Allah’ın koruluğu da haram kıldığı şeylerdir...”(Şüpheli şeylerden kaçınmayanlar) koruluğun kenarında hayvanlarını otlatan kimse gibidir. Kolladığı hayvanların her an koruluğa dalması mümkündür. Kim şüpheliye yaklaşırsa ansızın ona karışıverir.
(Taberi –Mucemul Kebir)


Bu hadisi Şerifin ışığında:

1-Kuran ve Sünnet ölçeğinde gün aydınlığı kadar helaller ve haramlar açıktır. Ancak kalbinde eğrilik olanlar helallerde ve haramlarda haddi aşar.
2-Şüpheli şeylerden kaçmak esastır. İnsanların çoğu şüphelileri bilemez ama sorulduğu zaman şüphelileri ayırt edecek mütehassiler de yok değildir.
3-Hz. Abbas (RA) : ‘Allah’ın Rasulü helalleri ve haramları apaçık beyan edip gün aydınlığı gibi bir din bırakıp darı bekaya irtihal etti.” buyurmuştur.
4-Şüpheli şeyler füyûzat kabı kalbi tahrip edici zehirleridir.
5-Ashabı Güzîn şüpheli şeylere yanaşmaz; sonradan şüpheli olduğunun farkına varırsa yediği ve içtiği şeyi kusardı.
5-Hasan Basri (rh): Kişi harama düşerim korkusuyla helalden bir kısmını terk etmedikçe takvaya ulaşamaz…
6- Abdulkadir Geylani (ks) buyuruyor ki: Haram yemek kalbini öldürür. Helal yemek ise onu ihya eder. Lokma vardır nurlandırır, lokma vardır onu karartır. Haram yemek seni sırf dünya ile iştigale sürükler ve sana günahları hoş gösterir, mübah yiyecekler ise seni ahiret ile meşguliyete sevkeder. Helal yiyecekler ise senin kalbini Allah’a yaklaştırır.
7- Süfyan-i Servi (ra) buyuruyor ki: Kişinin dindarlığı, ekmeğinin helâlliği oranındadır.
8- İmam Şarani (ks) buyuruyor ki: Haramla beslenen bir kimseden ancak haram işler çıkar. Şüpheli şeylerle beslenen bir kimseden de şüpheli işler çıkar. Ta ki haramla beslenen bir kimse, Allah’a ibadet etmek istese, buna gücü yetmez.
9-” Allah-u Teala, peygamberlerine emrettiğini, müminlere de emretti ve buyurdu ki: Ey peygamberler! Helal yiyiniz ve salih (iyi) işler yapınız! (Müminun suresi: 51)
Müminlere de emretti ki; Ey iman edenler! Sizlere verdiğim rızıklardan helal olanları yiyiniz. (Bakara suresi: 172) ” (Müslim)






Üçüncü Hadisi Şerif


Enes(r.a) rivayetiyle Peygamber Efendimiz şöyle buyurdular:
Kişi kendisi için istediğini (mü'min) kardeşi için de istemedikçe (gerçek) iman etmiş olamaz.
( Ahmed b. Hanbel :Müsned, Beyhaki, Tirmizi, Nesei, İbn. Mace)

İmanın hakikatine kişi ancak kendisi için istediğini kardeşi içinde istediği zaman ulaşır. Taklidi iman sahipleri kardeşleri için isar yapamaz. İsar: Kardeşini kendisine tercih etmesidir.

Dördüncü Hadisi Şerif


Ebu Hureyre(r.a) rivayetiyle Peygamber Efendimiz şöyle buyurdular:
"Kendisini ilgilendirmeyen şeyleri terketmek kişinin İslamının güzelliğindendir.( Tirmizi, İbn. Mace)


Bu hadisi Şerifin ışığında;

1-Bu Hadisi Şerif güzel ahlakın ve edebin mihengidir…
2- Mala yani kişinin kendisini ilgilendirmeyen her şeydir. Kişiyi kulluk mizanından alıkoyan her şey malayanidir…
3 - Ademoğlunun her konuştuğu aleyhinedir. Emri bilmaruf, nehyi anil münker ve Allahı zikir hariç. (Tirmizi, İbni Mace)
4-Kişi malayaniyi terk etmedikçe hikmet sırrına ulaşamaz.

Beşinci Hadisi Şerif:


Aişe (r.a.) rivayetiyle Peygamber Efendimiz şöyle buyurdular:
"Kim bizim dinimizde olmayan bir şeyle amel ederse [bidat işlerse] o reddolunmuştur"
( Beyhaki, Ebu Davud, İbn. Mace)

Bu Hadisi Şerifin ışığında;

1-Ameller niyetlere göredir, Hadisi Şerifi amellerin Batınî tartısı olduğu gibi bu Hadisi Şerif de amellerin zahiri tartısıdır.
2-“Dinde sonradan uydurulan her şey bidattir ve her bidatte sapıklıktır.”(Ebu Davud)
3-“Bidat sünnetin zıddıdır her bidat bir sünneti ortadan kaldırır.”(Ahmed bin Hanbel)

Kuran ve Sünnet ikliminin tatlı meyvesi Marifetullah; Marifetullahın meyvesi de cennetten Cemal-i Bariyi seyretmek ve Habibi Kibriyanın mübarek elinden Kevser içmektir...
Bidatlerden uzak sünnete muvafık bir hayat yaşamak için en asgari düzeyde planlı ve programlı takvaya uygun bir hayat tarzını kendimize düstur edinmemiz gerekir. Bu noktadan hareketle günlük her müslümanın imkân dahilinde uygulayabileceği bir çizelge sunmamız gerekirse:
MÜSLÜMANIN GÜNLÜK HAYAT ÇİZELGESİ
Günlük Ameller:
1-Beş vakit namazı vaktinde cemaatle eda etmek.
2-Kuran-ı Kerimden mutlaka bir bölüm okumak.
3- İki rekat namaz kılmak suretiyle bile olsa gecenin bir kısmını ibadetle ihya etmek.
4-Rasulullah Efendimizin haber verdiği sabah-akşam zikrine devam etmek. (eve giriş - çıkış duası, yemek duası, tuvalete giriş - çıkış duası vs.)
5-İşrak, kuşluk ve evvabin namazlarını kılmak.
6-Az da olsa imkan dahilinde günlük sadaka vermeye çalışmak.
7-Her an abdestli olmak.
8-Her işin başında niyeti düzeltip işin sonunun hayrına mı şerrine mi olacağını hesap ederek iş yapmak.
9-Azaları (özellikle dili gıybetten ve gözü harama bakmaktan) isyandan korumak.
10-Alınan evrad ve ezkara devam etmek.
11-Evden çıkarken her gün rızkının helal olması için Rabbine dua etmek.
12-Gözün gördüğü her şeye ibretle bakmak.
13-Ailesinden mesul olduğunu bilip kısa bile olsa evinde hayırlı sohbet meclisi oluşturmak.
14-Günlük olarak yatağına yatınca nefsinin muhasebesini yapmak.
15-Yatağına dualarla ve abdestli olarak girmek.
16-Her türlü taharete riayet etmek. Temizlikte itinalı olmak.
17-Güneş batarken o günün lehine mi, aleyhine mi şahit olacağı düşüncesiyle yarına daha riayetkâr olmak.

 

İslamda İdeal Ailenin Esasları

Öncelikle şunu bilmek gerekir ki “Ev büyük bir bir nimettir. ” “Allah size evlerinizi bir huzur ve dinlenme yeri yaptı.” (Nahl 80) Kişi evine girip çıkarken bu nimet için Rabbine hamd etmelidir. Çünkü her kimde ne nimet varsa hepsini lutfeden Mevladır. Aile eğitimi asla ihmal edilmemesi gereken her müslümanın en öncelikli meselesidir. Şu sebeplere binaen her müslümanın aile eğitimine çok önem vermesi gerekmektedir:

1-Ailemizi ve kendimizi cehennem ateşinden korumak için aileye önem vermemiz gerekir.
"Ey iman edenler! Kendinizi ve ailelerinizi yakıtı insanlar ve taşlar olan ateşten koruyun. Onun başında gayet haşin, sert; Allah'ın kendilerine emrettiğine karşı gelmeyen ve kendilerine emredileni yapan melekler vardır." (Tahrim 6)
Hz. Ömer (r.a), “Ya Rasûlallah nefsimizi koruruz ama ehlimizi nasıl koruyacağız? deyince Efendimiz (s.a.v), “Allah’ın sizi nehyettiklerinden onları nehyeder, Allah’ın size emrettiklerini de onlara emrederseniz onları korumuş olursunuz.”, “Hepiniz çobansınız ve hepiniz tebanızdan sorumlusunuz.” Buyurdular.
“ Kendinizi ve ailenizi yakıtı insanlar ve taşlar olan cehennem ateşinden koruyunuz...” Ayeti kerimesini İmam Katade şöyle izah eder. “ Onlara Allah’a itaati emredip, kötülükten de men etmektir.
Hazreti Ali (r.a) “ Onlara öğretiniz ve onları terbiye ediniz. Yani bilmeleri gerekeni bildirip uymalarını sağlayınız.”
İmam Mücahit, Allah’tan korkun ve âile fertlerinize Allah’tan korkmayı tavsiye edin buyurur.
Hâzin, “Onlara hayrı emredin, kötülüklerden de nehyedin. Onları öğretip terbiye edin ki ateşten korunasınız.” der.

2 -Mesuliyetin büyüklüğünden dolayı aileye önem vermeliyiz.
“Hepiniz çobansınız ve hepiniz sürünüzden sorumlusunuz. Amir, koruyucudur ve maiyetinden sorumludur. Kişi ailesinin koruyucusu ve eli altında olanlardan sorumludur. Kadın eşinin evinin koruyucusudur, eli altında bulunanlardan sorumludur. Hizmetçi efendisinin malının koruyucusudur ve eli altında bulunanlardan sorumludur. Hulâsa hepiniz çobansınız ve her biriniz emri altında bulunanlardan sorumludur." (Buhari, Müslim, Ebû Davut, Tirmizî.)

İSLAMDA İDEAL AİLENİN ESASLARI
1.Doğru eş seçimi: Peygamber Efendimizin Mümin kişinin saadetinden birisi olarak saydığı saliha hanım ideal bir aile yuvası kurmanın temelidir.
Rasulallah (S.A.V) buyuruyor ki:
“Kadın( genelde) dört özelliği için nikah edilir: Malı için, soyu için, güzelliği için ve dini için. Sen dindar olanı seç ki varlığın artsın.” (Buhari, Müslim)
“Kişi evlendiği vakit dininin yarısını tamamlamış olur. Artık geri kalan yarısında da Allah(cc)'a karşı gelmekten kaçınsın." (el-Münzirî, et-Tergib ve't-Terhib)
“Dünya bir meta'dır, en hayırlı meta' ise saliha (iyi) bir kadındır." (Müslim)

Evli bir kimse eşini nasıl iyiye yönlendirir?
Peygamber Efendimize on yıl hizmet eden ve O'nun aile hayatını en iyi bilenlerden biri olan Enes b. Malik (ra): "Çoluk-çocuğuna ve aile efradına karşı Rasulullahtan daha şefkatli hiçbir kimse görmedim." Der. (Müslim, Ahmed b. Hanbel-Müsned)
İyiliğe iyilikle yönlendirmek esastır. Hadisi Şerifler bize iyilikle yönlendirmenin esas olduğunu haber veriyor. Şöyle ki:
“Sizin en hayırlınız ailesine en hayırlı olanınızdır. Ben aileme karşı sizin en hayırlınızım" (İbn Mace, Nikah, 50)
“Kadınlara ancak kerîm olanlar ikrâm ederler (değerli olanlar değer verirler); onlara kötülük edenler ise leîm (kötü) kişilerdir.” (Ebû Dâvud, Müslim)
"Kadınlarınıza karşı hayırlı olmayı birbirinize tavsiye edin." (Müslim, Tirmizî)

Evli bir kimse eşini nasıl iyiye yönlendirir:
-Eşinin öncelikle itikadını sonra ilmihalini tashihe gayret etmek
-Müminlerin annelerinin hayat ve kıssalarını anlatıp onları örnek almasını temin etmek.
- İbadetlerine teşvik edip gece teheccüd için kalkmaya teşvik etmek
- Kuran okumasını bilmiyorsa öğretmek ve her gün okumasını sağlamak
-Rasulallah (S.A.V) dan gelen duaları öğretmek.
-Sadaka vermeye teşvik etmek.(Cömertliğe teşvik)
“Ey kadınlar topluluğu! Çokça istiğfar ediniz ve sadaka veriniz. Ben cehennemliklerin çoğunun sizlerden olduğunu gördüm.”( Buhari, Müslim)
-Faydalı islami kitapları okumaya teşvik etmek.
-Faydalı islami sesli ve görüntülü yayınların takibini organize etmek.
-Saliha kadınlarla bir araya gelmesini sağlamak

2. Ev halkını itikadi terbiyeye almalı:
Öncelikle itikaden bilinmesi gerekenler iyice pekiştirilmelidir. Ömer Nesefi’nin Ehl-i sünnet ve’l cemaat inancının temellerini anlatan“Nesefi Akaidi ” okunmalı. Daha sonra ilmihal bilgileri Ö.Nasuhi Bilmen Hoca’nın “Büyük İslam İlmihali ” veya Hamdi Döndüren Hoca’nın “İslam İlmihali ” takip edilebilir. Büyük Günahlar İmam Zehebi’nin “Büyük Günahlar ”adlı eserinden takip edilebilir. Tasavvufi anlamda Risale-i Kuşeyriyye, İhya-i Ulumiddin, M. Sami Ramazanoğlu’nun (k.s.) Musahabe ve Yahyalılı H.Hasan Efendi (ks)“Sohbetler” serisi takip edilebilir. Ali Ramazan Dinç Hoca Efendinin “Seyri Sülük” isimli eseri de tasavvufun günümüz şartlarında nasıl uygulanması gerektiğine en güzel örnektir.
Rasulullah Efendimizin çocuk yaştaki Abdullah b. Abbas’a (r.a.) nasıl tevhidi aşıladığına bir bakalım: Abdullah b. Abbas (r.a.) dedi ki: Bir gün Rasulullah (s.a.v.)’ın terkisinde idim. Şöyle buyurdu: “Ey oğul, ben sana bir kaç kelime öğreteyim. Allah’ı koru ki, (Allah’ın emir, yasak ve tavsiyelerini yerine getirmek suretiyle) O da seni korusun.[ Allah’ın kuluna dünyada yardım etmesi, cennette de derecen yükseltmesi] Allah’ı koru ki, O’nu karşında bulasın. İstediğin zaman, Allah’tan iste. Yardım isteyecek olursan, Allah’tan yardım iste! Şunu bil ki, eğer bütün insanlar (en ufak) bir şey ile sana faydalı olmak için bir araya toplanacak olsalar Allah’ın senin için yazmış olduğundan başka bir şeyle fayda sağlayamazlar. Eğer sana her hangi bir şeyle zarar vermek için bir araya toplanacak olsalar, Allah’ın senin aleyhine yazmış olduğu bir şeyden başkasıyla sana zarar veremezler. (Çünkü) kalemler kaldırılmış sahifeler (in mürekkebi) kurumuştur.”(Tirmizi)

3.Evleri Allah’ın (cc) zikredildiği bir mekan haline dönüştürmek
Huzur; Allah’la tanışık olmak demektir. Bu sebebe binaen huzur ancak Allah’ı (cc) çok zikretmekle mümkün olur.
Rasulullah (S.A.V) buyuruyor ki; "Allah'ın (cc) zikredildiği evlerin misali ile, içerisinde Allah'ın zikredilmediği evlerin misali, diri ile ölünün misali gibidir." (Buhari ve Müslim)

"Bir topluluk oturup Allah'ı zikrederse, onları mutlaka melekler kuşatır, Allah'ın rahmeti onları bürür, üzerlerine sekine iner ve Allah onları yanında bulunan meleklere anlatır.( Müslim ve Tirmizi)

4.Ev halkına Allah-Resulullah ve Kur-an sevgisini aşılamak:
“Çocuklarınızı üç hasletle terbiye ediniz. Peygamber sevgisi, ehli beytin sevgisi, bir de onlara Kur’an okumayı öğretiniz.”(Camiussağir 311), buyuruyor Peygamber Efendimiz.

5-Güzel edeb aile efradının süsüdür
Güzel edebi elde etmenin yolları:
1- Tereddütsüz bir inançla Allah’a teslim olmak.
2- İyi bir niyete nâil olmak.
3- Şer’î (dînî) emirleri öğrenmek.
4- İlâhî emirlere ve Rasül-i Ekrem (s.a.v)’e itaat etmek.
5- Farz taatlerin yanında nafile ibadetleri çoğaltmak.
6- İlmiyle âmil, ihlâs, ihsan sahibi sâdıklarla beraber olmak.
7- İtikadı bozuk âlimlerden uzak durmak.
8- Her bir işte rızâ-i ilâhîyi gözetmek.

Riayet edilecek edebler:
1- Allah’a karşı olan edeb: Kitap ve sünnete uygun, ehl-i hak ulemânın görüşlerine muvâfık bir itikad (inanç).
2- Nefsinde edeb: Başta nefsimizi, sonra da ehlimizi ve bütün insanlığı hakka davet etmek, Helâl taama, faydalı ilme, hak ve hukuka dikkat etmek
3- Anne ve babası ile edeb: Allah’a ve Rasülüne itaatten sonra kendilerine hürmetle emrolunduğumuz ebeveyne âsî olmamak.
4- Muallim ile edeb: İlâhî ölçülere uygun tavsiyelerinde “ğassâl elinde meyyit” (yıkayıcı elinde ölü) gibi teslim olmak. Huzurunda cidal etmemek. Güler yüz ve tatlı dille kalbini hoşnut etmek. Emirlerinde te’vil ve yoruma gitmemek
5- Zevcesiyle edeb: İslamî ölçüler dairesinde muamele etmek.
6- Evlâdıyla edeb: Sevgi ve şefkatle, adaletle davranmak. Peygamber (s.a.v) sevgisi, ehli beytin muhabbeti ve Kur’an talimiyle yetiştirmek.
7- Akraba ile edeb: Hayırlı tavsiyelerle ikrâmın en güzelini yapmak.
8- Komşularla edeb: Az iyiliklerini çok görüp, kötülüklerini setretmek. Kendisi için istediği hayrı onlar için de istemek.
9- İhvanıyla edeb: Dua ile, gönülden infakla, bedenen işlerinde yardımcı olmakla hak ve hukuka riayet edip, vefakâr olmak.
10- Mahlûkât ile edeb: Davetle, tebliğle, adaletle, güzel ahlak ile muamelede bulunmak.
(Ali Ramazan Dinç Hocaefendinin MÜSLÜMAN VE EDEP adlı makalesinden alınmıştır 1 Mayıs 1998 Yenidünya dergisi)

6. Günün belli zamanında okunacak duâları öğretmeye çalışmak:
Evden Çıkarken Okunacak Duâ, Arabaya Binerken Okunacak Duâ, Yemekten Sonra Yapılacak Duâ ,Çarşıya Çıkınca Okunacak Duâ ,Eve Girince Okunacak Duâ, Yatarken Okunacak Duâlar, Helâya Girerken ve Çıkarken Okunacak Duâ, Abdest Duâları ,Ezan Duâsı, Camiye Girerken ve Çıkarken Okunacak Duâ vb.

7. Aile eğitimi için kütüphane oluşturmak: Bu kütüphanede;
Kur-an’ı Kerim, Kur-an tefsirleri, Hadisi Şerifler, İtikadi eserler, Fıkıh(ilmihal) Aile seti, İslam Tarihi, Siyer-i Nebi, Tabakat Kitapları, Edep terbiye –çocuk terbiyesi –aile içi münasebetlerle alakalı, kadın ilmihali, anne için çocuk eğitimi vb. eserler yer almalı. Kütüphane oluşturmak evin bir süsü değil okunup amel edilmek suretiyle kalbin bir süsü olmalıdır.

8. Sesli ve görüntülü aile seti oluşturulmalı
Çünkü kişinin ailesini en hayırlı şeylerle meşgul etmesi gerekir şöyle ki:
“ Sen Hak ile meşgul olmazsan, batıl seni meşgul eder.” Kelamı kibardaki hakikat tecelli eder. Buna mecburuz. Ailemizi sokaklara teslim edemeyiz. Niyyeti kötü insanların kötü işlerine alet olmalarına asla razı olamayız. Çocuklarımızı ya koruyacağız ya da kaybedeceğiz. Çocuklar için en önemli şey görerek öğrenmektir. Artık zaman ahir zaman kötülükleri öğrenme yaşı çok düştü bunu göz ardı edemeyiz. Öyleyse iyi şeyleri öğrenme yaşının da düşürülmesi gerekir.

9.Evde çocuklarla özel ilgilenme:
"Çocuk yedi yaşına gelince ona namaz kılmasını telkin edin, on yaşına gelince zorla da olsa kıldırın." (Ebu Davud)
Hz. Enes( ra) "Rasulullah, biz çocukların arasına karışır ve güler yüzle bize Iatife ederdi"
Kısa surelerin ezberletilmesi, Sofra, arkadaşlık edeplerinin öğretilmesi, Onlarla latifeleşmek, başlarını okşamak, Onlara güzel şeylerle ikramda bulunmak velhasıl onlara vakit ayırıp onlarla ilgilenmek lazım.

10. Aile halkının dışarı ile irtibatı kontrol edilmelidir:
-Çoçukların kimlerle arkadaş olduğunun takibi, “ Kişi arkadaşının dini üzeredir.
-Kişi çocuğunu tanıyabilecek şekilde onu takip etmelidir
-Gidip geldiği, gezdiği yerleri takip etmelidir,
-Çocukların kendisine güven duyacağı iş ve görevleri çocuğa vermeli ve sorumluluk yüklemelidir.

İDEAL BİR AİLE İÇİN ASLA İHMAL EDİLMEMESİ GEREKEN TEMEL ÖLÇÜLER
1.Salih ve iyi kimseler ziyaret edilip eve davet etmelidir ve bu kimselerle aile efradı tanıştırılmalıdır.
2.Aile içinde vakit tanzimi yapılmalıdır: Yemek, namaz, günlük sohbetler düzenli bir saat sistemiyle işlenmelidir. Böylece evin eşyalarının düzeni gibi evdeki yaşantı da düzene bağlanmış olur.
3-Ailede yumuşak bir geçim temin edilmelidir: Büyükler küçüklerine sevgiyle küçükler de büyüklerine saygıyla yaklaşmalıdır.
4.Aile içerisinde güzel şaka ve latifeler yapılması olası gerginlikleri de yumuşak bir geçişle telafi edilmesini kolaylaştırır...
5. Evde belli meseleler istişare edilmeli ki aile halkı kendi görüşlerine de kıymet verildiğini bilsin.
6. Ailevi ihtilaflar asla çocukların yanında konuşulmamalıdır. Çocukların huzursuz ve mutsuz oluşunun ekseriyeti eşler arasındaki gürültülü tartışmalardır.
7.Evin sırlarını muhafaza etmek
8.Ev hanımının ev dışı takvimi mutlaka belli olmalıdır: Kadın kocasından izinsiz dışarı çıkmamalıdır.
9.Kişi ev işlerinde ailesine yardımcı olmalıdır.
10. Eve kötü huyların girmemesi için mücadele etmek: Çocukların kötü alışkanlıklara kapılmasına sebep olacak şeylere karşı mücadele etmek gerekir.
11.Ekran tehlikelerinden aileyi korumak:
12.Evde sigara içilmesini engellemek gerekir:
13.Evi zevkhane olmaktan çıkarmak: Sadece ne yenileneceğini nasıl eğlenileceği düşünülen bir yer olmaktan çıkarmak.
"Ey Rabbimiz bize dünya ve ahirette iyilik ver, ve bizi Cehennem azabından koru! " (Bakara 201)

 

Yârânlarla Sohbet Lazım

Sizden; hayra çağıran, iyiliği emreden ve kötülükten sakındıran bir topluluk bulunsun. Kurtuluşa erenler işte bunlardır.” (Al-i İmran, 104)
Feridüddin Attar (k.s.): “Cennetteki nimetlerin en büyüğü -Rabbimizin cemâlini seyirden sonra- Allah dostlarıyla sohbet etmektir. Allah dostlarıyla sohbet olmasa cennet neye yarar ki!” buyurarak mekanların şerefinin mekandaki dostlarla güzelleşeceğini ifade etmişlerdir.
Ebu’l-Abbas Mürsî (k.s.) “Zâhirî ilimlerde âlim bir kimse, sıdk ile evliyânın sohbetinde bulunursa, o kimsenin ilmi artar.” buyurmakla ilim sahiplerinin ilimlerinin kendilerini Allah dostlarının sohbetlerinden müstağnî kılmaması gerektiğine işaret buyurmuştur.
“Bizim yolumuz sohbet üzeredir.” buyuran Şah-ı Nakşibend (k.s.) tasavvufî sohbetlerin ne kadar dolu ve verimli olması gerektiğini de ifade etmiş oluyor. Buradan hareketle; tasavvufî sohbetin gayesi şu beş şeyi temin etmektir diyebiliriz:
1-İtikadı Düzeltmeye Yardımcı Olmak: Ehli Sünnet ve’l-Cemaat inancı doğrultusunda yanlış inanışlardan kaçınmak. Sünnet-i seniyyeye sarılıp her türlü bidat ve hurafeden arınmak.
2-Salih Amellere Teşvik Etmek: Haramları öğretip onlardan sakındırmak, helalleri öğretip teşvik etmek.
3-Güzel Ahlâkı Elde Etmek: Allah ve Rasûlü’nün ahlakıyla ahlaklanma sırrına haiz olmak.
4-Hâlıka Tazim, Mahluka Şefkat Düsturunu Benimsetmek: Yaratılanı yaratandan ötürü sevip şefkat nazarıyla yaratılana bakış.
5-Din-i Mübin’e Hizmet Etme Ruhunu Aşılamak: Himmet kapısı hizmetle açılır.
Tasavvufun gayesi en kısa yoldan kişiyi Rabbine ulaştırmaktır.
Füyûzât-ı İlâhiyenin celbi ve üsve-i hasenenin tesisi için kişiyi Allah’a ulaştıran en kısa yol, sohbet, zikir, rabıta ve murakabedir.
“Allah’la sohbet ediniz, Allah ile sohbet edemezseniz Allah ile sohbet edenler ile sohbet ediniz.’’ buyrulmaktadır. Bunun gerçekleşmesi ise Kur’an-ı Kerim’i tefekkür ederek okuyup sırlarına nailiyetle mümkündür.
“Kim ki Rabbi ile konuşmak isterse Kur’an okusun.” hadîs-i şerifine dayanarak, Allah dostları Kur’an okurken “Ben Rabbimle konuşuyorum iç ve dış edebine dikkat edeyim derler. Allah ile sohbet etmek isteyenler Kur’an’a yönelsin. Kur’an-ı Kerimi manasını düşünerek okusun.
Sohbetler dörde ayrılır:
1. İlaç gibi sohbet
2. Gıda gibi sohbet
3. Mikrop gibi sohbet
4. Zehir gibi sohbet
1. İlaç Gibi Sohbet: Mürşid-i kâmil ile yapılan sohbettir. Mürşid-i kâmil evladının rahatsızlığı ile ilgilendiği için kalbî hastalığına göre âyetlerden, hadîslerden uygun reçeteler verir. Mürşid-i kâmilin sohbetine katılanların “Bana konuştu, bana ne lazım ise onu söyledi.” demelerinin sebebi budur. Onun sohbetindekiler muayene için bekleyen hastalar gibidir.
Ali Ramitanî (k.s.) “Mürşit ile yapılan sohbet, misk satan bir kişi ile sohbet etmek gibidir. Misk satıcısı sattığı miskten vermese bile dükkânın güzel kokusu o kimseye sirâyet eder.” buyurarak kâmil mürşit huzurunda kişi sussa bile istifade edeceğini ifade buyurmuşlardır.

Hikmet ehli bir zat buyurmuştur ki âriflerin sohbeti kişiyi beş karanlıktan beş aydınlığa çıkarır:
1-Şüphe karanlığından yakîn aydınlığına,
2-Gösteriş karanlığından ihlâs aydınlığına,
3-Gaflet karanlığından zikrullah aydınlığına,
4-Dünya ve süsüne rağbet karanlığından ahirete rağbet aydınlığına
5-Kibir karanlığından mütevazilik aydınlığına çıkarır.
2. Gıda Gibi Sohbet: Aç olan insan biyolojik yaşamını devam ettirmek için gıdaya ihtiyaç duyar. Kalbin diri kalması için Mürşid-i kâmil dışında salih insanlarla, ilim ehli insanlarla, yârânlarla yapılan sohbetler de gıda gibidir. Kişinin ruhu böylece gıdasını almış olur.
Zikri sultaniye dönen
Mâ hevâ nâr turâb binan
Bütün vücut bir dil sanan
Yârânlarla sohbet lazım
(Kalemdar)
Hâris el-Muhâsibî (r.a.) buyurdular ki: “Kim cennetliklerden olmayı isterse, salih kimselerle berâber olsun.” Kişinin ilaç gibi ve gıda gibi olan sohbetleri çoğaltması lazımdır.
3. Mikrop Gibi Sohbet: Facir, zalim günaha batmış ve günahını başkalarına övünerek anlatanlarla yapılan sohbettir. Onlarla sohbet edenin ruhunu, kalbini mikrop kaplar, hastalanır. Âyet-i kerimeleri ve hadîsi şerifleri anlamaz olur. Âyetlerden, hadîslerden ve Allah dostlarının sohbetinden zevk alamaz olur ve onları inkâra kadar gider. Hakkı batılı, iyiyi kötüyü birbirinden ayıramaz hale gelir. Hakk’tan gafil insanlarla yapılan sohbetler, kalbi öldürücü mikrop üretirler.
Esad-ı Erbili (k.s.) buyurdular ki:
Letaiflere üç şey mani olur:
1- Şeriata muhalif olmak.
2- Kalbi katı gafil ile sohbet etmek.
3- Dünyanın zinetine ve süsüne muhabbet etmek.
Abdulhalik Gucdevanî (k.s.) “Gafil insanlarla sohbet etmekten, aslandan kaçar gibi kaç!” buyurmuşlardır.
Ahmed b. Âsım Antâkî (r.a.) hazretlerine “İnsanların arasına karışıp, onlarla beraber olmak hususunda ne buyurursunuz?” denilince “Eğer akıllı, her yönüyle güvenilebilen, din ve dünya işlerinde sağlam birini bulabilirsen onunla beraber ol ve arkadaşlık yap. Böyle olmayanlardan, aslandan kaçar gibi kaç.” demiştir.
Bâyezîd-i Bistâmî (r.a.) buyurdular ki: “İnsana zararı en şiddetli olan şeyin ne olduğunu bilmek istedim. Bunun, gaflet olduğunu anladım. Gafletin insana yaptığı zararı, Cehennem ateşi yapmaz. Yâ Rabbî! Bizleri gaflet uykusundan uyandır. Lütuf ve keremin ile bu duâyı kabûl eyle.” Bu duaya günümüzde canı gönülden “âmîn” demeye öyle muhtacız ki…
Büyüklerden birisi der ki:
Elli yıl ibadet ettim ta ki şu üç şeyi terk edinceye kadar ibadetlerimden hiç zevk alamadım:
1-İnsanların rızasını terk edip Hakk’ı razı etme derdine düştüm, ağzımdan Hak dışında hiçbir kelam çıkmadı.
2-Fasıkların sohbetini terk ettim, salihlerin sohbetine sarıldım.
3-Dünya lezzetlerini terk ettim, ahiret tadları almaya başladım.
4. Zehir Gibi Sohbet: İnançsız, kafir ve münafıklarla yapılan sohbettir. Bunlarla yapılan sohbet öldürücü zehir gibidir; kişinin maneviyatını öldürür. Bunlarla sohbet eden yavaş yavaş zehirlenir, çoğu zaman bu zehrin farkına bile varamaz. Bu kötü evsafa haiz insanlarla göz göze gelmek bile kişiyi olumsuz etkiler.
Sohbet, erbabı ile kaimdir.
Mürşid-i kâmil ile olan sohbet ilaç gibidir.
Saliklerle olan sohbet gıda gibidir.
Facirlerle olan sohbet mikrop gibidir.
Kafirlerle yapılan sohbet ise zehir gibidir.


Sohbet Edecek Kişide Bulunması Gereken Özellikler
A- Tereddüdsüz İman: Allah’a güvenmeyen, tevekkül etmeyen tereddütsüz imana ermeyen kişinin sohbeti tesirli olmaz. Ancak yakîn sırrına ermekle imanda tereddütsüzlüğe erilir. Ebu Yakub (k.s.) “Kul, Allah ile kendisi arasındaki arşdan arza kadar bütün sebeplerden ilişkisini kesmedikçe ve (kendisi için) Allah’tan başkası kalmadıkça, yakîne ulaşamaz.”
Ayrıca Cüneyd-i Bağdadî (k.s.) “Yakîn, şüphenin ortadan kalkmasıdır.” demiştir.
Peki, bir kimsenin yakîn sırrına ulaştığı nereden belli olur? Yakînin alameti nedir?
Zunnûn-i Mısrî (k.s.) şöyle cevaplıyor bu soruyu: “Yakînin alâmeti üçtür: İnsanların arasına çokça karışmamak, halk ihsanda bulununca onları methetmemek, vermedikleri zaman onları yermeden sakınmak.”
Levh-i Mahfuz’da yazılı olanlar ancak başıma gelecektir. Bütün insanlar bir araya gelse Levh-i Mahfuz’da yazandan daha fazla bana zarar veremezler. Eğer Sen beni korumayı yazmışsan âlem bana zarar veremez, demektir tereddütsüz iman.
Ya Rab! Arz senin elinde, yedi kat sema senin elinde, senin iznin olmadan hiçbir şey olmaz, demektir tereddütsüz iman.
B -İlim; Marifet ilmidir, Marifetullahtır. Kur’an, Hadîsi Şerif, Fıkıh, Akaid vd. ilimlere dair bilgi sahibi olmak. Evvela ilim olmalı
Amel nehrinden dolmalı
İhlas bahrine dolmalı
Bu işe ihtimam lazım.
Kalemdar
"İlim, Çin’de de olsa onu alınız. Zira ilim öğrenmek, kadın-erkek her Müslüman’a farzdır." (İbn Mâce) hadîs-i şerifte geçen farz ilim hakkında çok şey söylense de gerçekten bu ilim; ilmihal ve kişiyi Allah’a yaklaştıracak hakîkat ilmidir.
C-Amel: Kişinin bildikleri ile amel etmesi.
“Kim bildiği ile amel ederse, Allah ona bilmediklerini de öğretir.” Amel olmazsa olmaz.
Yahyâ b. Muâz Râzî (r.a.) buyurdular ki: “Kalbinde dünyâ hırsı bulunan bir kimsenin ilmi, Abdullah b. Abbâs hazretlerinin ilmi kadar bile olsa, o kimse, insanlar için zararlıdır. Çünkü onun kendisine faydası yoktur ki...”
Ayrıca Ataullah İskenderî (r.a.) buyurdular ki: “İlimde esas, Allah korkusudur. İlmin yanında korku olursa, bu ilmin sana faydası vardır. Yoksa o ilim, senin için eksiklik ve vebaldir.”
İlim ikidir. Biri kalpteki ilim, diğeri ise dildeki ilimdir. İlim dilde kalır da kalbe inmezse Allah katında kendisi aleyhine delil olur. Asıl ilim kalp ilmidir.
D - Davet usûlünü, sohbet usulünü bilmek: “Vusulsüzlük usulsüzlüktendir” Yani maksada ulaşamama usulüne uygun bir yol izlenmediği içindir.
E - Hilm sahibi olmak: Hilm öyle bir manevî lezzettir ki, ancak manevi heybetten dolayı kişinin olgun ve vakarlı duruşu diyebiliriz.
F - Sohbet ve davetinde bela, musibet ve sıkıntılara karşı sabırlı olmak.
G - İkna yolu ile davet: Muhataba hakaret etmeden, küçük düşürmeden, ikna ile davet. İknanın en büyük yolu, kişinin söylediğini yaşamasıdır.
H - İhlasla davet, ihlas üzere sohbet etmek


Sohbette Dikkat Edilecek Önemli Hususlar
1 -Hikmetle sohbet etmek: Hikmet, söylenen sözü yerli yerince söylemek, yapılan işi yerli yerince yapmaktır. İmam Razî’nin hikmeti “Allah’ın ahlakıyla ahlaklanmak” diye ifade etmesi Rabbımızın ahlakının kulunda sıfat olarak kökleşmesi manasına gelir ki bu hikmet sahibi olabilmenin temelidir, mayasıdır.
“Rabbinin yoluna hikmetle ve güzel öğütle çağır ve onlarla en güzel bir biçimde mücadele et.” (Nahl Suresi, 125) âyet-i kerimede ilk ifade edilen hususiyet davetin hikmetle yapılması olmuştur. Şu unutulmamalıdır ki sohbet davetin en tesirli olanıdır.
Lokman (a.s.) oğluna hikmet ehlini dinlemesini tavsiye etmişti: “Yavrucuğum, alimlerin meclisinde bulun. Hikmet ehlinin sohbetlerini dinle. Çünkü Allah çorak bir toprağı yağmurla canlandırdığı gibi, ölmüş kalpleri de hikmetli sözlerle diriltir.” (Heysemî)
Hz. Hasan ve Hüseyin Efendilerimizin yaşlı bir adama abdesti öğretme metodları hikmetle öğretmektir.
2-Basiret üzere davet etmek basiretle sohbet: Âyet-i kerimede Hakk’a davet edenlerin davet ettikleri hakikatlere bizzat şahit olarak görerek davet ettiklerini hassaten bildirmeleri ifade edilmiştir. Bizzat göremese bile görür gibi haber vermesidir. Çünkü Rabbimizin ve Resulünün bize haber verdikleri haberler bizim kendi gözümüzün gördüğünden bile bize daha kesin ve bağlayıcıdır.“De ki (Habîbim Muhammedim): İşte bu benim yolumdur. Ben (insanları) Allah’a bir basîret üzere davet ediyorum. Ben de bana tâbi’ olanlar da (böyleyiz). Allah’ı (ortaklardan) tenzih ederim. Ben müşriklerden değilim”. (Yusuf, 108) Basiret baş gözüyle görülemeyeceklerin kalp gözüyle görülmesini sağlayan Rabbimiz tarafından kulunun kalbine atılmış bir nurdur. Bu nuru takva ve vera çoğaltır, şüpheler ve isyan ise zulumata çevirir, yok eder.
3 -Dinleyenlerin durumuna göre hitap etmek. “İnsanların akıllarına göre konuşunuz.” hadîs-i şerifindeki ölçü ihlal edilirse o sohbetin faydalı olması şöyle dursun zararı çok büyük olur. Çoğu zaman halinin gereği büyük hakikatleri konuşan insanlar ne söylediği anlaşılmadığı için inkar edilmişler ve söyledikleri sözlerden dolayı küfür ithamında bile bulunulmuştur.
4 -Mücadelesini güzel bir üslup ile yapmalıdır. Peygamber Efendimiz, Ebu Cehil’in kapısını yirmi yedi kez çaldı, onu irşad için.
Peygamber Efendimiz Taif’te pek çok ezaya maruz kaldıktan sonra Cebrail (a.s.) gelip “Ya Muhammed (s.a.v.) Allah’ın selamı var, istersen onları helak edeyim altlarını üstlerine çevirivereyim.” deyince Peygamberimiz (s.a.v.) “Ya Rab kavmim bilmiyor onlara hidâyet ver.” buyurmaktaydı. Bu merhametin meyvesi, belki onların birisi gelir de iman eder düşüncesiyle kendisine eza eden bir topluma bile böyle dua ediyordu.
Gaye cedel değil, insanları uzaklaştırmak değil. Gaye, uzaklaşmış olanları nasıl olur da Allah’a daha yakın olsunlar diye çaba göstermektir.
Ortaya çıkan olumsuzluklara en güzel karşılığı vermek, yumuşak ifade kullanmak şöyle ki “Sen, kötülüğü en güzel bir tutumla sav. Biz onların yakıştırmakta oldukları şeyi çok iyi bilmekteyiz.” ( Müminun, 96)
“İkiniz Firavun’a gidin, çünkü o azmış bulunuyor. Ona yumuşak söz söyleyin, umulur ki öğüt alıp-düşünür veya içi titrer ve korkar.” (Taha, 43-44)
Firavun’a bile yumuşak söz tavsiyesi bulunan bir dinin mensuplarının kendi aralarında bile bu yumuşak huyluluğu gösterememesi ne kadar da acıdır!
5-Sohbetçi sohbet ettiği kimselere ülfet etmeli ve dışlayıcı yaklaşmamalıdır. Mümin sever ve sevilir. Sevmeyen ve sevilmeyende hayır yoktur, buyuran Peygamberimiz (s.a.v.) Habibullah idi. Ümmetini seven, ümmeti ve yaratan Rabbi tarafından sevilen idi.
6-Sohbet bıktırıcı olacak kadar uzatılmamalıdır. Mümkünse kırk beş dakikayı geçmemelidir.
Sohbet edecek kimse istiğfar ederek sohbet edeceği yere gelir. O “Allah’ım ben irşada, sohbete muhtaçken kardeşlerimin hürmetine ıslah olur muyum, diye istiğfar ederek sohbete geldim. Hatalarım, günahlarım gözümün önüne geliyor da azgın nefsimin ıslahı için sohbet meclisine gidiyorum.” diyerek sohbet meclisine gider.
“Sohbette gaye nedir?” denilirse, halinden istifade edilen insan olabilmektir. Sohbette gaye buysa “Bizim sükutumuzdan istifade edemeyen konuşmamızdan istifade edemez.” der büyükler. Sohbet ne kadar usulüne uygun yapılırsa, zikirden de fayda o kadar çok olur.
Herhangi bir mürşidi olmadan evrad çeken kimse, eczaneden ilaçları kendi başına alan kimseye benzer. Ehil bir doktorun yazdığı reçeteye göre alınan ilaç ancak fayda sağlar.
Sohbetten gereği gibi istifade edemediğini söyleyen bir kimse şöyle sormalıdır: Acaba ben nerede hata ediyorum ki bu irfan meclisinden, aşk menbaından istifade edemiyorum? Sohbetlerden faydalanmak için sünnete tabi olmak ve ona uygun yaşamak şarttır. Yanı sıra mürşid-i kâmile büyük bir sevgi, teslimiyet ve muhabbet göstermek gerekir.

 

KÜRESEL ISINMA VE ARŞIN GÖLGESİ

 

               Küresel ısınma ve kavurucu sıcakların gündemde olduğu bir zamanda arşın gölgesini düşünmek herhalde farklı ama zaruri bir tefekkürdür.Bir an susuzluktan çatlamış topraklar ekranlarda boy gösterince insanların tadını bozmaya yetti bile.Vilayetlerin su haznelerinin ne kadar gün yetebileceği hesapları başka hesapları unutturdu bile..işte böyle bir zamanda kurak kalmış gönülleri,ruhi gıdasını alamadığı için çatır çatır kurumuş dimağları tefekkür etmek herhalde çok farklı olsa gerek..

ve

Mahşer günü…

Dünya hesabıyla ellibin yıl –evet, tam ellibin yıl- uzunluğunda bir gün…

Güneşin bir mızrak boyu yaklaştırıldığı, beyinlerin sıcağın etkisiyle fokur fokur kaynadığı, kiminin diz kapağına, kiminin göbeğine, kiminin boğazına kadar terin içine gömüldüğü, kişinin annesinden, babasından, eşinden, kardeşinden kaçtığı zorlu bir gün…

Zorlukların günü…

İşte böyle bir günde, bir serinlik, bir gölge insan için nasıl bulunmaz bir nimet, paha biçilmez bir hazine olur, varın siz hesab edin…

Her zorlukla beraber bir kolaylık ve çıkış yolu yaratan Alemlerin Rabbi(cc), bu sıkıntılı günde de, sevdiği müminlere selamet ve serinlik olmak üzere, onları Arşının gölgesinde gölgelendirecek, ve perişan durumlara düşürmeyecektir.

              “O, büyük arşın Rabbidir”(tevbe 129). peygamber efendimiz (sav) arşın konumunu şöyle haber veriyor:”Allah(cc)tan istediğiniz zaman Firdevs-i ala cennetini isteyiniz .çünkü o cennetlerin en yücesi ve hepsinin ortasındadır çatısı da Rahmanın arşıdır.”(buhari).Arşın etrafında sayısını Rabbimizden başka hiç kimsenin bilemeyeceği kadar çok müsebbihat melekleri vardır. Heran sübhanellah tesbihatıyla Rabbimizi tesbih ederler.Arşın büyüklüğünü ifade açısından peygamber efendimizin şu kıyasına dikkat edelim:”Yedi kat sema kürsinin yanında ancak çöle atılmış bir bilezik halkası kadar kalır.Arşın kürsiye olan büyüklüğü de kürsinin yedi kat semaya olan büyüklüğü gibidir.”(ibn hibban) Hamele-i arş melekleri de meleklerin en büyüklerindendir.

            Sahih bir rivayetle gelen meşhur Hadis-i Şerif’te, mahşer gününde Arşın gölgesinde gölgelenecek yedi sınıf insandan bahsedilir. Bununla beraber, diğer Hadis-i Şerifler de incelendiğinde, Arşın gölgesinde gölgelenecek olanların bu yedi sınıf insanla sınırlı olmadığı görülecektir.Bu hadisi şeriflere baktığımızda “ey insanlar rahman olan Rabbimizin arşı çok geniştir onun ikramı olmak üzere arşın gölgesine buyurun.” Diye sanki Rasulü Kibriya ümmetini bu kıymetli gölgeye davet ediyor.

 Diğer Hadis-i Şerifleri de dikkate alarak, Arşın gölgesinde gölgelenmeyi hak eden insanları şöylece sıralayabiliriz:(feyzul kadir  4/90)

 

1.      Adil devlet başkanı.

2.      Allah(cc)a ibadet içerisinde yaşayan gençler.

3.      Mescidden çıktığı andan itibaren tekrar oraya dönene kadar, kalbi mescitlere asılı/bağlı olanlar

4.      Birbirini Allah(cc) için seven, bu sevgi ile toplanıp bu sevgi üzerine ayrılan iki kişi.

“Nerede benim rızâm için birbirlerini sevenler? Gölgemden başka gölgenin bulunmadığı bugün onları, kendi arşımın gölgesinde gölgelendireceğim” (Müslim)

5.      Yalnız kaldığında Allah(cc)’ı zikredip, iki gözünden yaş boşananlar.

6.      Makam ve güzellik sahibi bir kadın kendisini çağırdığında, ‘Ben alemlerin rabbi olan Allah’tan korkarım’ diyenler.

7.      Sağ elinin verdiğini sol eli bilmeyecek kadar gizli sadaka verenler.

Ebu Hureyre'nin (r.a.) bildirdiğine göre:
peygamber Efendimiz (a.s.) şöyle buyurmuştur: "Yedi sınıf insan vardır ki, Allah onları, hiç bir gölgenin bulunmadığı Kıyamet gününde kendi arşının gölgesi altında gölgelendirecektir. Bunlar: Âdil yönetici, Allah'a ibadet ederek temiz bir hayat içinde serpilip büyüyen genç, gönlü mescitlere bağlı olan kimse, birbirini Allah için seven ve bu muhabbetle birleşip, bu sevgi ile ayrılan iki kişi; Güzel ve  mevkii yüksek bir kadın tarafından davet edilip de kadın kendisini ona arzettiğinde: Ben Allah(cc)'tan korkarım, deyebilen kişi, sağ elinin verdiğini sol eli duymayacak derecede gizli sadaka veren kimse, hiç kimsenin görmediği bir yerde, Yüce Allah'ı (lisanen veya kalben) zikredip göz yaşı döken kimse." (Buhari- Müslim)

8.      Küçük yaştayken Kuran-ı Kerim öğrenip, yaşlandığında da Kuran okumaya devam edenler.

9.      Namaz vakitlerine (titizlikle) riayet eden kimseler.

“üç grup var ki Allah onları arşın gölgesinden başka hiçbir gölgenin bulunmadığı kıyamet gününde arşın gölgesi ile gölgelendirir:güvenilir tacir,adil yönetici,namaz vakti için güneşi gözeten kimse”.(kenzülummal 43259)

10.  Konuştuğu zaman ilim(hakikat) ile konuşan, sustuğu zaman olgunlukla ile susanlar.

11.  Fakir olan borçluya mühlet tanıyanlar, borcunu ödeyemeyecek durumda olanların borcundan vazgeçenler (sadaka edenler).

12.  Sanatı/mesleği olmayana geçiminde yardımcı (ve destek) olanlar (yön gösterenler).

13.  Allah yolunda cihat eden mücahide yardım edenler.

14.  Zorda kalmış kimsenin borcunu ödemesine yardım edenler .

"Her kim borçlu olan bir fakire mühlet verir yahut alacağını bağışlarsa, Allah(cc) o kimseyi arşın gölgesinden başka hiçbir gölgenin bulunmadığı kıyamet gününde arşın gölgesi ile gölgelendirir." (Müslim)

15.  Sözleşmeli kölenin azad olabilmesi için ona destek olanlar.

16.  Savaşa çıkmış bir gazinin başını gölgeleyenler (Onu techiz edip, destekleyenler).

17.  Soğuk havalarda abdesti tam alanlar.

18.  Karanlıklarda dahi, cemaate katılmak için mescitlere yürüyenler.

19.  Aç olanı doyuncaya kadar yediren kimseler.

20.  Alışverişinde sadece hakkı söyleyen tacirler, (satarken) gereksiz övme ve (alırken) gereksiz yermede bulunmayanlar.

21.  Doğru sözlü-emin olan tacirler.

“üç grup var ki Allah onları arşın gölgesinden başka hiçbir gölgenin bulunmadığı kıyamet gününde arşın gölgesi ile gölgelendirir:güvenilir tacir,adil yönetici,namaz vakti için güneşi gözeten kimse”.(kenzülummal 43259)

22.  Emaneti eda edenler/ yerine getirenler.

23.  Müminler hakkında taşkınlık istemeyenler.

24.  Kafirlere karşı bile olsa, güzel ahlakla muamele edenler.

25.  Herhangi bir yetime veya dula kefil olanlar (geçiminde, işlerini görmede yardımcı olanlar).

26.  Hak verildiği zaman kabul edip, Hak istendiği zaman Hakkı yayanlar.

27.  Kendi nefsine hükmettiği gibi, diğer insanlara da hükmedenler (Kendi için istediğini başkaları için de isteyip, kendisine yapılmasından hoşlanmadığı şeyleri başkalarına da yapmayanlar).

28.  Ölümü hatırlayıp mahzun olabilmek için cenaze namazlarına katılanlar.

29.  Herhangi bir yöneticiye, (kendisi ve tebaası için)  Allah’ın kulları hakkında nasihat edenler.

30.  Müminlere karşı merhametli olup, katı olmayanlar.

31.  Sevdiklerini kaybedip de sabredenler, ve onlara taziyede bulunanlar.

32.  Hasta ziyaretinde bulunanlar.

33.  Ölen kimselerin defnine kadar, (yıkama, kefenleme, cenazeyi taşıma gibi) işlemlerde bulunanlar.

34.  Göz zinasında bulunmayanlar, Allah’ın haram kıldığına göz iliştirmeyenler/bakmayanlar.

35.  Faiz yemeyen ve yedirmeyenler.

36.  Rüşvet almayan ve vermeyenler.

37.  Allah yolunda, kınayıcının kınamasından korkmayanlar.

38.  Kendisine helal olmayana elini uzatmayanlar.

39.  Sabah namazını kıldıktan sonra, Enam Suresi’nin ilk üç ayetini okuyanlar.

40.  Sılayı rahim yapanlar.

41.  Kocası öldükten sonra geride kalan yetimlerine “Allah sizi zengin edinceye veya ölünceye kadar, sizi terk etmeyeceğim” diyen hanımefendiler.

42.  Helalinden yemek yapıp yiyenler ve yedirenler.

43.  İnfakını en güzel şekilde yapıp, yetimleri ve fakirleri çağırarak Allah için onlara yedirenler.

44.  Yönünü nereye dönerse dönsün, Allah(cc)’ın kendisiyle beraber olduğunu bilenler ( sürekli murakabe halinde olanlar).

45.  İnsanları Allah(cc)’a tazimden dolayı sevenler (Yaratılanı Yaratan’dan ötürü sevenler).

46.  Ümmet-i Muhammed(sav)’den herhangi birinin sıkıntısını giderenler.

47.  Allah Resulü(sav)’nün herhangi bir sünnetini ihya edenler.

48.  Resul-ü Kibriya(sav)’ya salat u selamı çoğaltanlar.

49.  Kuran-ı Kerim’in hükümleriyle amel eden hafızlar.

50.  Sabreden hastalar.

51.  Dünyada aç olup da şükredenler (şikayet etmeyenler).

52.  Receb-i Şerif’te onüç gün oruç tutanlar.

53.  Akşam namazından sonra iki rekat namaza devam edenler.(Evvabin namazı)

54.  Her rekatında bir Faitha ve 1onbeş İhlas okumak suretiyle Akşam namazından sonra iki rekat namaz kılanlar.

55.  Müminlerin akıl-baliğ olmadan ölen çocukları.

56.  Dili ve kalbi Allah’ın zikriyle meşgul olanlar.

57.  Ana-babasına asi olmayanlar.

58.  Koğuculuk yapmayanlar.

59.  Alemlerin Rabbi’nin lütfundan vermiş olduğu (maddi ve manevi nimet kabilinden) şeylere haset etmeyenler.

60.  Kalplerini Allah’ın zikriyle, bedenlerini de taharetle temizleyenler.

61.  Atmacanın avını yakalamada gösterdiği titizlik gibi, Allah(cc)’ın anıldığı meclisleri gözetenler (arayıp, takip edenler).

62.  Harama helal denildiği zaman,(veya mahrem olan kadınlar helal olarak görüldüğü zaman) öfkelenenler (razı olmayanlar).

63.  Allah’ın mescidlerini madden ve manen imar edenler.

64.  Seherlerde istiğfar edenler.

65.  Allah(cc)’ı çokça anan erkek ve kadınlar.

66.  La ilahe illallah, Muhammedün Resulullah (tevhid) ehli olanlar (diliyle lafzını söyleyip, kalbiyle tasdik edip, hayatını ona göre düzenleyenler).

67.  Uhud şehitleri ve bütün şehitler.

68.  Malıyla, canıyla Allah yolunda cihad edenler.

69.  Kuran öğretenler.

70.  İyiliği emredip (emr-i bil maruf), kötülükten sakındıranlar (nehy-i ani’l münker).

 

                  Peygamber Efendimiz(sav) cevamiul kelim idi.Yani az cümlelerle çok şeyler ifade ederdi.Arşın gölgesinde gölgelenecek insanların evsafını hadisi şerifleri dikkat alarak madde madde yazmakla yetinmiş olduk.Çünkü her bir maddenin kaynağı olan hadisi şerifler yazıldığında bir makale yerine bir kitap hacmi ortaya çıkacaktır.BİR ÇOK HAYRI İFADE EDEN şu hadisi şerif arşın gölgesinde gölgelenecek insanların hangi ahlakta olmaları gerektiğini ifade için kafidir.         

                Halid b. Velid(r.a)’den rivayet edildiğine göre,bir a’râbî Resûlullâh(s.a.v)’e geldi:

-Yâ Resulullah,beni dünya ve ahiret’de müstağni kılacak (amelden) sormak için,size geldim.’’dedi.

Resulullah(s.a.v)’de ‘’soracaklarını sor.’’buyurdular:

-          İnsanların en bilgini olmak istiyorum;dedi.    

-          (Resulullah s.a.v) :Allah’dan kork ki, insanların en bilgini olasın;buyurdu.

-          İnsanların en zengini olmak istiyorum;dedi.   

-          (Resulullah s.a.v) :Kanaatkar ol ki, insanların en zengini olasın;buyurdu.

-          insanların en âdili olmayı arzu ediyorum;dedi.

-          (Resulullah s.a.v) :Kendin için arzu ettiğini, diğer insanlar içinde iste ki, İnsanların en âdili olasın;buyurdu.

-          insanların hayırlısı olmayı arzu ediyorum;dedi.

-          (Resulullah s.a.v) :İnsanlara faydalı ol ki, insanların hayırlısı olasın;buyurdu.

-          Allah katında,insanların en seçkini olmayı arzu ediyorum;dedi.

-          (Resulullah s.a.v) :Allah’ı zikretmeyi çoğalt ki,Allah katında,insanların en seçkini olasın;buyurdu.

-          İmânımın kamil bir iman olmasını istiyorum;dedi.

-          (Resulullah s.a.v) :Ahlakını güzelleştir ki,İmanın kemale ersin;buyurdu.

-          İhsan ehlinden olmak istiyorum;dedi.

-          (Resulullah s.a.v) :Allah’ı görüyormuş gibi ibadet et ki, Sen O’nu göremesen bile,O seni görür.

       ihsan ehlinden olasın;buyurdu.

-          İtaatkarlardan olmak istiyorum;dedi.

-          (Resulullah s.a.v) :Allah’ın farzlarını eda et ki,İtaatkârlardan olasın;buyurdu.

-          Allah’ın huzuruna günahlardan arınmış olarak varmak istiyorum;dedi.

-          (Resulullah s.a.v) :Cenabetten temizlenmek için guslet ki,Günahlardan temizlenmiş olarak, Allah’a kavuşasın.

-          Kıyâmet gününde nûr içerisinde haşrolunmayı arzu ediyorum;dedi.

-          (Resulullah s.a.v) :Hiçbir kimseye zulmetme(haksızlık yapma) ki,Kıyâmet gününde nûr içerisinde haşrolunasın.

-          Kıyamet gününde Rabbimin merhamet etmesini arzu ediyorum;dedi.

-          (Resulullah s.a.v) :Nefsine ve Allah’ın kullarına karşı merhamet et!Rabbin de sana Kıyamet günü merhamet eder.

-          Günahlarımın az olmasını istiyorum;dedi.

-          (Resulullah s.a.v) :İstiğfarı çoğalt ki,günahların azalsın;buyurdu.

-          İnsanların en şereflisi olmayı istiyorum;dedi.

-          (Resulullah s.a.v) :İnsanlara işin hakkında şikayetçi olma ki,İnsanların en şereflisi olasın;buyurdu.

-          İnsanların en kuvvetlisi olmayı arzu ediyorum;dedi.

-          (Resulullah s.a.v) :Allah’a tevekkül et ki,İnsanların en kuvvetlisi olasın;buyurdu.

-          Allah’ın rızkımı genişletmesini istiyorum;dedi.

-          Temizliğe devam et!Allah senin rızkını genişletir.

-           Allah ve Resulünün sevdiklerinden olmak istiyorum;dedi.

-          (Resulullah s.a.v) :Allah ve Resulünün sevdiğini sev ki,Onların sevgililerinden olasın;buyurdu.

-          Kıyamet gününde Allah’ın gazabından emin olmak istiyorum;dedi.

-     (Resulullah s.a.v) :Allah’ın yarattıklarından hiçbirine öfkelenme ki,Kıyamet gününde Allah’ın gazabından emin olasın.

-          Duamın müstecap olmasını arzu ediyorum;dedi.

-          (Resulullah s.a.v) :Haram yemekten sakın ki,duan müstecap olsun;buyurdu.

-          Kıyamet gününde rabbimin ayıplarımı örtmesini arzu ediyorum;dedi.

-          (Resulullah s.a.v) : Din kardeşlerinin ayıplarını ört ki,Allah’da Kıyamet gününde senin ayıplarını örtsün.

-          Günahlardan veya hatalardan kişiyi ne kurtarır;dedi.

-          (Resulullah s.a.v) :Göz yaşı dökmek,hudu’(Allah’a boyun eğmek) ve hastalıklardır;buyurdu.

-          Hangi hasene Allahû Tealâ katında (sevap olarak)daha büyüktür?dedi.

-          (Resulullah s.a.v) :Güzel Ahlak,Tevazu ve belalara sabretmektir;buyurdu.

-          Hangi seyyie(kötülük),Allahû Tealâ katında (günah olarak)daha büyüktür?dedi.

-          (Resulullah s.a.v) :Kötü Ahlak,Açgözlülük ve cimriliktir,buyurdu.

-          Dünya ve Ahirette Allah’ın gazabını gideren şey nedir?dedi.

-          (Resulullah s.a.v) :Gizli sadaka vermek ve Sılay-ı rahim yapmak(akraba ziyareti),buyurdu.

-          Kıyamet gününde Cehennem ateşini ne söndürür?dedi.

-          (Resulullah s.a.v) :Dünyadaki bela ve musibetlere sabretmektir;buyurdu.

              İmam-ı Müsteğfiri:Bundan daha büyük,dinimizin güzelliklerini daha iyi özetleyen,daha faydalı bir hadis-i şerif  görmedim demiştir... 

                Allah’ın rahmeti her şeyi kuşatmıştır, tüm insanlar Allah’ın arşının gölgesine girecek olsalar, büyük bir çınar ağacının altında küçük bir karıncanın durumu gibi olurlar.

Bizlere düşen vazife, eğer bu vasıflar bizde varsa hamd edip, bunları ömrümüzün sonuna kadar devam ettirmeye gayret göstermek; eğer bu vasıflara sahip değilsek, bir an önce istiğfar edip, halimize çeki düzen vermektir.

Ey Allah’ım! Arşının gölgesinden başka hiçbir gölgenin bulunmadığı mahşer gününde, bizleri de Arşının gölgesinde gölgelenen bahtiyar kullarından eyle!... (Amin)

                                                           

 

 

Sırlarınla Gönüllerimize Nazil Ol Ya Hazreti Kuran

Besmele geçsin başına
Gelsin müminler hoşuna
Geçirme ömrün boşuna
Kuranına devam lazım .

                                  (KALEMDAR)

  Her kim de benim zikrimden (Kur'ân'dan) yüz çevirirse, (bilsin ki) ona dar bir geçim vardır ve onu kıyamet günü kör olarak haşrederiz.  (O zaman Kur'ândan yüz çeviren kimse) "Rabbim! beni niçin kör olarak haşrettin, oysa ben gören bir kimseydim" der.  Allah: "Böyledir, sana âyetlerimiz gelmişti de onları sen unutmuştun, bugün de öylece unutulursun" der.  “(ta-ha 124-126) 

                  Öylesine kıymetli sayılı günlerdeyiz ki;sanki Kuran’ın gönüllere sırlarıyla nazil olduğu günler.Evet seni Rasulullah’ın diliyle karşılıyoruz ey kıymetli misafir; “Size Ramazan ayı geldi. O mübarek bir aydır. Allah o ayda orucu farz kıldı. Cennetin kapıları açıldı, cehennem kapıları kapandı, şeytanlar zincire vuruldu. Onda öyle bir gece vardır ki bin aydan daha hayırlıdır. Kim o ayın hayrından mahrum kalırsa bütün hayırlardan mahrum olur.” (Nese-i-Müsned) 

   “ (O sayılı günler), insanlar için bir hidayet rehberi, doğru yolun ve hak ile batılı birbirinden ayırmanın apaçık delilleri olarak Kuran’ın kendisinde indirildiği Ramazan ayıdır. Öyle ise içinizden kim bu aya ulaşırsa onu oruçla geçirsin. Kim de hasta veya yolcu olursa tutamadığı günler sayısınca başka günlerde tutsun. Allah size kolaylık diler, zorluk dilemez. Bu da sayıyı tamamlamanız ve hidayete ulaştırmasına karşılık Allah'ı yüceltmeniz ve şükretmeniz içindir.”(Bakara 185)


                 Allah’ın resulüne Kuran-ı Azim, aydınlığı ebediyyen sönmeyecek bir nur,dibi bulunmaz bir hikmet denizi,yoluna dahil olanın şaşırmayacağı bir hidayet membaı,Hakla batılı birbirinden ayıran Furkan,delil arayanlara kati burhan,sonunda hastalık çıkmayacak şifa,ahkamına tabi olanlara izzet nişanesi olarak nazil oldu.

                O Kuran; imanın madeni,ilim ve irfanın deryası,hikmet ve hakikatin pınarı,marifet meyvelerinin bahçesi,bereket ve füyuzat şelalesi,iki dünya saadetinin rehberi,Hak adına akan ayetlerin ırmağı,muttakilerin ser tacı,zahitlerin ilacı,fukahanın gönlünün baharıdır.

               İşte Allah’ın Rasulünün Mübarek kelemlarından dökülen ,Kuranın faziletini bizlere haber verdiği hadisi şerifler:         

Kuran’ı Kerimin faziletiyle alakalı kırk Hadisi Şerif

 

1-“"Sizin en hayırlınız, Kur'an'ı öğrenen ve öğretendir;”(Buhari-Müslim)

2-“ Her Kim Allahın kitabından bir harf okursa, onun için bir sevap vardır. Her sevap da on misli karşılık görür. Elif-lâm-mîm bir harftir, demiyorum elif bir harf, lâm bir harf, mîm de bir harftir”(Tirmizi)

3-“ Allah bu Kitap (Kur’an) ile bazı milletleri yükseltir, bazılarını da alçaltır.”(Müslim-İbn mace)

4-“ Allah’u Teala buyuruyor ki, kim ki Kur’an-ı Kerim’le meşgul olduğundan benden istemeye, beni zikretmeye fırsat bulamamışsa, ben ona benden isteyenlerden daha çoğunu vereceğim. Allah’ın Kelamı (Kur’an-ın) diğer kelamlara üstünlüğü, Allah’ın yarattıklarından üstünlüğü gibidir.”(Tirmizi)

5- “ Kur’an okuyan mü’min portakal ( ağaç kavunu) gibidir. Kokusu da, taamı da hoştur. Kur’an okumayan mü’min, hurma gibidir. kokusu yok fakat tadı hoştur. Kur’an okuyan münafık reyhana benzer. Kokusu hoş, tadı acıdır. Kur’an okumayan münafık, Ebu Cehil karpuzuna benzer. Kokusu olmadığı gibi tadı da acıdır.”(Buhari-Müslim-ibn.mace)

6-“Ebu Zer Elgıfari:Bana tavsiyede bulun EY Allah’ın resulü dedim.Buyurdu ki:sana Kuran okumanı tavsiye ederim.Çünkü o (kuran)senin için yerde ve gökte bir nurdur.”(ibn. Hibban)

7-“Kuran şefaat edecidir ve şefaati kabul olandır.kim kuranı önüne alırsa onu cennete götürür.Her kim de gerisine atarsa onu cehenneme sürer.”(Beyhaki-İbn.Hibban)

(yani herkim Kuranı rehber edinirse onu cennete götürür.Her kim de onun ahkamına sırt çevirirse onu da cehenneme sürer)

8-“Kuran okuyunuz.hakikaten o Kuran kendisini okuyanlara  kıyamet günü  şefaatçi olur.”(Müslim)

9-““Kim Kuran okur ve onunla amel ederse, onun anne ve babasına kıyamet gününde keramet tacı giydirilir. Güneş sizin evlerinizin içinde olup ta evinizi ışıtmış olsa idi bile o tacın ışığı kadar güzel olamazdı. ( kuran okuyanın anne ve babasına yapılan ikram bu olur ise)  onunla amel edeni düşünebiliyor musunuz.” (Müsned)

10-“Kıyamet günü Kuran ehli getirilir,Kuran onun için der ki:Ey Rabbim ona giydir.Ve ona keramet tacı giydirilir.Kuran Ya Rabb artır der.Keramet hullesi giydirilir.Kuran der ki Rabbim ondan razı ol.der.Ondan razı olunur ve ona denilir ki:oku ve yüksel her ayete bedel bir hasene (derece)artar.”(Tirmizi-Hakim)

11-“Haset (yani gıbta) ancak iki şey üzere  olur : birisine Allah Kuran’ı vermiş, o da gece gündüz onu okur. Diğeri de Allah bir adama mal vermiştir o da (Allah rızası için) gece gündüz malını infak etmektedir.” (Buhari- Müslim)

12-“insanlardan Allah’ın ehli(dostu) olanlar vardır.Dediler ki O Allah’ın ehli olanlar kimlerdir Ey Allah’ın resulü.O da buyurdu ki Kuran ehli olanlar Allah ehlidir ve seçkin kuludur”(nesei-İbn. Mace)

13-“İçinde Kuran’dan bir şey olmayan kimse, harabe olmuş bir ev gibidir.”(Tirmizi)

14- “Ümmetimin en şereflileri, Kurân-ı Kerîm’i ezberleyen hâfızlar ve gecelerini ihyâ edenlerdir.” (Beyhaki  Şuabul iman)

15-“Kuran seni yasaklardan alıkoydukça onu oku.Eğer seni yasaklardan alıkoymuyorsa sen (hakkını vererek ) Kuran okumuyorsun demektir.”(Deylemi)

16-“ “Kur’an okuyunuz! Çünkü, Allah Kuran kabı olmuş bir kalbe azap etmez.” (Deylemi)

17-“ "Kuran bir zenginliktir. Ondan sonra fakirlik olmaz. Ondan başka zenginlik de yoktur."(Ebu Yale)

18-“ “Kıyamet gününde Kur’an ve dünyadaki hayatlarını ona göre tanzim eden Kur’an ehli kimseler mahşer yerine getirilirler. Bu sırada Kuran’ın önünde Bakara ve Âl–i İmrân sûreleri vardır. Her ikisi de kendilerini okuyanları müdafaa için birbiriyle yarışırlar”(Müslim-Tirmizi)

19-“ "Muhakkak ki, en güzel söz Allah'ın kitabıdır. En güzel yol da Muhammed(sav)in yoludur."(Buhari)

20- “Size şu iki şifayı tavsiye ederim: Bal ve Kur’an.”(ibn. Mace)

     Bal maddi hastalıklara şifa,Kuran ise hem maddi hem de manevi hastalıklara şifadır.

21- “Bir cemaat Allah'ın evlerinden bir evde toplanır, Allah'ın kitabını okur ve aralarında müzakere ederlerse, üzerlerine sekinet iner, onları rahmet kaplar ve melekler etraflarını kuşatır. Allah Teala da o kimseleri kendi katında bulunanların arasında anar.” (Müslim,Ebu Davut)

22-“Kim kur’anı okur, ezberlerse Allah(c.c.) o kimseyi cennetine girdirir, ayrıca hepsine cehennem vacip olmuş bulunan ailesinden on kişiye şefatçı kılar.” (Tirmizi)

23-“Allah’ın resulü yanında bir kişiden övgüyle bahsedilince Allah’ın resulü buyurdu ki:hadi Kuran okumayı bilmiyorsa buyurdular” (Ahmed b. Hanbel müsned)

24-“Kuran Allah katında semavat, arz ve o ikisi arasındaki her şeyden daha sevgilidir”(Darimi)

25-“Kim Allah’ın kitabından bir ayet dinlerse ona sevabı katlanarak verilecek bir hasene yazılır.Kim de onu okursa kıyamet günü kendisi için bir nur olur.”(Ahmed b. Hanbel Müsned)

26-“Her kim ki gece veya gündüz kuranı okursa diğer geceye kadar melekler onun için dua ve istiğfar eder bir diğer melekte onun için affolundu der.”(Darimi)

27”Her kim ki Allah teala yolunda (rızayı bari için) bin ayet okursa kıyamet günü nebiler,sıdıklar,Salihler ve şehitlerle birlikte olur. Allah dilerse bunlar da ne kadar güzel arkadaştır.”(Ahmed b. Hanbel müsned)

28”Kim ki bir gecede on ayet okursa gafillerden yazılmaz.”(Darimi)

29-“Bir kul Kuranı hatmettiği zaman yetmiş bin melek hatim anında ona dua eder.”(Camiussağir)

30-“En faziletli ibadet kuran okumaktır”(Camiussağir)

31-“Evlerinizde Kuran okumayı çoğaltın.İçerisinde Kuran okunmayan evin hayrı az şerri çok olur.Ve ev ehline darlık verir.”(Darkutni)

32-“Devamlı Kuran okuyan hafız (her türlü şerden) korunmuştur.”(Deylemi)

33-“Her şeyin bir süsü vardır Kuran’ın süsü de güzel sestir.”(Camiussağir)

34-“Haramlarını helal kabul eden kimse Kurana iman etmemiştir.”(Tirmizi)

35-“Kim Kuranı hafızasında cem ederse(ezberinde tutarsa) Allah o kimsenin aklını ölünceye kadar muhafaza eder.”(Camiussagir)

36-“Her kim Rabbiyle konuşmak isterse Kuran okusun.”(Kenzül Ummal)

37-“Muhakkak ki bu kalpler demirin paslandığı gibi paslanır.Dendi ki ey Allahın Rasulü peki paslanan kalplerin cilası nedir. O da: Kuran okumaktır. Buyurdu.” (Kenzül Ummal)

37-“Abdullah b. Mesûd (r.a.) şöyle anlattı:
Bir defa Allah Resulü (a.s.): "Bana Kur'an oku" diye emretti. Ben de: Ey Allah'ın Resulü! Kur'an sana indirildiği halde ben onu sana nasıl okurum? dedim. "Ben Kur'an'ı başkasından işitmekten çok hoşlanırım" buyurdu. Bunun üzerine ben de Nisa suresini okumaya başladım. Nihayet: (Her Ümmetten bir şahit getirdiğimiz ve seni de bunların aleyhine bir şahit getirdiğimiz zaman, nasıl olacak durumları? ) ayetine ulaşınca başımı kaldırdım, yahut birisi yanımı dürttü de başımı kaldırdım. Gördüm ki Allah Resulü'nün göz yaşları akıyor.”(Müslim)

 

38-“"Allah, geceleyin Kur'an okuyan bir kula kulak verdiği kadar hiçbir şeye kulak verip dinlemez. Allah'ın rahmeti namazda olduğu müddetçe kulun başı üstüne saçılır. Kullar, ondan çıktığı andaki kadar hiçbir zaman Allah'a yaklaşmış olmaz." (Ebu'n Nadr der ki: "Ondan" tabiriyle "Kur'an'dan" denmek istenmiştir)”( Tirmizi)

 

39-“"Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) Buyurdular ki: "Kur'ân-ı Kerîm'i okuyan bir kimse sonradan (terkeder ve okumayı) unutursa kıyâmet günü cüzzamlı olarak Allah'a kavuşur."(Ebu Davut)

 

40-“ Rasulullah (sav), Uhud'da öldürülenlerden iki kişiyi biraraya getirdikten sonra: "Bunlardan hangisi Kur'an'la daha  fazla haşır neşirdi?" diye sorar; birine işaret edilldiği takdirde, önce  onun defin işlemini yapardı” (Buhârî-Tirmizî, Nesaî, İbn Mâce).

 

İbretli Bir Kıssa

                  Ebu Bekir Verrak (r.a) ın küçük bir oğlu vardı.Bir gün babası onun elinden tutup hocaya götürdü.Ey ilim bahçesinin serveri, Yavruma kuran okut ve onu yetiştir.Dedi.

Nur çocuk hoca önünde diz çöktü ve derse koyuldu.Kısa zamanda Kuran’ı Kerimi öğrendi .Yine bir gün hocasının önünde Kuran okuyordu.Birden bir ayetle karşılaştı.Ayeti kelimeyi tek tek heceledi.Ne var ki yüreğine müthiş bir kurşun saplanıvermişti.O ayeti kerimede Rabbimiz şöyle buyuruyordu:

 “O halde,küfre varırsanız çocukları ak saçlılar haline çevirerek bir günün (kıyametin)azabından kendinizi nasıl koruyacaksınız.” (Müzzemmil 17)

Bu ayeti okur okumaz çocuğun yüzü kireç gibi bembeyaz kesildi ve kendisini bir titreme aldı.Artık okumaya devam edemiyordu.Derhal evin yolunu tuttu ve kapıyı çaldı.babası içeriden seslendi:Kim o?

-Benim ey babam çabuk aç…!

Ebu Bekir Verrak (r.a) kapıya koşup açtı.Açtı ama gördüğü manzaradan da korktu.Çocuğunun yüzünde tek damla kan kalmamıştı ve küçük yavru titreyip duruyordu.Hemen kollarını açıp:

-Ey benim için cennet mumu olan yavrum dedi sana ne oldu.Niçin benzini sararmış görüyorum?

-Ey babam :Bugün Kuranı Kerimden bir ayet okudum.Manasını düşününce yüreğim eriyor sandım ve bu hale geldim.

-Ey gözümün nuru oğlum!O hangi ayettir.

Şu ayettir. “O halde,küfre varırsanız çocukları ak saçlılar haline çevirerek bir günün (kıyametin)azabından kendinizi nasıl koruyacaksınız.”

Ayeti celileyi tekrar etmek çocuğun canına yeni bir ateş düşürdü ve o masum yavru ayak da duracak takati kendinde bulamayıp yatağa düştü.Bu ayetin heybetinden hasta oldu ve kısa zamanda öldü.O çocuğu babası götürüp kabre koydu.Kabre konan sanki çocuk değildi,incilerden meydana gelmiş bir taştı.

Ebu Bekir Verrak (r.a) sık sık çocuğun kabrine gider,toprakları avuçlar,zari ağlar ve söyle derdi.

 Ebu Bekir Verrak senin küçücük oğlun Kurandan bir ayet okudu.Allah(cc)korkusundan can verdi.Sen Kuranı kerimi hatmedip duruyorsun ve ömür güneşin kabir kuyusuna ağdı,hiç Allah’tan onun gibi korkmazsın.Meğer senin gönlün ne katı bir gönülmüş vah sana…vaah…

                  Hz.Ömer Efendimiz birdefasında okumuş olduğu bir ayet sebebiyle yataklara düşmüş bir aya yakın hasta olarak ziyaret edilmişti.

“Onlar Kur'an'ı düşünmüyorlar mı? Yoksa kalplerinin üzerinde kilitleri mi var?”(Muhammed 24)

Kurtuluşa Erenler

             İslam ümmetinin dünya-ahiret saadetini temin edecek onları dareyn saadetine ulaştıracak esaslar kuranda şu ameller olarak zikredilmiştir:

1- İman ile hidayet üzere olanlar.

“Bunlar, işte Rabblerinden bir hidayet üzerindedirler ve bunlar işte felaha erenlerdir.”(Bakara-5)

“İşte bunlar, Rableri tarafından bir hidayet üzeredirler. Kurtuluşa erecek olanlar da işte onlardır.”(Lokman 5)

             İman en büyük cevherdir.Bu kıymetli cevherin haramisi ise şeytandır.Bu kıymetli cevherin sahibi her müminin en büyük arzusu iman cevherini şeytana çaldırmadan huzuru ilahiyyeye varmaktır.Şeytan bu kıymetli cevhere el uzatacak bir gedik bulmak için heran fırsat kollamaktadır.Bu gedik ŞÜPHE dir.Şeytanın en büyük silahı şüphedir.İman şüpheden arınıp tereddütsüz bir hal almadıkça tehlikededir.

2- Takva sahibi olanlar.

“Sana hilâllerden soruyorlar. De ki: Onlar insanlar için de, hac için de vakit ölçüleridir. Bununla beraber iyilik, evlere arkalarından gelmeniz değildir. Fakat iyiliğe eren, kötülükten korunan kimsedir. Evlere kapılarından gelin, Allah'tan korkun ki, kurtuluşa eresiniz.”(Bakara-189)

3- Emr-i bi’l maruf nehy-i ani’l münker yapanlar.

“İçinizden hayra çağıran, iyiliği emredip kötülükten men eden bir topluluk bulunsun. İşte kurtuluşa eren onlardır.”(Ali İmran 104)

4- Haramları ve şüpheli olanları terk edenler.

“Ey iman edenler! Kat kat artırılmış olarak faiz yemeyin. Allah'tan sakının ki kurtuluşa eresiniz”(Ali İmran 130)

“Ey iman edenler! İçki, kumar, dikili taşlar (putlar) ve fal okları şeytan işi birer pisliktir. Bunlardan kaçının ki, kurtuluşa eresiniz.”(Maide 100)

5- Sabredenler , hakkın hakimiyeti için direnenler.

“Ey iman edenler! Sabredin, düşmanlarınıza karşı sebat gösterin, nöbet bekleşin, Allah'dan gereğince korkun ki, kurtuluşa eresiniz.”(Ali İmran 200)

6- Hakka kurbiyyet kazanmak için usulune uygun yolları vesile edinenler.

“Ey inananlar, Allah'tan korkun, O'na yaklaşmaya yol arayın ve O'nun yolunda cihad edin ki, kurtuluşa eresiniz.”(Maide 35)

7- Allah (c.c) yolunda cihad edenler.

“..O'nun yolunda cihad edin ki, kurtuluşa eresiniz.”(Maide 35)

“Fakat Peygamber ve onunla beraber olan müminler mallarıyla, canlarıyla cihad ettiler. İşte bütün hayırlar onlarındır. kurtuluşa erenler de işte onlardır.”(Tevbe 88)

8- Aklını ve gönlünü sahibine teslim eden Firaset sahibi mü’minler.

“De ki:"Pis olan şeyle temiz olan şey bir olmaz, pis olanın çokluğu hoşuna gitse bile". Ey selim akıl sahipleri Allah'tan korkun ki kurtuluşa eresiniz.”(Maide 100)

9- Zalimlerin zulmüne kafirin küfrüne  karşı koyan direnişçiler.

“Ey iman edenler! Sabredin, düşmanlarınıza karşı sebat gösterin, nöbet bekleşin, Allah'dan gereğince korkun ki, kurtuluşa eresiniz”(Ali İmran 200)

10- Amel defterini sağından alan , mizanda hayır kefesi ağır gelenler.

“O gün (amelleri tartacak) terazi haktır. Kimin (sevap) tartıları ağır gelirse, işte onlar kurtulanlardır.”(Araf 8)

11- Allah’ın (c.c) vermiş olduğu nimetleri O’na (c.c) itaatte kullananlar ve bu nimetlerin şükrünü eda edenler.

"Sizi uyarması için içinizden bir adam aracılığı ile, size bir zikir gelmesine şaştınız mı? Düşünün ki (Allah) sizi, Nûh kavminden sonra, onların yerine hâkimler yaptı ve yaratılışta sizi onlardan üstün kıldı. Allah'ın nimetlerini hatırlayın ki, kurtuluşa eresiniz."(Araf 69)

12- Nurun temsili olan Kuran ve sünnetin kesin hükmü gelince hemen kabul edip teslim olan bahtiyarlar.

“Onlar ki, o ümmî peygambere uyarlar, yanlarındaki Tevrat ve İncil'de yazılmış bulacakları o peygambere uyup, onun izinden giderler ki, o, onlara iyiyi emreder ve onları kötülüklerden alıkoyar, temiz ve hoş şeyleri kendilerine helâl kılar, murdar ve kötü şeyleri de üzerlerine haram kılar, sırtlarından ağır yükleri indirir, üzerlerindeki bağları ve zincirleri kırar atar, işte o vakit ona iman eden, ona kuvvetle saygı gösteren, ona yardımcı olan ve onun peygamberliği ile birlikte indirilen nuru izleyen kimseler var ya, işte asıl murada eren kurtulmuşlar onlardır.”(Araf 157)

13- Allah’ı (c.c) çokça zikredenler.

“Namaz kılındıktan sonra yeryüzüne dağılın ve Allah'ın lütfundan (nasibinizi) arayın. Allah'ı çok anın ki kurtuluşa eresiniz.”(Cuma 10)

“Ey iman edenler, bir düşman topluluğu ile karşılaştığınız zaman sebat edin ve Allah'ı çokça zikredin ki, kurtuluşa eresiniz.”(Enfal 45)

14- Namusunu muhafaza eden mü’min erkekler ve mü’mine kadınlar.

“Mümin kadınlara da söyle: Gözlerini (harama bakmaktan) korusunlar; namus ve iffetlerini esirgesinler. Görünen kısımları müstesna olmak üzere, zinetlerini teşhir etmesinler. Baş örtülerini, yakalarının üzerine (kadar) örtsünler. Kocaları, babaları, kocalarının babaları, kendi oğulları, kocalarının oğulları, erkek kardeşleri, erkek kardeşlerinin oğulları, kız kardeşlerinin oğulları, kendi kadınları (mümin kadınlar), ellerinin altında bulunan (köleleri), erkeklerden, kadına ihtiyacı kalmamış (cinsî güçten düşmüş) hizmetçiler, yahut henüz kadınların gizli kadınlık hususiyetlerinin farkında olmayan çocuklardan başkasına zinetlerini göstermesinler. Gizlemekte oldukları zinetleri anlaşılsın diye, ayaklarını yere vurmasınlar. Ey müminler! Hep birden Allah'a tevbe ediniz ki, kurtuluşa eresiniz.”(Nur 31)

15- Allah (c.c) ve Rasulullah’a hüküm vermesi için davet edildikleri zaman işittik ve itaat ettik derler.

Aralarında hüküm vermesi için Allah'a ve Resulüne davet edildiklerinde müminlerin sözü ancak "işittik ve itaat ettik" demeleridir. İşte bunlar asıl kurtuluşa erenlerdir.”(Nur 51)

16- Tereddütsüz iman edip , tövbe eden ve salih amel işleyenler.

“Fakat tevbe ederek, iman edip iyi işler yapan kimseye gelince, o, kurtuluşa erenler arasında olmayı umabilir.”(Kasas 67)

17- Akrabay veren , komşuyu gözeten , yolcuya sahip çıkan kimseler.

“O halde akrabaya da hakkını ver, yoksula da, yolcuya da... Bu, Allah'ın rızasını dileyenler için daha hayırlıdır. Kurtuluşa erecek olanlar da işte onlardır.”(Rum 38)

18- Nefsini temizleyenler.

 

“O halde gücünüz yettiğince Allah'a isyandan kaçının. Dinleyin, itaat edin, kendi iyiliğinize olarak harcayın. Kim nefsinin cimriliğinden korunursa işte onlar kurtuluşa erenlerdir.”(Tegabun 16)

 

“Doğrusu feraha ermiştir temizlenen,”(Ala 14)

 

“Elbette nefsini temizleyip parlatan kurtulmuştur.”(Şems 9)

Ey iman edenler! Allah'tan korkun

                       Ey iman edenler! Hitabı K.Kerim’de seksen dokuz(*) ayeti kerimede zikredilmektedir..Ahzab suresi elli altıncı ayet dışında bu hitap tamamında ayet başıdır. -“Gerçekten Allah ve melekleri Peygambere salât ederler. Ey iman edenler! siz de ona teslimiyetle salât ve selâm edin”.(Al-Ahzab 56)… Ey iman edenler! Hitabı alemlerin Rabbi tarafından mümin kulları için bir şeref hitabıdır.Bu hitabı duyan mümin samimiyetle buyur Ya Rabb ,işittim itaat ettim diyecektir.Abbullah b. Mesud(ra) Ey iman edenler! Hitabını duyunca iyi kulak ver ya bir iyiliği emirdir veya bir münkerden yasaklamadır. Buyurur.

                 Ey kafirler hitabı ise k.Kerimde  sadece bir yerde geçmektedir. Ve bu hitap kafirleri şiddetli bir şekilde azarlama hitabıdır:” "Ey kafirler! Bugün özür dilemeyin, çünkü siz ancak yaptıklarınızın cezasını çekeceksiniz" denir.(Tahrim 7).Ey iman edenler! şeref hitabına nail olan müminler aşağıdaki ayetlerde geçen evsafa sahip olursa bu büyük nimetin şükrünü eda etmiş vefakar bir mümindir.

“O tevbe edenler, o ibadet edenler, o hamdedenler, o oruç tutanlar, o rukua varanlar, o secdeye kapananlar, o iyiliği emredip kötülükten alıkoyanlar ve Allah'ın koyduğu sınırı koruyanlar... Müjdele o mü'minleri!”(Tevbe 112)

“Bütün müslüman erkekler, müslüman kadınlar, mümin erkekler, mümin kadınlar, itaat eden erkekler, itaat eden kadınlar, doğruluk yapan erkekler, doğruluk yapan kadınlar, sabreden erkekler sabreden kadınlar, mütevazi erkekler, mütevazi kadınlar, zekat veren erkekler, zekat veren kadınlar, oruç tutan erkekler, oruç tutan kadınlar, ırzlarını koruyan erkekler ve kadınlar, Allah'ı Çok anan erkekler ve kadınlar yok mu, işte bunlara Allah bir bağışlama ve büyük bir mükafat hazırlamıştır”(Ahzab 35)

“ Gerçekten müminler kurtuluşa ermiştir, Onlar ki, namazlarında huşû içindedirler,  Onlar ki, boş ve yararsız şeylerden yüz çevirirler, Onlar ki, zekat (vazifelerini) yerine getirirler, Ve onlar ki, iffetlerini korurlar, Ancak eşleri ve ellerinin sahip olduğu (cariyeleri) hariç. (Bunlarla ilişkilerinden dolayı) kınanmış değillerdir.  Şu halde, kim bunun ötesine gitmeyi isterse, işte bunlar , haddi aşan kimselerdir. Yine onlar ki, emanetlerine ve ahidlerine riayet ederler,  Ve onlar ki, namazlarını muhafaza ederler, İşte asıl onlar varislerdir.”(Müminun 1-10)

“ Onlar ki ceza gününü tasdik ederler. Rablerinin azabından korkarlar.  Çünkü Rablerinin azabından emin olunmaz. Onlar ki ırzlarını korurlar. Ancak zevcelerine ve cariyelerine karşı hariç. Çünkü onlara yaklaştıklarında kınanmazlar.  Bundan ötesini isteyenler, var ya işte onlar haddi aşanlardır. Şahitliklerinde dürüsttürler.  Namazlarına devam ederler.  İşte bunlar cennetlerde ağırlanırlar.”(Mearic 26-35)

Ey iman edenler! Allah'tan korkun hitabıyla başlayan yedi ayeti kerimeye özellikle dikkat çekmek istiyorum;

1-Ey iman edenler! Allah'tan korkun ve artık faizin peşini bırakın, eğer gerçekten müminler iseniz.(Al-Bakara 278)

                Dinin istikameti kalbin istikametine bağlıdır.Kalbin istikameti de lokmanın helal olmasına bağlıdır.Haram kalbi ifsat eden bir zehirdir.Bu zehirlerin en tahrip edicisi ise şüphesiz ki faizdir.Her kimin kalbi helal lokmayla arınırsa ,insanlarla muamelatı da düzelir.Herkimin muamelatı düzelirse bu düzgünlük doğrudan kalbine sirayet eder.Kimin de lokması bulanık olursa insanlarla mualesi de bulanık olur.Muamelesi bulanık olanın kalbi de bulanık olur.

Haram olmasın hem yemek

Boşa gider sonra emek

Dervişi bil, “eşik” demek

Bassalar razı olman, neden?(kalemdar)

 Bu ayeti kerimedeki “eğer gerçekten müminler iseniz. “ifadesine dikkat çekmek lazım.Ayeti kerime Ey iman edenler diye başladığı halde böyle bir ifadeyle bitmesi şu manadadır:İman şerefiyle şereflendiniz iman üzere kalmayı istiyorsanız derhal yasaklanan faizi terk edin.İmam Razi de aynı manayı ifade etmektedir.         

2-Ey iman edenler! Allah'tan, O'na yaraşır şekilde korkun ve ancak müslümanlar olarak can verin.(Ali İmran 102)

Ona yaraşır şekilde korkun:İtaat edip isyan etmemek,şükredip nankörlük etmemek suretiyle demektir.

Müslüman dışında bir isimle ölmeyin yoksa o günün hesabında hay halininize … İbni Semmak şöyle  anlattı: Heyecanlı bir şekilde balık avlamaya gelen avcı denize ağını attı ve ağdan bir insan kafatası çıktı.Avcı ona baktı ve ağlayarak şöyle dedi:

Eğer azizsen izzetin seni terk etmedi mi?

Zenginsen zenginliğin seni terk etmedi mi?

Fakirsen fakirliğin seni terk etmedi mi?

Cömertsen cömertliğin seni terk etmedi mi?

Kuvvetliysen kuvvetin seni terk etmedi mi?

Alimsen ilmin seni terk etmedi mi? Adam bunları tekrarlayarak ağladı.Evet şimdi sen ey adam Müslüman sıfatıyla ölmediysen ne kıymeti kaldı başka başka sıfatların.

3-Ey iman edenler!  Allah'tan korkun, O'na yaklaşmaya yol(vesile) arayın ve O'nun yolunda cihad edin ki, kurtuluşa eresiniz.(Al-Maide 35)

İmam Katade vesile arayınız ayetini ibadetler ve Allah(cc)ın razı olacağı amellerle ona yaklaşınız.diye tefsir etmiştir.

Rabbimiz bu ayeti kerimede hakiki kurtuluşun dört şeyde olduğunu biz kullarına haber veriyor :iman,takva,vesile aramak ve Allah(cc) yolunda cihat etmek.

Vesile:Rabbimizin katında yakınlığa sebep olan ve kendisiyle ihtiyaçların giderilmesinin talep edildiği her vasıtadır
Vesile: kendisiyle maksada ulaşılan şeydir.
vesile: aynı şekilde cennet mevkilerinin en büyüğünün özel ismidir.O da peygamber efendimizin cennetteki mekanıdır.O mekan arşa en yakın olan mekandır.

Vesile:Kazaya rıza ,bela ve musibetlere sabır,Allahın dini için gayret ve ibadetlere sabretmektir.(Muhammed b. Ali)

Vesile:Özde ve sözde sadık olmaktır.

Vesile:Amellerin riyadan,hallerin kişi tarafından beğenilmesinden ve nefsin ziyade zevklerden arınmasıdır.

Vesile:Muhabbetullah,marifetullah ve yalnızca Allah(cc)tan yardım dilemektir.

Vesile:Salihlerin sohbetinde bulunmak en büyük vesiledir.

4-Ey iman edenler! Allah'dan korkun ve sadıklarla beraber olun.(AL-Tevbe 119)

“sadıklarla beraber olun” ifadesindeki sadıklar kimlerdir.Öncelikle bunun bilinmesi gerekir.Sadık:Sözü özüne,dışı içine uyan.kalbinin nuru dilinin konuştuğundan daha fazla olandır.Ebu Süleyman(ks)”Sadakat üzere ve samimiyetle yapılan sohbet sohbet ehlinin her türlü derdine dermandır” buyurmuştur.

Sadık: şu hadisi şerifte vasfı beyan edilen kimselerdir: (Gördüğünüzde sizlere Allah’ı hatırlatan, konuşması ilminizi artıran, ilmi ahireti düşünmenize yarayanla beraber olun!) [Ebu Ya'la]

Ubeydullah-ı Ahrar(ks) şöyle buyuruyor: sadıklarla beraber olmak iki şekilde olur

Birincisi:Madden ,cismen beraberlik ki bu onların meclisinde bulunup sohbetlerini dinlemeyle olur.

İkincisi:Manen beraberlik ki bu da ona muhabetle rabıta etmek suretiyle olur.

Elmalılı Hamdi Yazır "sadıklarla beraber olunuz!" ayetini şöyle tefsir etmiştir: "İmanlarında, ahidlerinde ve hak dinde niyeti, söz, fiil ve her haliyle sadık olanlarla beraber olunuz; sadıkların velayet ve beraberliğinden (onların desteğinden) ayrılmayınız! Münafıklardan sakınıp, Hazreti Muhammed ve Ashabı gibi sadıklara dost ve yakın olunuz, onlar gibi özü doğru, sözü doğru, işi doğru olunuz, onlara uyunuz!"

İsmail Hakkı Bursevi; "Sadıklarla beraber olunuz!" ayetinin tefsirini "Bu ayet-i kerimede bahsi geçen sadıklardan kastedilen, mürşidi kamilledir. Ciddiyetle bir salîk mürşidinin kapısında hizmet eder ve muhabbetiyle nazarlarına kabûl olunursa, onların feyz ve bereketleriyle masivayı terketmeye, Allah'ın yolunda, istikâmet üzere bulunmaya muvaffak olur, huzuru Hakka kavuşur" şeklinde yapmaktadır.

“Sadıklarla beraber olunuz” emri her an cismi beraberlik olmasa gerekir,Sadıkların halinden ve sözünden yanlarında cismen bulunmak suretiyle istifade ettiğiniz gibi onlara muvafık bir yaşantı sürmek suretiyle de sadıklarla her an birlikteliğinizi sağlayınız.Hz.Ömer(ra) “siz bir kimsenin namazına veya orucuna bakarak onun hakkında karar vermeyiniz. Onun konuştuğu zaman doğru konuşup konuşmadığına bakınız”buyurarak sadakatin önce sözde oluşması gerektiğini ve ibadetlerin de ancak sadakat ile kıymet kazanacağını beyan etmektedirler.

5-Ey iman edenler! Allah'tan korkun ve doğru söz söyleyin,(Al-Ahzab 70)

Ayeti kerimedeki “kavlen sedide” kendisiyle Allah(cc)ın rızası talep edilen doğru söz demektir.Doğru söz takvanın bir şubesidir.Sadakat bela ve musibet anında devam ederse,imtihan zamanı kaybolmazsa kişiye Ebu bekr.(ra)a sıfat olan sıdık makamı ikram edilir.Zor zamandaki sadakat şöyle övülmüştür;

“ (Onların vazifesi) itaat ve güzel sözdür. İş ciddiye bindiği zaman Allah'a sadakat gösterselerdi, elbette kendileri için daha hayırlı olurdu.”(Muhammed 21).

Allah(cc)ın Rasulü:Ey Ali! (r.a) Doğru olan kimsenin üç alameti vardır;  

1. İbadetini daima gizli yapar,  
2. Düştüğü musibeti, uğradığı belayı kimseye anlatmaz,   
3. Daima Allah Teala’yı zikreder.

Ey Ali! (r.a) Doğru sözlülüğün üç alameti vardır       
1. Kızdığı vakit doğru söylemek,         
2. Kızmadığı vakit doğru söylemek,    
3. İhtiyacı olduğu vakit doğru söylemek.

6-Ey iman edenler! Allah'tan korkun, O'nun Resulü'ne inanın ki size rahmetinden iki pay versin, sizin için ışığında yürüyeceğiniz bir nur yaratsın ve sizi bağışlasın. Allah çok bağışlayan, çok merhamet edendir (Al-Hadid 28)

Sehl Ettüsteri(ks) “size rahmetinden iki pay versin “.Burada geçen iki paydan maksat;marifetullah esrarına ulaştırması ve Allah ve Rasulüne hakiki bir itaat nasip eylemesidir.

Denildi ki; iki paydan maksat basiret gözü ve firaset nurudur. 

7-Ey iman edenler! Allah'tan korkun ve kişi, yarın için ne (yapıp) gönderdiğine baksın. Allah'tan korkun; çünkü Allah, yaptıklarınızdan haberdardır.(Al-Haşr 18)

Yarına(hesap gününe) hazırlık yapan insan üzerinde gezmiş olduğu arzın ve kabrin her an kendisine şöyle nida ettiğini unutmamalıdır:

Ey Ademoğlu!Ben,küçük kurtçukların eviyim

Ey Ademoğlu!Ben,yalnızlık eviyim.

Ey Ademoğlu!Ben,karanlık bir evim.

Ey Ademoğlu!Ben,teklik eviyim(yalnız girileceği için).

Ey Ademoğlu!Ben,gariplerin ve gurbet eviyim

İnsanlar ve Cinler dışında her canlı kabrin bu nidasını duyar.

 

*Al-Bakara 104, 153,172,178, 183, 208, 254, 264, 267,278,282; Ali İmran 100, 102, 118, 130, 149,156,200; Al-Nisa 19, 29, 43, 59,71,94,135,136,144;Al-Maide 1,2,6,8,11,35,51,54,57,87,90,94,95,101,105,106; Al-Enfal 15,20,24,27,29,45;AL-Tevbe 23,28,34,38,119,123;,Al-Nur 21,27,58;Al-Hacc 77;Al-Ahzab 9,41,49,53,56,69,70;Al-Muhammed 7,33;Al-Hucurat 1,2,6,11,12;Al-Hadid 28; Al-Mücadele 9,11,12; Al-Haşr 18,Al-Mümtehine 1,10,13;Al-Saf 2,10,14;Al-Cuma 9,Al-Münafikun 9; Al-Teğabun 14; Al-Tahrim 6,8

 

BİR AYETİ KERİME IŞIĞINDA AMELLERİ İPTAL EDEN ŞEYLER

Ey iman edenler! Sadakalarınızı, başa kakmak, gönül kırmakla boşa gidermeyin. O adam gibi ki, insanlara gösteriş için malını dağıtır da ne Allah'a inanır, ne ahiret gününe. Artık onun hâli, bir kayanın hâline benzer ki, üzerinde biraz toprak varmış, derken şiddetli bir sağanak inmiş de onu yalçın bir kaya halinde bırakıvermiş. Öyle kimseler, kazandıklarından hiçbir şey elde edemezler. Allah, kâfirler topluluğunu doğru yola iletmez. Al-Bakara 264

İnfak edilen şeyler iki sebepten dolayı mükâfatsız kalır. Birincisi başa kakmak. İkincisi ise eza ve cefa etmektir. Başa kakmak ve eza etmek ekseriyetle münafıkların halidir. Mü’min sağ elini verdiğini sol eli görmeyecek şekilde sadakasını gizli verir. Allaha ve ahiret gününe inanmayıp malını insanlara gösteriş için verenlerin sadakası boşa gider. Riya ve gösteriş münafıkların halidir. İman etmedikleri için kâfirlerin halidir. İmanları olmadığı için kâfirlerin amellerinin tamamı iptal edilir. Münafıkların gösteriş yaptıkları için amelleri iptal edilir. Mü’minler içinde amellerin iptali söz konusudur. İman olduğu sürece umumi iptal yoktur.

Ayetteki misal dehşet verici bir misaldir. Büyük yalçın bir kaya ki, kayanın üzerinde biraz toprak varken başına şiddetli bir yağmur inmişte cas cavlak bırakmış, üzerinde bir toz bile kalmamış. Öyle bir sadaka, böyle bir kaya üzerine atılmış tohum gibi zayi olur gider de imansızlıkla infak, riya ile başa kakma ve eza ile sadaka verenler verdikleri bu sadakadan hiçbir şey elde edemezler.

Görülen toprakta ne ürünler yetişir, ne verimler elde edilir. Toprağın altındaki kaya gözükmüyor, münafık o kadar çok verdi ki toprak gibi gözüküyor. Yağmurun yağması amel defterinin açılmasıdır. Amel defteri açılıyor ki hiçbir şey yok, ameller iptal edilmiş. Bizim verimli gördüğümüzün Allah katında hiçbir kıymeti yokmuş. Toprağın kayayı örttüğü gibi münafık daima örter. O toprak üzerinden kalktığı zaman halk tabiri ile –takke düştü kel göründü- hesabı Allah hallerini açığa çıkarıyor.

İnsanın kendisini kontrol etmesi gerekir.  Koskoca Hz. Ömer, münafıkların listesi kendisinde bulunan Hz. Huzeyfe (RA) etrafında dolaşır:   "Yâ Huzeyfe! Ben de listede var mıyım?" diye sorardı. Hz. Ömer;  Resûlullah'ın ikinci halifesi ve adaletin güneşi olmasına rağmen nefsini bu kadar hakir görüp, münafıklar listesinde olmaktan korkuyorken, sen hiç merak etmiyor musun acaba hangi listedeyim diye? Kendi kendimize sormalıyız.

Bu ayetin tefsiri mahiyetinde şu üç ayete de bakmak gerekir;

·        Ey iman edenler! Allah'a itaat edin, Peygamber'e itaat edin. Amellerinizi boşa çıkarmayın.” (Muhammed, 33)

·        “Sana haram ayda savaşmayı soruyorlar. De ki: "O ayda savaş büyük bir günahtır. Allah'ın yolundan alıkoymak, onu inkâr etmek, Mescid-i Haram'ın ziyaretine engel olmak ve halkını oradan çıkarmak Allah katında daha büyük günahtır. Zulüm ve baskı ise adam öldürmekten daha büyüktür. Onlar, güç yetirebilseler, sizi dininizden döndürünceye kadar sizinle savaşmaya devam ederler. Sizden kim dininden döner de kâfir olarak ölürse öylelerin bütün yapıp ettikleri dünyada da, ahirette de boşa gitmiştir. Bunlar cehennemliklerdir, orada sürekli kalacaklardır.” (Bakara, 217)

·        “Bu gün size temiz ve hoş şeyler helâl kılındı. Kendilerine kitap verilenlerin yiyecekleri size helâl, sizin yiyecekleriniz de onlara helâldir. Mü'min kadınlardan iffetli olanlarla, daha önce kendilerine kitap verilenlerden olan iffetli kadınlar da, mehirlerini vermeniz kaydıyla; evlenmek, zina etmemek ve gizli dost tutmamak üzere size helâldir. Her kim de inanılması gerekenleri inkâr ederse bütün işlediği boşa gider. Ahirette de o, ziyana uğrayanlardandır.”(Maide, 5)

Bu üç ayet amelleri kökten iptal eden ayetlerdir.

Bu ayet-i Kerimedeki (Bakara, 264) teşbihin (kaya, toprak, sağanak yağmur, toz bile kalmama) bir benzeri teşbihi de İbrahim suresinde görüyoruz; “Rablerini inkar edenlerin durumu şudur: Onların işleri, fırtınalı bir günde rüzgarın şiddetle savurduğu küle benzer. (Dünyada) kazandıkları hiçbir şeyin (ahirette) yararını görmezler. İşte bu derin sapıklıktır.” (İbrahim, 18),  Yine ayet-i kerimede “Andolsun, sana ve senden önceki peygamberlere şöyle vahyedildi: "Eğer Allah'a ortak koşarsan elbette amelin boşa çıkar ve elbette ziyana uğrayanlardan olursun." (Zümer, 65) buyrulmaktadır.

Hasın-ı Basri “Zerre kadar kabul edilmiş amelim, dağlar kadar kabul edilmemiş amelimden daha hayırlıdır.” Rabia tül-Adeviyye “Allah benim iki rekât namazımı kabul ederse, bu benim cennetimin teminatıdır.” Süfyan-ı Servi “Amel işlemek kolaydır, esas olan amelin makbul olmasıdır” diyerek konunun ehemmiyetine işaret etmişlerdir.

Hatem-i Esam’a namazın adabı sorulduğunda şöyle cevab vermiştir; “Namaz kılarken sağ tarafımda cenneti, sol tarafımda cehennemi düşünür ve sıratı ayaklarımın altında ve mizanıda gözümün önünde bilerek Cenab-ı Allah(CC) Hazretlerini de her ne kadar ben O’nu görmüyor isem de o beni görüyor bilerek açık ve gizli bütün sırlarıma da vakıf olduğunu düşünerek ona göre namaz kılmak lazımdır deyince; Yusuf ismindeki zat Hateme sormuş ki; - Ya Civan sen böyle namazı ne zamandan beri kılarsın? Hatem de; -Yirmi seneden beri kılarım demiş. Yusuf denilen kimse de yanındaki arkadaşlarına; -Kalkınız elli senelik namazımızı kaza ve iade edelim. Yani şimdiye kadar bizim kıldığımız namazlarımızın iadesi lazım geliyor.

Rekâtların çokluğu hiç önemli değil, asıl olan onun kabul olmasıdır. Hadis-i Şerifte “Rabbimizin en sevdiği amel hafif olanıdır (kişiyi hafifletendir)” buyurulmuştur. İlim ve zikir meclisinde bulunmak büyük ağırlığı atmaya vesiledir. Beden doydukça ağırlaşır. Ruh bedenden açtır, zikir vs. ile doydukça rahatlar. Layıkıyla kılınmayan namaz insanın yüzüne çarpılacaktır. Kılmayanın hali ne olur acaba?

Peygamber Efendimiz (SAV) bir Hadislerinde; “Sizin için en çok korktuğum şey, küçük şirktir." Hazır bulunanlar: "Ya Rasûlullah! Küçük şirk nedir?" diye sordukları zaman, Rasûlullah (s.a.s) şöyle devam etmiştir: "Küçük şirk, riya yani gösteriştir. Ahiret gününde insanlara amellerinin karşılığı verildiği zaman, Allah diyecek ki: "- Dünya hayatında iken, kendileri görsün diye riya ve gösteriş yaptığınız kişilerin yanına gidin, bakın, onların yanında herhangi bir karşılık bulacak mısınız?" Rasûlullah (SAV) şöyle buyurmuştur:
            “Kıyamet gününde aleyhine hükmolunacak halkın birincisi, şehid edilen bir adam olacaktır. O kişi Allah'ın huzuruna getirilir. Allah, ona verdiği nimetleri bir bir anlatır. O da bunları bilir, hatırlar. Yüce Allah ona: “Bu nimetlerin arasında ne yaptın?” diye sorar. O, şu cevabı verir: “Senin rızan için savaştım ve nihayet şehid oldum.” O zaman Allah şöyle der: “Yalan söylüyorsun! Fakat sen, hakkında kahraman denilsin diye savaştın ve neticede de bu söz söylendi.” Allah'ın emri üzerine o kişi yüzüstü sürüklenerek Cehenneme yollanır.
             İkinci olarak, ilim öğrenmiş, başkalarına öğretmiş, Kur'an'ı okuyan biri Yüce Allah'ın huzuruna getirilir. Allah, ona da verdiği nimetlerini tek tek anlatır. O da bu nimetleri anlar, kabul eder. Yüce Allah ona şöyle sorar: “Bu nimetlerin içinde bulunurken, benim için ne yaptın?” O kişi, şu cevabı verir: “Senin rızan için ilim öğrendim, Kur'an'ı okudum ve başkalarına da öğrettim, okuttum.” Ondan sonra Allah ona şöyle der: “Sen yalan söylüyorsun! Sana âlim, ne güzel okuyor, denilsin diye okudun. İlim öğrenmeyi, Kur'an'ı okumayı, başkasına öğretmeyi ve okutmayı, riya ve gösteriş için yaptın. Nihayet senin için bu övgüler de yapıldı.” Allah'ın emri üzerine bu adam da yüzüstü sürüklenerek Cehenneme atılır.
              Üçüncü olarak, Allah'ın kendisine zenginlik ve çeşitli mallardan verdiği bir kişi getirilir. Allah, bu kişiye de verdiği nimetleri ayrı ayrı anlatır. O da, bu nimetleri bilir, hatırlar. Yüce Allah ona da şu soruyu sorar: “Bu nimetlerin arasında bulunduğunda, ne gibi hayırlı işlerde bulundun?” Kişi şu cevabı verir: “Senin rızan için, sevdiğin her türlü hayır yollarına harcamada bulundum.” Allah, onun bu cevabı üzerine şöyle der: “Sen yalan söylüyorsun! Sana cömert desinler diye bu hayır yollarına harcamada bulundun. Bu yardımları, riya ve gösteriş için yaptın.” Sonra, Allah'ın emri üzerine bu kişi de, yüzüstü sürüklenerek Cehenneme yollanır.” (Müslim, İmâra, 52; Neseî, Cihâd, 22; Ahmed b. Hanbel, III, 322)

Amellerin iptal edicilerini bilmek, amellerin efdaliyetini bilmekten daha üstündür. Ayet vahy-i metlüvdür, yani namazda okunur, Hadis ise vahy-i gayr-i metlüvdür, namazda okunmaz, ama ikisi de vahiydir. Bir emri inkâr amelleri iptal eder. Ayet-i Kerimede “İnkâr edenlere gelince, yıkım onlara! Allah, onların işlerini boşa çıkarmıştır. Bu, Allah'ın indirdiğini beğenmemeleri, bu sebeple de Allah'ın onların amellerini boşa çıkarmasındandır.” (Muhammed, 8-9)  buyurulmuştur.

Amelleri İptal Eden Şeyler:

1-     Küfür, şirk, münafıklık (İtikâdi münafıklık) bütün amelleri iptal eder.

2-     Gösteriş (riya); Gösteriş yapılan amelleri iptal eder.

3-     Başa kakma ve eza etme.

4-     Kader hususunda şüpheye düşmek.

5-     İkindi namazını (orta namazı ) terk etmek; “Namazlara ve orta namaza devam edin. Allah'a gönülden boyun eğerek namaza durun.” (Bakara, 238)

6-     Rabbul âleminin ilahlık sıfatını ele almak. (Allah onu affetmez demek gibi)

7-     Hayatında fiil ve sözü ile vefatından sonra da sözüyle Rasûlullâh’a (AS) cefa etmek. (Ashabına dil uzatmak gibi)

8-     Bid’at sahibi olmak.

9-     Mukaddesatı hafife almak.(Takke, baş, örtüsü, cami, minare, Allah dostları mukaddesattır.)

10- Her hangi bir Müslüman’ın ölümüne sevinmek. (Filistinlilere az bile demek gibi)

11- Mazeretsiz kâfir yurdunda kafirlerle ikamet etmek. Müslümanlara harb ilan edecek yere yatırım yapmak haramdır.

12- Sihirbaz, kâhin ve falcılara gidip onların söylediğini doğrulamak. Doğru söyleseler dahi Allah Resulü onlar için “Allah Resulü doğru söyledi sen yalan söyledin deyin” buyurmuştur.

13- Anne ve babaya asi olmak.

14- Şarap müptelası olmak. Hadiste “Şarap müptelası aynen puta tapan gibidir” buyrulmuştur.

15- Yalan söz ve iftira,

16- Köpek beslemek, ( av köpeği, davar ve bekçi köpeği ve narkotik köpeği vs. hariç)

17- Efendisinden kaçan köle efendisine dönünceye kadar.

18- Kocasına itaat etmeyen kadın itaata dönünceye kadar,

19- Kavmi istemediği halde imamet yapan,

20- Şer’i bir özrü olmadığı halde bir Müslüman’a üç günden fazla küs duran.

Amellerimiz oldukça az. Birde onlar iptal edilirse halimiz ne olur?

 

Zaman yönetimi

 

"Asra yemin olsun ki hiç şüphesiz insan hüsran (zarar)dadır. Ancak inanıp yararlı iş işleyenler, birbirlerine gerçeği tavsiye edenler ve sabırlı olmayı tavsiye edenler bunun dışındadır. " (el-Asr,103/1-3)

 

  Mehmet akifin ifadesi ile

 Halikın namütenahi adı var, en başı Hak
Ne büyük şey kul için hakki tutup kaldırmak!

Hani ashabı kiram ayrılalım derlerken,
Mutlaka sure-i "Vel-asri okurmuş, bu neden

Çünkü meknun o büyük surede asar-i felah
Başta imanı hakiki geliyor, sonra salah

Sonra hak, sonra sebat:İste insanlık
Dördü birleşti mi yoktur sana hüsran artık

 

                  Sahabeyi kiram  yan yana geldiği zaman mutlaka biri diğerine asır süresini okumadan ayrılmazdı. Bu neyi ifade ediyor acaba… Asır süresinde iman ehlinin bütün hayatı boyunca uygulayacağı metotlar vardır. Yeter ki asır süresine ibret nazarıyla bakabilelim. Bu manada imam şafi (r.aleyh) “Allah(cc) sadece asır süresini indirmiş olsaydı hüccet olarak kullara yeterdi” ifadesini kullanıyor yani sadece asır suresini göndermiş olsa da bizden kendisine ubudiyet istemiş olsaydı kulum ben seni kendime kulluk yapasın diye yarattım hüccet olarak da asır süresi sana yeter deseydi bu elbette yeterdi manasını yüklüyor imam şafi (r.aleyh)

 

                Rabbimiz  Kuran-ı Kerimde sabaha, kuşluk vaktine, ikindiye, gündüze ,geceye, güneşe ve aya yemin etmektedir.Zaman ve zamanla alakalı bu  nesnelere yemin etmek  zamanın çok büyük bir nimet olduğunu ilan etmektir. şöyle ki:

Andolsun Fecre(tan yerinin ağarması) ve On geceye (fecr 1-2)

Andolsun Güneşe ve kuşluk vaktindeki aydınlığına ve Onu izlediği zaman aya. (şems 1-2)

Andolsun (Karanlığı ile etrafı) bürüyüp örttüğü zaman geceye ve Açılıp ağardığı vakit gündüze(leyl 1-2)

Asra yemin olsun ki (asr1)

      Bizim bu ayetlerde gözden kaçırmamamız gereken husus Allah (c.c)in bir zaman dilimine yeminle başlamasıdır. Çünkü  kıymetli şeylere yemin edilir. Zamanı en şekilde nasıl olur da Allah(cc) ın razı olacağı bir şekilde Allah(cc) ın rızasını kazanacağımız bir şekilde değerlendirebiliriz.Zaman nimetinin şükrü zamanı israf etmemektir.İsrafın en çirkini zamanı israf etmektir.

    Peygamber Efendimiz zaman nimetinin önemine işaret ederek şöyle buyuruyorlar:
"İki nimet vardır ki, insanların çoğu onların kıymetini bilmez, aldanır. Onlar, sıhhat ve boş vakit.''(Buhârî-müslim-tirmizi)

 

           Hacı Hasan Efendimiz (k.s.), pikniklerimizde bile kitap okumamızı tavsiye ederler, kendileri de böyle yaparlardı. Evimizden bahçemize ellerinde kitap okuya okuya giderlerdi. Yemek saatlerinde ellerinden kitabı zorla alırdık. Bu bizlerde tatlı bir hatıra olarak kalmıştır. Mahallemizin çocukları malum yerlerde boş sözlerle vakit geçirirlerdi. Üstadımız ise bizleri ve yeğenlerini akşamları isyan mahalline göndermemek için çok tatlı menkıbeler anlatır, latifeler yapar, yerine göre meşrû oyunlar oynatırdı. Akşamları ya bir ilâhi ve vaaz bandı takip edilir ya da Tezkiret’ül-Evliya v.s. kitaplar takip edilirdi.( Ali Ramazan DİNÇ, Kemale Dair Sohbetler)

 

         “insan başı boş bırakılacağını mı zanneder “(insan 36).Allah(cc) insana  akıl -fikir verdikten sonra sıhhat-afiyet verip sonra da yaşamını devam ettireceği hava  ve  suyu yaratandır. sonra bütün hayvanatı insanın  emrine amade kılıp kainatı insanın yaşıyacağı bir şekilde tanzim eden de odur. Gök tepemizde bizi gölgeleyip yağmur yağdırıp altımızdaki arz bizi barındırıp  bize nebatat ve muhtelif  gıdalar çıkardıktan sonra dağlar bu dünyayı direk gibi tutan birer kazık olarak  hizmete sunulduktan sonra insan başı boş bırakılacağını mı zanneder.  Ey insanlar ve cinler topluluğu Rabbinizin hangi nimetini yalanlıyorsunuz..

     “Ben cinleri ve insanları, ancak bana kulluk etsinler diye yarattım.” (Zariyat 56). emri ilahisiyle Rabbimiz. bütün bu nimetlerin içinde bizi yarattı ki ona layıkıyla kul olabilelim ona kulluğun zevkini tadabilelim. Allah(cc) ın istediği bu Allah(cc) bizden rızık  istemiyor ancak kendisine kulluk istiyor. “ölüm sana gelinceye kadar rabbına kulluk et.”( Hicr, 99)

 

 Lokman hekim öyle ifade ediyor “oğlum sakın ha Allah(CC) ı ve ölümü unutma” insanı   bir damla sudan yaratan yeri ,göğü, hayvanatı ve  her şeyi insanlığın emrine veren  Allah(cc) nasıl unutulur ki. ölümü nasıl unutabiliriz ki Allah ın rasulü ne güzül buyurmuş: "Kıyâmet günü hiç kimse beş şeyin hesabını vermeden bir yere kıpırdayamaz. Ömrünü nerede tükettiği, gençliğini nerelerde geçirdiği, malını nereden kazanıp nerelere harcadığı, ilmiyle ne tür ameller işlediği..." (Tirmizî )

 

                 şu ayeti kerime düşünüldüğü zaman insanların beynini ,dimasını çatlatacak kadar, hatta olduğu yere yıkılıp ta bayılacak, kadar şiddetli bir ayeti kerime: “Rabbin hakkı için biz, mutlaka onların hepsini yaptıklarından dolayı hesaba çekeceğiz.” (hicr 92-93)

           İmam Şafii (r.a. )öyle buyuruyor; ben nice kitaplar okudum nice sohbetlere girdim, nice hikmet ehlinden söz duydum, anladım ki bunların hülasası bütün bunların özü üçtür. 1-zaman bir kılıçtır sen onu kesmezsen o seni keser. Bu kıymetli tavsiyeyi şöyle tefsir etmek herhalde daha uygun olacaktır;Allah (cc) zamanı kullarına bir nemet olarak vermiş,  kişi bu  zamanı Allah ın yolunda Resulünün yolunda Ona ibadet  ve taatte kullanmazsan,  kıldan ince kılıçtan keskin olan sırat, o zaman seni keser  ve cehennem çukuruna atar. Çünkü öyle Allah (cc) dostları var ki, o gün sıratı geçip gittikten sonra, biz dünyada Allahın Rasulünün hadisi şeriflerinden adı  sırat olan kıldan ince kılıçtan keskin bir köprüden geçilecek diye  duyardık. biz  bu köprüden niçin geçmedik denildiği zaman onlara denilir ki, müjdeler olsun size siz o köprüden geçtiniz. Amelleriniz o köprüyü öyle genişletti öyle genişletti ki; kıldan ince kılıçtan keskin olan o köprü size doğu ile batı kadar genişledi.

 işte bu manada eğer biz dünyada büyük bir nimet olan zamanı Allah ın yolunda kullanamazsak bu zaman kıldan ince bir kılıç olarak olarak karşımıza çıkar da orada keser… Rabbimiz o kıldan ince kılıçtan keskin köprüden şimşek hızıyla geçmeyi nasib etsin.

 

 İmam Şafii (ra) devam ediyor

2- sen Hak ile meşgul olmazsan batıl seni meşgul eder. Güzel meclislerde hep güzel insanlarla  ve güzel işlerle kendini meşgul etmezsen; ilimle ,irfanla, hikmetle zikirle ve  kuranla  kendini meşgul  etmezsen batıl seni meşgul eder. Seni Hakkın  yolundan çevirir.

 

3- Sakın kendinde bir varlık hissetme

     Büyük bir makamdaysan o makamı veren Allah(cc)tır. Büyük bir ilme sahipsen onu veren Allah(cc)tır. Zenginsen zenginliğinle mağrur olma onu veren  de  Allah(cc)tır. Her kim neye sahipse onun vergisidir. veren Allah cc elbette bir çırpıda almaya da güç yetirir. vakit hayattır ömürdür. Onun için tasavvuf ehline ibnul vakit (vaktin oğlu )derler. “Ey Ademoğlu! ben yeni bir günüm ve senin davranışlarının hepsine şahidim çünkü onları bende yapıyorsun, o halde beni en iyi şekilde kullan. beni en iyi şekilde değerlendir çünkü kıyamet gününe kadar bir daha gelmeyeceğim. “ diyen yeni bir güne hangi sabah kulak verdik yoksa üzerimizi kaplayan gafletten dolayı ömrümüzün son gününün sesini mi duyacağız. Heyhat çoktan iş işten geçmiş olur.Tan yeri ağardığı zaman  o tan yeri bizim üzerimize  tekrar doğar mı acaba?

 

           Bazı kitaplarda hikmet ehli derki”yarın gelecek şu zaman yapacağım “diyen helak olmuştur.Unutmayalım ki  iyi işleri yarınlara tehir etmek için söylenen yarın yaparım  sözü iblisin askerlerinden bir askerdir.

            Peygamber Efendimiz S.A.V. “Beş şeyden önce beş şeyi ganimet bil: İhtiyarlığından önce gençliğini, hastalığından önce sağlığını, fakirliğinden önce zenginliğini, meşguliyetinden önce boş zamanını ve ölümünden önce hayatını.” Buyurmaktadır.

              Hasan Basri (ra) şöyle buyurdu: “Ey Ademoğlu! Gündüz senin misafirindir ona güzel davran, eğer ona iyi davranırsan gündüz senin için hamd eder, eğer ona kötü davranırsan seni kötüler.” “ Dünya üç günlüktür, dün yapmış olduğun ameller ile geçti yarına ulaşacağın belli değil, fakat bugün senin içindir, o zaman bu gün için hayırlı ameller işle.”

              İbn Mesud (r.a) şöyle buyurmuştur : “Hiçbir amel işlemediğim gün güneş batarken pişman olduğum kadar hiçbir şeye pişman olmadım. Çünkü o gün geçti fakat ben amelimi artıramadım.”

                 İbn Kayyim (r.a) şöyle der : “Vakti zayii etmek ölümden daha şiddetlidir, çünkü vakti zayii etmek kulu Allah (cc) ‘tan ve ahiret günün den uzaklaştırır. Fakat ölüm ise kulu Dünya’dan ve Dünya ehlinden uzaklaştırır.”

                   Es’âd-ı Erbîlî (k.s): “Terket hevâ-yı ıyşini lutfeylesin cânan sana, Sarf etme zâyi vaktini vermez şifâ seyran sana”

 

    Ebu zerr.a “Ey Allah’ın Rasulü İbrahim Aleyhisselam’ın sahifelerinde neler vardı?”diye sordum şöyle buyurdu.

 

“Tamamı misallerden ibaretti; “Ey gurura kapılmış hükümdar! Şüphesiz Ben, bazıları, bazılarının üzerinden dünyalık toplaman  için göndermedim seni! Mazlumun duasına cevap olarak gönderdim seni! Şüphesiz Ben, kafir bile olsa mazlumun duasını geri çevirmem.” Onda şu misal de vardı; “Akıl sahibinin dört saati vardır; Bir saat Rabbi Azze ve Celle’ye münacaat eder, Bir saat nefsini hesaba çeker, Bir saat Allah’ın yarattıkları hakkında tefekkür eder, Bir saati de yeme içme ihtiyacı için boş bırakır.”

 

“Akıl sahibi şu üç halin dışında göçmez; Ahiret hazırlığında, maaşı için çalışması, haram olmayan lezzeti."

Akıl sahibinin, zamanını makbul işlerle gözetmesi, dilini muhafaza etmesi, amelinin çok, lafının az olması, ancak gerektiğinde konuşması gerekir.”

 

 

Bu manada vaktimizi nasıl olur da nasıl bir plan proğram içerisinde Allahın razı olacağı bir hayat nizamı hayat tarzı şeklinde değerlendire biliriz:

 

                şimdiye kadar ayetlerle hadislerle kelamı kibarlarla vaktin önemini ifade etmeye çalıştık biraz da pratik olsun diye şöyle bir program çıkartalbiliriz.:

1. Gece Allah rızası için bütün insanlar uykudayken teheccüt kılabilirsek nu mutlu

2. Mümkün olduğu müddetçe namazlarımız cemaatle eda edelim özellikle sabah ve yatsı namazını

3.Sabah namazından sonra işrak vaktine kadar yatmamaya çalışalım işrak namazını kıldıktan sonra diğer işlerimize devam edelim

4. Kuşluk namazına kendimizi alıştırmamız gerek iki veya dört rekat önemli değil yeter ki devamlı olsun

5.Her gün yatarken ben bu gün Allah için ne yaptım. ben onu razı edecek bir hayat sürdüm mü herkes kendisini muhasebe etmesi gerekir .Yani bu şu demek Allah muhafaza ölüm döşeğinde yapacağımız o sorgulama o hesaplaşma bizim sonumuz olabilir  ve  telafisi olmayabilir.  Ama her gece kişi  yatağa varırken  gözünü bu dünyaya yumarken belki de bir daha sabaha gözünü açamayacağını düşünerek yatağına varmalı.

 

6.Her gün belli bir miktar Kuran okumamız  gerekir Kuran ile barışıp Kuran ile haşır neşir olmamız gerekir. Allah(cc)ın resulü şöyle buyuruyor: Rabbıyla konuşmak isteyen Kuran okusun buyuruyor bir kimse Kuranı okusada dışarı çıksa ben vallahi Rabbımla konuştum dese o kimse yalan söylemez çünkü o kelemullahtır .Kuran okuma bilmeyen kardeşimiz varsa ilk iş hemen kuran öğrenmeye başlasın .Yavrularımıza da kuran öğrenmeye teşvik edelim.  Rasulullah efendimizin şu müjdesine nail olalım.“Bir baba çocuğunu Kur’ân-ı Kerîm öğrenmek üzere hocaya gönderirse Hoca da çocuğa; “Evlâdım Bismillâhirrahmânirrahîm de, dese çocuk da besmele okusa okutan hocanın ve okuyan çocuğun anne ve babasının günahları affolunur.”

 

7. İslami temel  eserlerden belli bir miktar  her gün okumayı alışkanlık edinelim ki  böylece kendimizi hak ile meşgul edelim.Batılın tuzaklarına kendimizi arzetmeyelim.

 

8. Faydalı ilim ve irfan meclislerinde bulunmaya gayret edelim hani derler ya sen hiç bir şey dinlemeye bilirsin hiç bir şey öğrenmeye bilirsin fakat misk dükkanına giren bir adam misk satın almasa , misk ikram etmeseler bile o dükkandan çıktığı zaman o kimseden güzel kokular etrafa yayılır. Aynen bunun gibi kişi ilim ve zikir meclisinde bulunur ise en azından üzerinde o  manevi hava ve bereket olacaktır.

 

kİM VAKTİ NASIL DEĞERLENDİRDİ

1-iman-ı azam(raleyh): Tam kırk sene yatsı abesti ile sabah namazını kıldı. Ömrü boyunca  ruhunu teslim etmiş olduğu odasında yedi bin  defa Kuran-ı  hatmetti.Beş yüz bin  meseleye mezheplerin kaynağı olacak şekilde fetva verdi .Elli beş defa hacca gitti. Geceleri beşyüz veya bin rekat nafile kılardı.Ara ara iki rekat namazda kuran-ı hatmederdi.

 

2- Ahmed b. hanbel (raleyh): İlim tahsiline geniş zaman kalsın diye bir günde ceviz büyüklüğü kadar yerdi .Yediyüz elli bin veya bir milyon hadisi şerif ezbere bilirdi.

3 İbni teyyime (raleyh): gece uyku galebe çalmasın diye saçını duvardaki bir çiviye  asardı .

4.İmam suyuti (raleyh):Yediyüz tane kıymetli eser telif etti.Bana ulaşan iki yüz bin hadisin tamamını ezberledim daha gelse ezberlerdim.der.

5 .İmam Buhari (raleyh):Üç yüz bin hadisi Şerif ezberindeydi.

6-Ebu Zura (ra)Üçyüz bin hadisi şerifi ihlas suresi gibi hıfzına almıştı.

7- Öyle Kuran Aşıkları vardıki her anını Kuran okumakla geçirirdi.Kimisi günde bir hatim kimisi gündüz bir hatim gece bir hatim

Esseyyid celil b. Kâtip sufi gündüz dört ve gece dört olmak üzere günde 8 hatim inermiş bu bize ulaşan en büyük rakam.

7 İmam gazali, fahruddin Razi , imam Suyuti gibi her gününe 15,20 sayfa eser düşen vaktin babaları...

 

Marifetullah Basamakları (1)

 

 İnsan dünyaya kesbi kemal seyri cemal için gelmiştir. Seyri cemale ulaşmak marifetullaha vasıl olmak demektir.

Kişiyi marifetullah sırrına  erdirecek yedi basamak ise sırasıyla şunlardır:

1.Sabır

2.Şükür

3.Tevekkül

4.Rıza

5.Teslimiyet

6.Muhabbet

7.Marifetullah

                                                        SABIR

"Sabrettiğiniz için size selam olsun. Ahiret yurdu ne güzeldir!" (rad 24)

“Kim kendini tanırsa Rabbini de tanır.”Hadis-i şerifini elimize aldığımız zaman Rabbini tanıması için kişinin kendisini tanıması gerekir. Peki, bir kimse kendisini nasıl ve hangi yönden tanımalıdır? Yani marifetullaha nasıl erecek?

            İman’ı iki bölüm, iki yarım olarak düşünürsek; yarısı sabırdır yarısı da şükürdür.

Sabır üçe ayrılır:

1- Allah’a itaat etmeye sabır,

2-Allah’a isyan etmemeye -günaha düşmemeye sabır

 3- kaza-bela ve sıkıntılara sabır.

        Kuran-ı Kerim’e baktığımız zaman ahlakın en öne çıkanının sabır olduğunu görüyoruz. Kuranda yaklaşık yüz yerde sabır ahlakından bahsediliyor. Çünkü; diğer güzel ahlak diye sayacağımız ahlakların hepsi sabra bağlıdır. Nasıl mı? Şöyle ki: İffet güzel ahlaktır, iffet demek bir kimsenin gözünü ve namusunu şehvetten korumaya sabretmesidir. Sırları gizlemek güzel ahlaktır,bu aradaki sırları ifşa etmemeye sabırdır aslında.

            Dünyada zahit olmak güzel  ahlaktır, aslında zühd dünyanın zinetine, süsüne aldanmamaya sabretmektir.

Kanaat güzel ahlaktır. Hakikat şu ki kanaat bir kimsenin dünyadan kafi miktara sabretmesidir.

Hilim sahibi olmak bir kimsenin kendisini sinirlendirecek şeye sabretmesidir.

Vakar bir kimseyi aceleye, telaşa düşürecek şeylere gitmeden sabretmesidir, .

Şecaat; cihat meydanından kaçmamaya sabretmektir.

Affetmek, intikam duygusuna kapılmamak ve intikam duygusunu yerine getirmeden sabretmektir, affetmektir.

Cömertlik, insanın içini kemiren cimrilik duygusuna direnip sabretmektir.

            Velhasıl, güzel ahlakın hepsi sabırla irtibatlıdır.

Dünya ve ahirette kurtuluş ancak sabırladır. Mesela bir ziraatçi, bir öğrenci, bir tacir dünyada başarılı olmak istiyorsa sabretmesi gerekiyor. Hele hele ahiret kazancı için ahirette kurtuluş için daha da sabırlı olunması gerekir. Ebu Talibi Mekki(ks) şöyle ifade ediyor: “  Ey Arif !Bil ki sabır cennete girişin ve cehennemden kurtuluşun sebebidir.”

            Allah’(cc)ın Resulü şöyle buyuruyor:“Cennet insanların hoşuna gitmeyen şeylerle çevrilidir.Cehennem de şehâvat ile çevrilidir.” Mümin hoşuna gitmeyen şeylere sabredecek ki, nefsin arzulamadığı şeyleri yerine getirmeye sabredecek ki cennete girsin. Şehevâta düşmemeye, şehvetlere tabi olmamaya sabredecek ki cehennemden kurtulsun.

 Şunu iyi bilmek gerekir ki insanların azgınlardan oluşunun iki  sebebi vardır:

Birincisi sevdikleri şeylere sabredememeleri.

 ikincisi  hoşuna gitmeyen şeylere sabredememeleri. Bu yönüyle dinin hepsi sabırdır. O zaman sabır niçin kıymetlidir?  “Akibet muttekilerindir.” Muttaki olanlar akıbet saadetine erer. Bir kimsede sabredenlerden olmadıkça muttakilerden olamaz.’’

            “Sabret!(Muhammedim) Senin sabrın da ancak Allah'ın yardımı iledir. Onlardan dolayı kederlenme; kurmakta oldukları tuzaktan kaygı duyma! “ (Nahl 127)

  Rabbinin hükmüne sabret. Çünkü sen gözlerimizin önündesin. Kalktığın zaman Rabbini hamd ile tesbih et. “ (Tur 48)

O halde (Resûlum), peygamberlerden azim sahibi olanların sabrettiği gibi sen de sabret. Onlar hakkında acele etme, onlar vâdedildikleri azabı gördükleri gün sanki dünyada sadece gündüzün bir saati kadar kaldıklarını sanırlar. Bu, bir tebliğdir. Yoldan çıkmış topluluklardan başkası helâk edilir. (Ahkaf 35)

Sabrın dört derecesi vardır:

 Birincisi Bedeni- ihtiyarî olan sabır. Yani; beden ile alakalı ve kişinin seçmesine bağlı olan sabırdır. Meşakkatli amelleri bir kimsenin kendi isteği ile yapması gibi.

İkincisi bedeni-zaruri olan sabır.Herhangi  bir darbeden dolayı bir yerinin ağrıması, başının dişinin ağrıması gibi . Bu bedende olan kişinin kendi elinde olmayarak meydana gelen ama sabredilmesi gereken bela musibet ve sıkıntılardır..

Üçüncüsü nefiste ve ihtiyari olan kişinin seçmesine bağlı olan sabır. Dinen caiz olmayan bir yanlışlığa gitmemek için kişinin sabretmesi gibi.

Dördüncüsü nefsi  ama zaruri olan sabır. Bir kimsenin sevdiğini kaybetmesi, sevdiği ile yollarının ayrılması gibi. Bu Elinde olmayan ama sabredilmesi zorunlu olan bir haldir.

Sabrın bu dört kısmını dikkate aldığımız zaman ızdırarî olan, kişiye mecburen gelen, kişinin dişinin, başının ağrıması gibi, sevdiğini kaybetmesi gibi bu hususta insanlar ve hayvanlar ortaktır. Yani; insan da hayvan da kıymet verdiğini kaybetse sabretmekten başka seçeneği yoktur. Çünkü bu Kendi seçimi ile olan bir şey değildir. Burada İnsanı hayvanattan ayıran ise ihtiyari , bizzat kendisinin seçmesi ile olan salih ameller işlemesidir.Geceleri ibadet’e kalkıyor. İnsanlara Allah yolunda hizmet ediyor, İnsanların fakirine, yetimine, yoksuluna, muhtacına elinde olandan veriyor. Meşekkatli amelleri seve seve yapıyor… Ulülazim Peygamber’lerin ihtiyarî olarak Allah’ın emri doğrultusunda sabrettikleri gibi.

            Nuh(a.s); kavminin ezasına cefasına sabretti. Gece gündüz Allah’ın yoluna davet etti. Onlar alay ve işkenceyi seçtiler. O, Allah yolunda sabretti.

            Halil İbrahim(a.s); düşmanlarına, nemrud’a karşısında ki kâfirlere karşı sabretti.

            Musa(a.s) Kelimullah; Firavun ve O’nun ileri gelen taifesi ve ekibine karşı sabretti.

            İsa(a.s); kendisine inanmayanlara karşı sabretti.

            Âlemler Sultan’ı Fahr-i kâinat (s.a.v) Allah’ ın dinini insanların “La ilahe İllallah Muhammedin Resulullah” deyin, tapmış olduğunuz putları terk edin. Bu noktada kendisine ezaya cefaya sabretti ve bu peygamberlerin ismi ihtiyari sabrı seçtiklerinden dolayı Ulülazim Peygamber oldu. Nuh (a.s), İbrahim (a.s), İsa(a.s), Musa (a.s) ve Âlemler Sultan’ı Muhammed Mustafa (s.a.v) Ulülazim Peygamber oldular.

            Mesela; Yunus(a.s) Rab’bimizden doğrudan emir gelmeden kavmini terk edince: "Sen Rabbinin hükmünü sabirla bekle. Balik sahibi (Yunus) gibi olma. Hani, o dertli dertli Rabbine niyaz etmisti" (el-Kalem,48).

           

            Kuran-ı Kerimde  sabırla alakalı bazı başlıkları şu şekilde ifade edebiliriz:

Birincisi, Rabbimiz Kuran-ı Kerimde  kurtuluş sebeplerinden birisinin de sabr olduğunu ifade etmektedir.. “ Ey iman edenler! Sabredin, düşmanlarınıza karşı sebat gösterin, nöbet bekleşin, Allah'dan gereğince korkun ki, kurtuluşa eresiniz“.(Ali İmran 200)

İkincisi Rabbimiz Kuran-ı Kerimde  sabredenlere mükâfatlarının hesapsız verileceğini ifade ediyor "Ancak sabredenlere mükafatları hesapsız ödenecektir."(Zümer 10)

Allahın rasulünden rivayetle Sabredenlere mükâfatı hesapsız verilecektir. Melaike-i kiram: “Sabredenler kimlerdir, hesapsız cennete girecekler kimler?” diye nida edince, bir zümre ayağa kalkacak. Hesapsız  olarak cennete doğru yürürler, melaike-i kiram diyecek ki: “Siz ne oldu da hesapsız cennete gireceğiz diye ayağa kalktınız?” Onlar da diyecek ki: “Biz sabredenlerdeniz. Rabbimiz bize vaat etti dünyada: “Ancak sabredenlere mükâfatı hesapsız verilir.” Peki diyecek melekler: “Siz neye sabrettiniz?” Onlar da diyecek ki: “Allah’a itaat etmeye sabrettik. O’ na isyan etmemeye sabrettik. Gelen kaza, bela, musibetlere sabrettik.” O zaman melaike-i kiram: “Hadi! Allah’ın emri ile sabretmeniz sebebi ile hadi cennete hesapsız giriniz.”

Üçüncüsü: Dinde yakîni, (tereddütsüz bir imanı) temin etmeyi Kuran bize sabretme sebebi ile elde edileceğini ifade buyuruyor. Onların içinden, sabrettikleri zaman bizim emrimizle doğru yola ileten önderler yetiştirmiştik. Onlar, bizim âyetlerimize kesin bir şekilde inanıyorlardı. (secde 24)“Ama onlara bunun veriliş sebebi de bizim ayetlerimize onlar tereddütsüz iman ederlerdi.”

Dördüncüsü: Allah’ la beraber olmayı getirir sabır. “Allah sabredenlerle beraberdir.” (Enfal 66)

Bir kimsenin Allah ile beraber olması zamandan, mekândan, yakınlıktan, uzaklıktan münezzeh olmakla birlikte Rabbul âlemin o kimsenin her an yardımcısı ve o kimseyi koruması altına almasıdır.

Beşincisi: Kuran-ı Azim’de sabır ve sabredenlerle alakalı üç hususiyet var ki bunlar ancak sabretmeleri sebebi ile kendisine lütfedilir: “ İşte onlar var ya, Rablerinden, mağfiretler ve rahmet onlaradır. İşte hidayete erenler de onlardır. “ (Bakara 157)

Altıncısı sabır bir yardım istemedir, “Ey iman edenler! Sabır ve namazla yardım isteyin. Şüphe yok ki Allah, sabredenlerle beraberdir. (Bakara 153)

Yedincisi: Rabbimiz Kuran-ı Kerim’inde zaferi sabretmeye ve takvaya bağlamış. “Evet, sabreder ve (Allah'tan) korkarsanız, onlar ansızın üzerinize gelseler, Rabbiniz size nişanlı nişanlı beş bin melekle yardım eder“.(Ali İmran 125)

Sekizincisi: Allah(c.c) sabır ve takvayı düşmanın hile ve desisesinden kişiyi koruyacak olan bir kalkan olarak ifade ediyor. “ Size bir iyilik dokunsa fenalarına gider, başınıza bir kötülük gelse onunla sevinirler. Eğer sabreder ve Allah'dan gereğince korkarsanız, onların hileleri size hiçbir zarar vermez; çünkü Allah onları kendi amelleriyle kuşatmıştır. “ (Ali İmran 120)

Dokuzuncusu: Melaike-i kiram cennette müminlere sabırlarından dolayı selam ederler. "Sabrettiğiniz için size selam olsun. Ahiret yurdu ne güzeldir!"(Rad 24)

          Onuncusu: Rabbimiz Teala bağışlanmayı ve büyük mükafatı sabra bağlıyor. "Ancak (her iki halde de) sabır gösterip iyi ameller işleyenler müstesnadır. İşte onlara bir mağfiret ve büyük bir mükafat vardır." (Hud 11)

On birincisi: Rabbimiz musibetlerden azimet sahibi olabilen ancak kurtulur ve sabreden kimseler azimetle amel eden kimselerdir buyuruyor. "...Eğer sabreder ve Allah'dan gereği gibi korkarsanız, şüphesiz işte bu azmi gerektiren işlerdendir. " (Ali İmran 186)

            On ikincisi: Rabbimiz sabredenlere muhabbetini izhar ediyor. Sabredenleri sevdiğini ifade buyuruyor. “Nice peygamberler vardı ki, kendileriyle beraber birçok Allah dostları çarpıştılar; Allah yolunda başlarına gelenlerden yılgınlık göstermediler, zaafa düşmediler, boyun eğmediler. Allah sabredenleri sever. “ (Ali İmran 146)

            On üçüncüsü: Pek çok hayır, güzellik, nimet sabredenlere sabrından dolayı verilir.’’ Bu olgunluğa ancak sabredenler kavuşturulur, buna ancak hayırdan büyük bir pay sahibi olan kavuşturulur. (Fussilet 35)

On dördüncüsü: Rabbimiz ayetlerinden istifade edecek, öğütten faydalanacak kimselerin çokça sabredenler ve şükredenler olduğunu ifade buyuruyor. “...Şüphe yok ki bunda her sabredip şükreden için nice ibretler vardır. “ (İbrahim 5)

On beşincisi: Sabreden kul ne güzei bir kuldur " Doğrusu biz onu sabırlı bulduk. O ne güzel kul! O hakikaten daima Allah'a yönelmektedir.(sad 44)

Sabır Kuran-ı Kerimde imanın şartları   İslam’ın şartları ve  güzel ahlak prensipleriyle  pek çok yerde yan yana zikrediliyor.

   Namazla yanyana zikrediliyor “Sabır ve namaz ile Allah'tan yardım isteyin.”(Bakara 45)

  Salih amellerle birlikte zikrediliyor: Ancak (her iki halde de) sabır gösterip iyi ameller işleyenler müstesnadır. İşte onlara bir mağfiret ve büyük bir mükafat vardır.(Hud 11 )

             Takva ile birlikte zikrediliyor: “...Gerçekten de kim Allah'dan korkar ve sabrederse, Allah, muhakkak ki, güzel işler yapanların mükafatını zayi etmez."(Yusuf 90)

              Şükür ile birlikte zikrediliyor: ‘Şüphe yok ki bunda her sabredip şükreden için nice ibretler vardır.(İbrahim 5)

              Hak ile birlikte zikrediliyor:  “...birbirlerine hakkı tavsiye eden ve sabrı tavsiye edenler bunun dışındadır.”(Asr 3)

              Tevekkül ile birlikte zikrediliyor: Ki onlar, sabretmiş olup yalnız Rablerine güvenip dayanmaktadırlar.(Ankebut 59)

              Tesbih ve istiğfar ile birlikte zikrediliyor: O halde sabret. Çünkü Allah'ın vaadi haktır. Hem günahından dolayı istiğfar et ve akşam sabah Rabbini hamdiyle tesbih et.(Mümin 55)

               Cihat ile birlikte zikrediliyor: “Yoksa siz, Allah içinizden cihad edenleri belli etmeden, sabredenleri ortaya çıkarmadan cennete girivereceğinizi mi sandınız?(Ali İmran 142)

” Demek ki Rabbimiz; sabırla birlikte pek çok güzel ahlakı, güzel ahlak nişanı ameli zikrediyor.

            Kuran-ı Kerim’de sabredilmesi gereken hususlardan bir kısmı şöyle ifade ediliyor:

                  Dünya ile alakalı sıkıntılara, belalara sabretmek. Malum insan dünyada olduğu sürece sıkıntı içerisindedir. ’’Biz insanı gerçekten bir sıkıntı içinde yarattık..’’ (Beled4 ).

           

ŞÜKÜR

Kişiyi marifetullah sırrına  erdirecek yedi basamak sırasıyla şunlardır:

1.Sabır

2.Şükür

3.Tevekkül

4.Rıza

5.Teslimiyet

6.Muhabbet

7.Marifetullah

 "Bana şükredin, nankörlük etmeyin."(Bakara 152)

İman’ı iki bölüm, iki yarım olarak düşünürsek; yarısı sabırdır yarısı da şükürdür.

"Rasulullah (sav) namaz kıldığı zaman ayakları patlayacak derecede ayakta dururdu. Aişe Radıyallahu anha:

"Ey Allah'ın rasulü! Allah senin gelmiş geçmiş bütün günahlarını sana bağışladığı halde yine bunu mu yapıyorsun?" dedi. Bunun üzerine:

"Ey Aişe! Şükreden bir kul olmayayım mı?" buyurdu.(Müslim)

Rabbimiz Teâlâ, Hz. Musa (a.s)’ a vermiş olduğu bazı nimetleri kendisine hatırlatması üzerine; Musa(a.s)’ ın aklına birden Âdem (a.s) geldi. Dedi ki: “Ya Rabbi!  Âdem’ i (a.s) ilk insan olarak yarattın. Kendi ruhundan ruh üfledin. İlk insan olarak cennete yerleştirdin, sonra Havva’ yı yanına ihsan buyurdun ve pek çok nimetlerle donattın. Dünyaya indi, tövbesini kabul eyledin. Peki, bu kadar çok nimete karşı Âdem (a.s) nasıl olacak da şükrünü eda edecek, şükrünü nasıl ifa edecek?”  Bütün insanlar için, müminler için çok büyük bir müjde bu olaydan ortaya çıktı. Rabbimiz buyurdu ki Âdem derse ki;  “ Elhamdülillahi rabbil alemin  ona yeterli gelir. Musa (a.s) pek sevindi, memnun oldu. Çünkü gerek peygamberler, gerek salih müminler ve gerekse bütün insanlar üzerinde Rabbimizin o kadar çok nimeti var ki; o nimete karşı şükran borcunu ödeme hissiyatı, insaf sahibi her insanda kendisini gösterir. Hele hele, Allah’ ını bilen,  kitabını bilen, peygamberini bilen bir mümin, Rabbine karşı şükredenlerden olmak için üzerine ne düşüyorsa yapma derdine düşer.  Bu ne büyük müjde ... Bir kul “Elhamdülillahi Rabbil âlemin” dediği zaman, Rabbimizin vermiş olduğu nimetlerin hepsine kâfi gelmesi ne büyük nimet. Çünkü biz, Fatiha-yı şerifeyi -Elhamdülillah- günde en az müminler olarak namazda kırk defa okuyoruz.Başlarken Fatihaya “Elhamdülillahi Rabbil âlemin”  diye başlıyor. Bu da bizim için ayrıca büyük bir şükürdür.O kadar çok nimetin içerisindeyiz ki;mutlaka şükreden kullardan olmamız,  kendi yaratılışımızdan bize verilen icadî ve Rabbimizin bizi yarattıktan sonra hayatımızı devam ettirecek imdâdi nimetleri bize şunu söylüyor: “Rabbine hamdet, Rabbine şükret,  Rabbine yönel, Rabbini an, Rabbine karşı nankör olma.”

                     Öyle nimetler içerisindeyiz ki bir kısmı maddi nimetler,  bir kısmı manevi nimetler,  bir kısmı zahiri -gözle gözükür nimetler-,  bir kısım bâtıni -gözle gözükmeyen-  nimetler. Bir kısım da nimetler var ki; içerisinde olduğumuz halde bilemediğimiz nimetler.

              Öyleyse “Halbuki Allah'ın nimetlerini teker teker saymaya kalkışsanız, onları sayamazsınız. Muhakkak ki Allah çok bağışlayıcıdır, çok merhametlidir. (Nahl 18)

               Sizde nimet namına ne varsa hep Allah dandır. Sonra size sıkıntı dokununca Allah a feryad edersiniz. (Nahl 53)

Resulü Kibriya öyle buyuruyor: “Allah(cc) bir kula nimet vermez ki; o kul da elhamdülillah derse, elhamdülillah demiş olduğu hamd ü sena verilen nimetten daha büyüktür. “

Yine Allah’ ın Resulü öyle buyuruyor: “Her kim ki belaya kalmış, hastalık içinde olmuş bir kimse görür de “Elhamdülilehillezi afeni min mebteleke bihi ve feddaleni aleke kesiri minmen halağa tafdile.” derse Allah; o kimseye o bela ve hastalığı vermez, onu afiyetle kılar.”

İmam Katade (r.a) Rabbimizin şu ayetini şöyle tefsir ediyor: “inne rabbene la gafurun şekur” “Şüphesiz ki Rabbimiz pek bağışlayıcı ve şükredenlere karşılığını vericidir.” Burada “la gafur” “çok affeden” derken çok büyük günahları affeden, “Şekur” derken de çok az şükre pek büyük nimet, pek büyük karşılık veren yani; çok büyük olan günahları bağışlayan, çok az olan mükâfat, amel, şükür, hamde de büyük mükâfat veren Allah(cc), demek. Büyüğe yakışan da odur. Aza çok karşılık veriyor, çok olanı da bir anda görmezden geliyor. Onu da affediyor.

Şeddat bin Evs öyle buyurdu: “Şu söyleyeceklerimi iyi dinleyiniz, ezberleyiniz. Çünkü ben Allah’ın Resul’ ü söylerken işittim.” Nedir, o işittiğin Ey Evs? “İnsanlar altın biriktirme, gümüş biriktirme derdinde olduğu zaman siz şu kelimeleri, şu kıymetli cümleleri ezberlemek suretiyle, siz bunu biriktiriniz. Yani; bir insanın altın toplamasından, gümüş toplamasından, altın ve gümüşlere sahip olmasından şu duayı bilmesi, ezberlemesi kendisi için daha hayırlıdır:

 “Ey Allah’ ım! Senden dinde sebat istiyorum. “Ey Allah’ ım!, şüphesiz ki ben, doğruluk üzerine de azmetmeyi istiyorum senin vermiş olduğun nimetlere şükretmeyi istiyorum...

Malum olduğu üzere sabır denince, şükür denince Eyyub (a.s) akla gelir. Eyyub (a.s)’ O haldeyken, hastalığında o kadar çok sabır etmişti ki, dediler: “Ya Eyyub! Elini aç da Rabbine yalvar.” O da: “Ben üzerimde bulunan şu andaki halime şükredenlerdenim. Rabbime şükrediyorum.”dedi. 

Allah’ ın Resulü (s.a.v) buyuruyor ki: “Zikrin en üstünü la ilahe illallah kelimeyi tevhididir.” Kulun şükrünün en üstünü de elhamdülillah demesidir.” Ne kadar hamd’ü sena etsek az. Ne kadar şükretsek az. Hele hele, hangi kelimelerle şükredeceğiz? Onu da Allah ve Resulü bildiriyor. Ona da hamd etmek gerek. “Elhamdülillahi Rabbil âlemini” bize öğreten Rabbimize, Cibril-i Emin’ e Allah’ ın Resulüne ve bize talim eden hocalarımıza hepsine şükretmemiz gerek. Çünkü kullara şükretmeyen Mevlasına hamdedemez.

 Davut (a.s) Rabbine bir gün şu şekilde hamdetti: “Allah’ a hamdolsun Zatına yakışır bir şekilde hamdolsun. Rabbimiz vahyetti. : “Ya Davut! Bu hamdini yazmak için görevli melekler gönderdim.. “Yani hali hazırda ki yazıcı melekler yetişemez buna. Ya Davut daha ziyade görevli melekler gönderdim.

    Yine aynı lafızla alakalı, Allah’ ın Resulü de şöyle buyuruyor: Allah’ ın kullarından bir kul elini açtı: “Ya Rab! Lekel hamdü keme yenbegı li celeli vechike ve azimi sultanik.” Bu duayı hâsseten zaman zaman fırsat buldukça mutlaka okumak gerek. Allah’ ın kullarından bir kul böyle söyledi. Melekler yazmayı yetiştiremedi. Bilemediler ki buna ne yazalım? Semaya çıktılar. Rabbül Âlemi’ nin huzuruna vardılar: “Ya Rab!  Kulunun biri: “Ya Rab! Lekel Hamdü keme yenbegı li celeli vechike ve azimü  sultanik.” böyle dedi. Biz de bilemedik buna ne yazalım. Rabbimiz buyurdu ki: “O ne dediyse aynen söylediğini yazınız. Bana kavuşunca o sözün, o hamdın mükâfatını ben vereceğim.” Yani sizin kalemleriniz onun sevabını yazmaya yetmez..

Allah’ ın Resulü anlatıyor: “Cibril-i Emin geldi. Sana öyle kelimeler öğreteceğim ki Ey Allah’ ın Resulü! Musa (a.s) elinde asası, firavun ordusuyla birlikte yaklaşmış, müminlerden bir kısmı telaşa düşmüş: “Ya Musa işte geldi, yetişti firavun. Biz, deniz ile düşman arasında kaldık.” Allah’ ın Peygamberi Musa (a.s) çok sakin, vakur: “Allah bizimle beraber, telaş etmeyin. Mutlaka bir yol gösterecek.” Cibril-i Emin geldi Musa (a.s)’ a. Musa (a.s)’ dan şu cümleleri söyleyerek asasını denize vurmasını istedi. O duayı Musa (a.s) denize vurunca toz toprak olan denizin ortasında yol açıldı. Bunu sana öğreteyim mi? Musa (a.s) asasını denize vururken okuduğu duayı sana öğreteyim mi ya Muhammed? Allah’ ın Resulü buyuruyor ki: “Anam babam feda olsun! Öğret ey Cibril. “ Biz de şimdi Allah’ ın Resulü’ ne Ya Resulallah!” Anam, babam, canım feda olsun Ya Resulallah! Sen de bize öğret. Allah’ ın Resul’ ü Cebrail (a.s) şu duayı öğrendi ve bize de öğretti ümmeti Muhammed’e öğretti : “Allahümme lekel hamdü ve ileykel müşteke ve entel müsteğas velahavle vela kuvvete illa billâh.”  İşte Musa (a.s) bu dualarla birlikte asasını denize vurdu, deniz yarıldı.

 Allah’ ın Resulü öyle buyuruyor; darda kalmış, zorda kalmış, sıkıntıda kalmış, düşman tasarrufunda kalmış, her kim de bu duayı okur ise Rabbim onu o sıkıntısından kurtarır. Bu hadis-i şerifi rivayet eden Hz. Abdullah diyor ki: Allah’ın Resulünden bunu duyduğum günden itibaren hiç terk etmedim. Hz. Abdullah’tan bunu öğrenen Ebu Vail- diyor ki; Abdullah’ tan bunu duyduğum andan itibaren hiç terk etmedim. Ebu vail den duyan Ağmeş, o da diyor ki; Ebu Vail’ den duyduğum günden itibaren bu duayı hiç terk etmedim.

İbret verici olması hasebiyle şöyle bir kıssa anlatılır: Mecid bin Abdulaziz bin Ebi Ravad anlatıyor: Annemden duydum. Merv’ de kadının birisi vardı, Allah ona 9 tane kız çocuğu nasip eylemişti. Hamile oluyor, kız çocukları sayısı arttıkça bir sonrasının erkek çocuğu olması duygusu içerisinde oluyordu. 4, 5, 6, 7, 8, 9 tamamı kız çocuğu oldu. Bir yandan da “Acaba niye erkek çocuğu olmuyor?” diye kendi kendisine yakınıyordu. Onuncuya hamile olmuştu. Biz kadınlarla birlikte yanındaydık.  “Ya yine kız çocuğu olursa?”  dedi. Biz de dedik ki: “Ne güzel. Rabbim ne takdir etmişse o olur. Onuncusu kız çocuğu da olsa hamdedeceksin, şükredeceksin.” O da dedi ki: “Erkek çocuğu olursa hamdederim, kız çocuğu olursa niye hamdedeceğim ki!” Biz de dedik ki: “Tövbe! Sen ne diyorsun hatun. Rabb’ ül Alemin kız çocuğu nasib ettiyse; kız çocuğu olur. Sen gel şu dokuz tane kız çocuğuna şükret, hamded yine kız çocuğu olursa: “Ya Rab! Sana yine şükredeceğim, hamdedeceğim.” de. “Yok” dedi. “Kız çocuğu olursa şükretmem.” Doğum yaklaştı bir de ne görelim. Dünyaya gelen ne erkek çocuğu ne de kız çocuğu. Hınzır suretinde bir mahlûk dünya ya geldi. Onun için, Rabbül Alemine hamdetmek, şükretmek, Rabbül Aleminin vermiş olduğu nimetlere hamdetmek, onun nimet olarak devamını sağlar. Ne olurdu onuncusu da yine eli yüzü tertemiz bir kız çocuğu olmuş olsaydı? Tabi feryad-ı figan ettiler. Anlaşıldı Allah’ a hamdetmeden, şükretmeden böyle bir musibetin başa geldiği.

 Allah’ ın Resulü herhangi bir tepeye, bir yüksek yere, bir yokuşa çıktığı zaman dinlenir, şöyle dua ederdi:” Allah’ ım! Her üstünlük üzerinde üstünlük ve şeref senindir, sana aittir Her halde hamd ü sena sana aittir.” Yani sana hamdolsun! Yokuşsa çıkartan sensin, yokuşsa düzlüğe vardıran sensin.  Yükseklikse senin şerefin her şeyden daha yüce Ya Rab! Onun için makam, mevki hasep, nesep, şeref sahibi olan kimselerin dilinde bu olmalıdır: “Allah’ ım! Senin şerefin, şanın her şeref ve şanın üzerindedir, ondan üstedir.”

 Allah’ ın Resulü bir adama uğradı. Yanından geçerken dilinden adamın şu ifadeler dökülüyor idi : “Bana İslam yolunu gösteren, beni İslam’ a yönelten Allah’ a hamdolsun. Beni ümmet-i Muhammed’ den kıldığı için de ona hamdolsun.” Allah’ ın Resulü adama yöneldi: “Ne kadar güzel şükrettin, ne kadar büyük hamdettin.” Allah’ ın Resulü bu şekilde onu tebrik etti.

Ebu’d-Derda Hz. Anlatıyor: Allah’ ın Resulünden işittim. Allah’ ın Resulü buyurdu ki: “Rabbimiz Teâlâ Hz. İsa (a.s)’ a hitaben: “Ya İsa! Ben senden sonra bir ümmet göndereceğim. O ümmet ki; hoşuna giden, sevdikleri bir şey başlarına gelirse hamdederler, şükrederler.  Hoşlanmadıkları bir şey; kaza, bela, musibet, sıkıntı gelirse sevabını Allah’ tan beklerler ve sabrederler. Hilimleri de ilimleri de olmasa böyle yaparlar.” Allah’ ın Resulü buyuruyor ki: “Ya Rab! Nasıl olur da ilimleri yok, hilimleri yok  yine de onlar bu fazilete erişirler?” Rabbimiz öyle buyuruyor: İsa (a.s) soruyor tabi. “Ya İsa! Ben onlara kendi katımdan,  ilmimden de hilmimden de vereceğim. Onlar sabır etmesini de bilecek şükretmesini de bilecek.”

 Öyleyse ümmet-i Muhammed’ in diğer ümmetlerden ayrıldığı en yüksek özelliklerinden, meziyetlerinden birisi de bu ümmet sabır ümmeti ve şükür ümmetidir.

 Peygamber  Efendimiz (sav) buyurdular ki “Müferridun”  öncü olarak geçti gitti. Dediler ki: “Ya Resulallah! “müferridundan” maksat nedir?” Zikir ehli ve şükür ehlidir. Bir kimse Allah’ ı zikretmeden şükredenlerden olamaz. Allah’ ı zikredenler, Allah’ a şükredenlerdir. Musa (a.s) Rabbimize sordu: “Ya Rab! Senin katında en sevdiğin kullar kimdir?” Musa (a.s)’  “Beni en çok zikredenlerdir, zikri çoğaltanlardır.” buyurdu. Çünkü bir kimseyi ilahi azaptan kurtaracak en güçlü kurtarıcı Allah’ ı zikirdir. Rabbül Âlemini kul zikrettikçe Rabb’ ül Âlemin de ona şükrü nasip eyler.

Fudayl bin İyaz- öyle buyuruyor:” Bir kul can-ı gönülden “elhamdülillah” derse; konforlu yataklarda, en güzel hanımlarıyla birlikte olsa bile o kimse Allah’ a şükretmiş olur. Yeter ki; can-ı gönülden “elhamdülillah” demeyi bilsin. O “elhamdülillah” ifadesi Rabbimin vermiş olduğu o nimetlere hamd olarak kaydedilir.”

 Hz. Abbas buyuruyor ki: “kıyamet günü ilk hesabı görülüp cennete girdirilecek ilk zümre, hatta bir ifade de hesap olmadan hesapsız kıyamet günü cennete girdirilecek ilk zümre, Allah’ a varlıkta, darlıkta, zorlukta, kolaylıkta şükreden, hamdeden zümredir.

 Muhammed bin Kaab el-Gurazi (r.a) bir takım insanlar: “Bize nasihat eyle,  bize sohbet eyle Ey Allah’ ın Sevgili Kulu!” dediği zaman o da şöyle nasihat etti: “Ey insanlar! Benden iki şey ezberleyiniz, iki şeye devam ediniz. Allah’ ın nimetine şükretmek ve imanda ihlâslı olmak. Şükür ve ihlâs ehli olursanız; dünya ve ahiret hayatınızı kurtarmak için size kâfidir, yeterlidir.”

 Allah’ ın Resulü  buyuruyor: “Her hangi bir kula nimet ulaşır da o kul “elhamdülillah” diye dili ile şükretmese bile bu nimet Allah’ tandır diye bilse, o nimete şükür olarak yeter. Bu da ayrı bir müjde. Hani taaccüb eden olmuştur belki. Bir kul diyecek ki “Elhamdülillah”, verilen nimetlerin hepsine kâfi gelecek. Bu ise daha ötesi. “Siz de her ne nimet varsa hepsi Allah’ tandır.” Kul sadece bunu bilse, diliyle “elhamdülillah diye şükretmemiş olsa bile” nimetin varlığını, verenin Allah olduğunu bilmesi o kimsenin nimetine şükür olarak yeter.

Şükreden kimsenin faziletini ifade için herhalde şu hadis-i şerif bile yeterlidir. “Yiyen ama yediğine şükreden bir kimseye Allah gece namaz kılan, gündüz oruç tutan sevabını, mükâfatını verir.

 

                                                                                                                                                      

Kişiyi marifetullah sırrına  erdirecek yedi basamak ise sırasıyla şunlardır:

1.Sabır

2.Şükür

3.Tevekkül

4.Rıza

5.Teslimiyet

6.Muhabbet

7.Marifetullah

Tevekkül

 

“De ki: Allah'ın bizim için yazdığından başkası bize asla erişmez. O bizim mevlamızdır. Onun için müminler yalnız Allah'a dayanıp güvensinler. “ (Tevbe 51)

                            Tevekkül,  Allah teslim olmak demektir. Tevekkül, kulun acziyetini, ızhar edip Rabbü’l-âlemin’e dayanması demektir.

Tevekkül kalbin hallerinden bir hal ,kalbin amellerinden bir ameldir.

 “Tevekkül Allah’a güvenmektir (Abdullah bin Abbas Hz.)

 Tevekkül’ün alameti  Rabbü’l-alemi’nin kudret hazinesinde olana kişinin kendi elinde ve insanların elinde olandan daha fazla güvenmesidir.” Hasan-ı Basri (r.a)

 “Kim kul olarak Allah’a tevekkül ederse Allah ona dayanak olarak yeter. Şakik Bin İbrahim (r.a)

tevekkül Rabbü’l-âlemin’in vaat etmiş olduğu hakikatlere kalbin tatmin olması ,itmi’nanıdır.” Hasan-ı Basri (r.a)

 “Allah’tan olana rıza, gelene rıza göstermektir.” Ali Bin Ahmed el-Buşinci

“Gücünden kuvvetinden soyunup Rabbü’l-alemin’in gücüne kuvvetine dayanmak.” İbn-i Kayyum el-Cevziye

 “Bütün işleri Rabbü’l-âlemin’in havline, gücüne, tedbirine güvenerek ona havale etmektir, işlerin hepsini ona vermektir.” İbn-i Receb-i Hambeli

“Kalbin samimiyetle Mevla’ya itamat ederek güzellikleri celbetme, zararlıları def etme dünyevi uhrevi her şeyi ona vermektir.”; “Sebeblerden yüz cevirip sebeblerden yüz çevirip esbabı da yaratanın Mevla olduğunu bilerek hakikata dalmaktır.”. İbn-i Haceri’l-Esgalani

Takva kalbin halidir marifetullahtan neş’et eder.

 tevekkül, bir kulun gücünden kuvvetinden sıyrılıp Rabbü’l-âlemin’in gücüne kuvvetinde sükûn bulmasıdır. Abdülkadir Geylani (k.s)

                Tevekkül, kalbi Yaratan Mevla’nın kudret eline bırakmaktır. “Benim seçmem benim tercihim sen tercih etmedilçene ifade edr ki senin kaderler deryasında kalbimi nereye yönlendirirsen oraya gider ona razı olur demesidir.” Rabbü’l-âlemin’in dileğiyle birlikte kalbin o yöne dönmesi ona razı olması O’ndan gelene sükûn bulmasıdır. Sehi’l-ettüsteri (r.a)

Tevekkül, tevekkül takdir olunana rıza göstermektir. Tevekkül dünyevi alakaları terk edip hakikat bahrine dalmaktır. Tevekkül şüphelerin ortadan kalkıp Rabbü’l-âlemin’e bütün işleri tefviz etmektir, ona havale eylemektir.

           Ebu Saİd-el Harraz Hz.nin İfadesiyle; “Tevekkül kalbin itminanıdır, azaların da kalbe tabi olup teslimiyetidir.

            Ebu Turab En Nahşebi şöyle tarif ediyor; “Bedeni ubudiyete atmak, kalbi Rabbü’l-âlemin’e katmak ve Rabbımızın her şeye kâfi olacağına itmi’nan olmaktır. Eğer o, Mevla verirse şükreder; o, Mevla vermezse sabreder demektir.

               Ebu Yakup Ennehcuri şöyle tarif ediyor; “ tevekkül, Allah’a tahkikiolarak kemal atına iman edip İbrahim Halilullah teslimiyeti ile hani Cibril, ateşe atıldığında gelmişti bana ihtiyacın var mı? Eğer Rabbim seni benim için göndermediyse hayır Cibril demişti ya işte o hakikate ermektir.

             Sehil Ettüsteri (r.a) “tevekkül kalbin Allah’a itmi’nan olup Allah gayrısından bütün alakaları kesmesidir. Tevekkül katında rızkın az olması çok olması müsavi olmaktır. Karnın aç olması tok olması müsavi olmaktır. Sıhhat veya hastalık halinde bulunmak müsavi olmaktır. Tevekkül her türlü sebebi yaratanın da Mevla olduğunu bilmektir.

             Tevekkül ubudiyet denizine nefsi atıp Rabbü’l-âlemin’in Rububiyyet sırrına çıkmaktır.

             Tevekkül Rabbü’l-âlemin’e kazasına kaderine tam teslim olmaktır.

              Tevekkül her halde Mevla’yı Zü’l-celal’e dönmektir.

                İbnu Atahullah el-iskenderiyye ifadesiyle; “tevekkül içerinin sükûneti kalbin itmi’nanı azaların da teslim olmasıdır. Tevekkül sebepleri almakla birlikte sebeplere itimat etmemektir. Tevekkül sebeplere yapışmakla birlikte sebepleri halk eden Mevla’yı Zü’lcelâl’i görmektir.

                    İbni Cezi “Tevekkül Allah’a itimat edip ona dayanıp hayırlı maslahat ve menfaatlari temin edip yine onun muhafazasıyla korunduğunu bilip zararları def edenin O olduğunu bilme halidir.

                 Tevekkülün tamamı Allah’a kesin inancın ,yakînin meyvesidir.

                Ebu Hayân öyle ifade buyuruyor; tevekkül kulun Rabbü’l-âlemin’e dönmesi kazasına kaderine teslim olmasıdır.

                  Büyük imam tefsiri kebir sahibi Fahruddin-i Razi o da öyle buyuruyor, “insanın zahiri sebepleri dikkate almakla birlikte kalbinin sebeplere meyletmeden Rabbü’l-âlemin’e yönelmesidir.”

                Azaların sebeplerin tutması caizdir. Ama kalbin sebeplere yönelip kayması tevekkül sırrına ermişlere caiz değildir. İşte insanların ekseriyetle tevekkülü anlama noktasında ihmal ettikleri nokta budur. Sebeplere sarılmak haktır caiz’dir. Sebeplere sarılmak tevekkülü ihlal etmez. Sebebe azalar sarılırken kalbin o sebeplere takılmamasıdır.

                    Savi(ra) diliyle tevekkül bütün hallerde, işlerin tamamında Rabbü’l-âlemin’e kalbin tam güvenmesidir.

                   İmam Kurtubî; “Her halde Allah’a güven Allah’a dayan Allah’a tevekkül et. Bu hal tevekküldür”.

                  Ebu AbdUllAh el-Kuraşî de tevekkül “Rabbü’l-âlemin’e her an takılmaktır, her anı ona takılmaktır. Yani Gözün baktığında onun tecellisine takılmasıdır. Kulağın duyduğun da bir hakikate takılmasıdır. Göz, kulak , kalp hepsi Rabbü’l-âlemin’e ve ona götürecek bir hakikate takılmasıdır.

                  İmamı Gazali (r.a) “zahiri sebeplere sarıl ama batın da kalbin sakın ha zahiri sebeplerle meşgul olmasın bu tevekkülü ihlaldir.”

                 Ebu Talibi Mekki (ks)nin ifadesiyle “Tevekkül tevhidin nizamıdır. Salih amellerin de toplayıcısıdır. Hakiki tevekküle eren tevhid mizamının bayrağını dikmiş Salih amelleri de kazanmış olur.”

                 Ebu Süleyman’ı Eddarani buyuruyor ki; “kul zühtiyette kemale erince o zühtiyet kişide tevekkül meyvesi meydana getirir. Kul zahit olmadan mütevekkil olamaz kul zühtiyete ulaşmadan tevekkül ehli olamaz.”

                  Vehb Bin Münebbih (r.a)’da; Tevekkül varılacak son noktadır, hakikatte tevekküle eren de çok azdır. Tevekkülün hakikatını da bulan azdır.”

                         Tevekkülün dereceleri vardır. Yani insanlar hakikaten Mevla’ya mı tevekkül ediyor. Yoksa hakikatte tevekkül ettiği şey dünya’nın kendisi mi? Hakiki tevekkülün oluşabilmesi için bir kimsenin hakiki manada tevekkül ehli olabilmesi için   İbn-i Kayyim el-Cevziyenin Medarikus-salikin isimli kıymetli eserinde şu esasları sayıyor;                         Kulun tevekküle ermesi için

 1-Rabbini tanımalı, sıfatlarını bilmeli her şeye güç kuvvet getireceğini, her şeye kadir olduğunu, yaratmış olduğu şeylere kâfi olduğunu, yarattıkları şeyleri düzene koyan o olduğunu, her işin sonunun ona varacağını canı gönülden iman edip inanmalıdır

2- Sebepleri dikkate almalı ama sebeplerin hakiki manada Rabbü’l-âlemin’in yaratmış olduğu birer aracı olduğunu bilmeli kalbi kesinlikle sebeplere yönelmemelidir

 3. Kalp tevhit makamında olmalı yani kalbin sebeplere kaymasını kalbin sebeplerle meşgul olmasını engelleyecek kalbinde bir tevhit makamının bulunması lazımsır

 4. Kalbin Allah’a dayanması onunla sükûn bulması onun kalpleri eviren çeviren olduğunu bilmesi ve onun her işi düzene koyacağı kalbin de karar kılmasıdır

 5. Rabbimiz’e karşı kalbinde hüsn-i zan beslemesi gerekir.

 6. Kalbin O’na teslim olması, kalbin onun tecelli cezbelerine muhatap olduğunu bilmesidir.

 7. Rabbımız’a her işini teslim etmesi kulun Rabbü’l-âlemin’in sırlar deryasına kendisini bırakması seçmenin, ihtiyarın Rabbimiz’in dilemesiyle olacağını kul istedikten sonra dilemeyi, istemeyi yaratanın Allah olduğunu bilmesidir.

8. Tevekkülün ruhu rızadır. Yani rıza olmadan tevekkül olmaz. Hani adamın birisi Hasan-ı Basri (r.a) ye gelmişti de

Adam Efendim hacca gideceğim ama azıksız gideceğim ben Allaha tevekkül etmiş bir kimseyim.

 Hasan-ı Basri (r.a) adamın haline baktı ki hakikaten diliyle söylediğiyle kalbi birbirine sanki pek uymuyor. O zaman onu şöyle imtihan etti)Peki sen ne zaman gideceksin Adam işte falan zaman gideceğim.

Hasan-ı Basri (r.a)  peki niçin hemen yola çıkmıyorsun

Adam efendim kervanı bekliyorum

Hasan-ı Basri (r.a)  ha demek sen tevekkül ehlisin demek sen azıksız yola çıkacaksın hakikatte sen Allaha değil kervandakilerin azık çantasına ,azık torbasına tevekkül etmiş bir kimsesin haberin olsun ...

           Rabbimiz “Öyleyse mü'minler, yalnızca Allah'a tevekkül etsinler. “ (Ali İmran160) .

Allah’a dayansınlar çünkü  şan şöhret geçicidir, Bir gün koybolur güzellik geçicidir, kaybolur, servet geçicidir, kaybolur insana dayanma ölür velhasıl “«Ve ölmeyen diriye dayan, O'nu överek teşbih et» (Furkân 58).” akıllı insan ölmeyen diriye Rabbü’l-âlemin’e tevekkül eder. Hüngür hüngür alayan bir gence “evladım niçin ağlarsın denilince” “efendim çok sevdiğim biri var idi oda öldü dayanamadım.” “o zaman sen de ölmeyen diriyi sevseydin ya! o zaman sen de ölmeyen diriye muhabbet etseydin ya! Elbette Rabbimiz’in bize sevmesini emrettiklerini severiz Rabbimizin bize sevmesini emrettikleri kimseleri sevmek ibadettir...

 “Allah'tan korkan ve Allah'ın kendilerine nimet verdiği iki adam şöyle dedi: "Onların üzerlerine kapıdan girin. Oradan girerseniz muhakkak galip gelirsiniz. Eğer layıkıyla inanıyorsanız yalnız Allah'a dayanın. “(Maide 23)

 “Gerçek müminler ancak o müminlerdir ki, Allah anıldığı zaman yürekleri ürperir, âyetleri okunduğu zaman imanlarını arttırır. Ve bunlar yalnızca Rablerine tevekkül ederler. “ (Maide 2)

                    Marifetullah meydanında olduğunu ifade eden bir kimse ,Rabbini bulmak için Rabbini bilmek için  BU dünyada olduğunu söyleyen bir kimse tevekküle ermedikçe bu meydan da yol bulamaz. Tevekkül ehlinin sadakatı bir Ebu Bekir Efendimizde gizlidir. Ebu Bekir Sıddık Efendimiz’in mağaradaki Allah’ın Resulü’ne karşı tutumu ona bir zarar gelirmi ki diye tir tir titremesinde tevekkülün hakikati vardır Hz. Ömer Efendimiz’in hicret ederken hadi ben Allah yolunda hicret ediyorum kim çıkacaksa çıksın karşıma deyişindeki şecaatte tevekkül vardır. Hz Osman Efendimiz’in her anı ile Mela’ikeyi kiramın ona gıpta ettiği hayâsında tevekkül vardır. Hz Ali Efendimiz’in ilminde irfanında ve Ashabı Güzin Efendimiz’in tamamının kendilerine indirilmiş olan kitabı ve içlerindeki Peygamberin sözünü doğru çıkarmak için; “Anam babam canım her şeyimiz sana feda olsun Ya Resulallah” deyişinde tevekkülün sadakati vardır.

                    Hz. Lokman oğluna şöyle öğütte bulunmuştu; “Ey oğlum dünya uçsuz bucaksız derin bir denizdir. O denizde pek çok insan boğuldu niceleri o denize girdi de bir daha çıkamadı.Eğer sen gemiyin Allah’a iman olmasını, gemiyin astarının Allah yolunda amel olmasını, gemiyin yelkenin Allah’a tevekkül olmasını isterisen umulur ki; sen bu deniz de boğulmadan sağ salim sıhhatli bir şekilde çıkmış olursun.

                     İbn. Müseyyib (ra)anlatıyor Abdullah bin selam(ra) ve Hz. Selman birbirleriyle şu şekilde ahitleştiler herkim önce ölürse Rabbim de müsaade eder ise hallerimizden  haber verelim. Ve birisi öldükten sonra diğerine  şu şekilde haber verdi; Huzurullah’ta amellerin en eftalinin tevekkül olduğunu buldum. Tevekkül ehlinin halinin Rabbimiz katında daha çok muteber olduğunu  buldum. Tevekkül kadar Rabbimiz’in razı olduğu bir şey görmedim.

                    Allah’ın Rasulü şöyle dua ederdi. "Ey Allah'ım! Sana teslim oldum. Sana inandım. Sana dayandım. Sana döndüm. Senin kudretinle mücadele ettim. Ey Allah'ım, beni saptırmaman için Senin kuvvet ve şerefine sığınırım. Senden başka ilâh yoktur. Sen, ölmeyen dirisin. Cinlerle insanlar ise hepsi ölüme mahkûmdurlar." (Müslim).

                  Abdullah bin Abbas öyle buyuruyor; “tevekkül imanın tamamını toplayan güzel bir haslettir.

                  Said Bin Cübeyir; “tevekkül Allah’a dayanmak imanın yarısıdır.”

                    Ahmet Bin Hambel; “tevekkül kalbin amelidir. Kalbe girdimi kalbi ihya eder, tevekkül de imanı ihya eder.

                          Cüneyt bin Muhammed tevhid kalbin sözüdür, tevekkül de kalbin amelidir. Tevhit kalbin ses vermesidir. Tevekkül de kalbin amelidir. Füdayl Bin İyaz (r.a); tevekkülün faziletini ifade ederken “tevekkül ibadetin kıvamıdır. Tevekkül kula vacib olan kalbin amellerinin en eftalidir.” “ buyuruyor

Kişiyi marifetullah sırrına  erdirecek yedi basamak sırasıyla şunlardır:

1.Sabır

2.Şükür

3.Tevekkül

4.Rıza

5.Teslimiyet

6.Muhabbet

7.Marifetullah

 

Kulu Rabbini tanımaya, Allah’ı bilmeye, Rızasını bulmaya götüren marifetullah basamakları yedi idi. Sabır, ikincisi şükür, üçüncüsü tevekkül, dördüncüsü kazaya rıza, beşincisi teslimiyet, altıncısı muhabbet, yedincisi marifetullah basamağı.

            Rızayı anlattıktan sonra, rıza basamağından haber verdikten sonra kazaya rızanın bereketi razı olan bir kulun Rabbimiz katında kendisine lütfedeceği meyveleri bugün ele almaya çalışacağız. Çünkü kaza ve kadere rıza, imanın şartlarından olunca müminlerin kazaya rıza ağacından olgun meyveler toplayarak Salih kullardan olmacı icap ediyor.

            Onun için her bölümü bir defada ele almamıza rağmen rızayı tarif ettik rıza hakkında, rıza basamağının hakikatini bildirmeye çalıştık. Önemine binaen rıza halinde basamağında olan kimselerin Salihlerden olması ve ifade edilen marifetullaha basamak olan hallerden mihenk olan rıza olunca şimdi müminlerin Rabbinden Rab olarak Allah’ın Resul’ünden Peygamber olarak Kuran-ı Azim’den Kitap olarak razı olduktan sonra kaza ve kadere rıza gösteren bir kimsenin toplayacağı velayet, salahat meyvesi.

            Nasıl meyve toplar rıza makamında, rıza halinde olan ve bir kimse ne için kaza ve belaya rıza göstermesi gerekir? Haktan gelene razı olması gerek. Bir diğer ifade ile de kaza bela musibet haktan gelene razı olmayı kul kendine nasıl kolaylaştırır? İnşallah muhtelif maddeler ele alacağız. Kimisinde rıza ağacından velayet meyvesi toplayacağız, kimisinde hakka haktan gelene razı olmayı kolaylaştıran sebepleri saymaya çalışacağız.

            Birincisi: şunu bilmek gerekir ki,  bu hâli veren,  kazayı, belayı ,musibeti  ya da iyi şeyleri lütfeden Allah’tır.Ve o Allah hikmet sahibidir, merhametlidir, lütfü çoktur.Bir kul için en güzel ne ise onu seçer.Bunu bildikten sonra kaza ve kaderin karşısında  isyan ederek durulur mu.ASLA...

            İkincisi:  Rabbimiz ‘’La tebdile likelimatillah’’ Allah’ın kelimelerini kimse değiştiremez, O’ndan gelen hükme kimse karşı koyamaz, O’nun dilediği olur dilemediği olmaz. Peki, O diledikten sonra,olanlar ilmi ezeliye muvafık tecelli ettikten sonra  niçin feryadı figan ola ki bu asla kulluğunu bilen kula yakışmaz.

            Üçüncüsü: Biz kullarız, görevimiz kulluktur. Görevimiz herşeyi yoktan vareden Rabbil Âleminin hükümleri karşısında ona gadap etmemektir. Şunu bilelim  ki O Müşvik’tir (şefkat sahibidir) ve karşılıksız na mütenehi nimetleri verendir. Peki, öyleyse kul Efendisinden gelene, köle efendisinden gelene gadaplanmalı mı?ASLA

            Dördüncüsü: Diyoruz ki biz O’nu seviyoruz, Allah’ı seviyoruz Rabbimizi seviyoruz. Peki Sevginin sadakati nedir? O’ndan gelene rıza göstermek değil midir. O zaman seven sevgiliden gelene razı olur. Öyleyse feryadı figana ASLA yer yok.

            Beşincisi: O Allah(cc) ki geçmişi, geleceği ve gelecekte olan her şeyi bilendir. Biz işlerin sonu nereye varır bilemeyiz. Peki, bize maslahat bizim iyiliğimiz o anda başımıza gelen şey ise (tabii biz bunu bilemeyiz de  biz  işlerin sonlarını bilemiyoruz). Öyleyse kaza- bela, musibet, akıbet itibarı ile bize ne getirir acaba?Bunları düşünüp fevri feryat etmemek kula yakışan davranıştır.

            Altıncısı :Elhamdülillah Müslüman’ız, Müslüman ne demek? Kendisini Allah’a teslim eden demek kendisini Allah’a teslim eden, O’nun cereyan eden hükümlerine gadap etme hakkına sahip olur mu? Teslimiyet bağı ile bağlandıktan sonra,  teslim oldum dedikten sonra O’na karşı dumak olur mu?ASLA

            Yedincisi :Biz dünyaya kesbi kemal ve seyri cemal için geldik Allah’ı bilmek ile bizim dünyamız mamur olur dedik. Peki Allah’ı tanımayı, O’nu bilmeyi, isteyen bir kimse O’nun kaza ve kaderlerine karşı suizanda bulunabilir mi? ASLA

            Sekizincisi: Bizim için takdir edilenler, başımıza gelenler, O’nun rızası bütün mukadderata  razı olmamızdaysa  ve onun gadabı da bizim mukadderata gadab etmemizdeyse peki niçin biz gadap edip de onun rızasını kaybedelim?

            Dokuzuncusu: Hiç şüphesiz ki Rabbimizin razı oldum demesi, Cennetten rıza makamında cemali seyirdir. Peki, Rabbimizi razı etmek ondan gelene boyun eğmekle oluyorsa, ancak böylece  rıza hali temin ediliyorsa ondan gelene razı olmak başka bir yol mu var ki...

            Onuncusu : Kişinin rahatı, en büyük neşesi Rabbulalemin’den gelene rıza göstermesi iledir. Çünkü rıza Babullah tır, Allah’a giden bir kapıdır, Ariflerin dinlendiği konaklama yeri, dünyada ki cennetin makamıdır. Hal böyle olunca, dünyada cennet kokuları koklamak  bırakılır mı? dünya cenneti kazaya belaya rıza göstermekse peki kazaya kadere feryat neyinn nesi?

            On birincisi :Kaza ve  kadere karşı koymak gam, keder,  sıkıntı ve  kalbi hedefinden  sapıtma, aklı karıştırma olduğuna göre akıl kârımı ki O’ndan gelene karşı konup, O’na karşı durula.

            On ikincisi :Kaza belaya rıza göstermek bir bulun üzerine sekinet yağmurlarının yağmasıdır. O yağmur kimin üzerine dökülür ise temizlenir, arınır, hali düzelir, işi gücü istikamet bulur o zaman bu yağmurdan kaçmak akıl kârı mı? O yağmurdan arınıp durulmak için altına girmekten daha makul yapılacak bir iş mi var ki....

             On üçüncüsü: Kaza ve kadere rıza göstermemek kulun ihlâsını bozar. Allah’la beraber olma her an kendisini görmesini ona mülayim uygun bir şekilde tabiatını teslim etmesini ve sebatını kıracak ise kalbini dağıtacak ise aklını karıştıracak ise, o zaman hiç bir şekilde kul kalbinin dağınıklığını gadap halinde olduğu sürece düzeltemeyecek ise, kalp nazargâhı ilahi ise Rabbimiz her baktığında kalpte gadap görüyor ise o zaman o kimsenin afeti olmaz mı?

            On dördüncüsü: kaza ve kadere rıza göstermeden ona karşı gelen gadap eden bir kul Allah hakkında şüphe kapısı açmış olur  yani Allah hükmettiklği  her şeyi hikmetle yapan değil mi? Peki sen neye gadap ediyorsun kalbine girdirdiğin o tohumların şüphe zehirleri saçacağını düşünmez misin?
            On beşincisiKaza ve kadere rıza hali ayetlerde ve hadislerde müminin saadetinden sayılmış.Kaza ve  kadere rıza göstermemek ise cehennemlik ehlinin alametlerinden sayılmış.O zaman imanı kamil nişanını kulun takması kaza,bela,musibete rıza ile mümkün olur.

            On altıncısı:Ben Razı olan kullardanım demenin bir bedeli vardır.mesela  çok büyük bir servet  kaybettin SAKIN HA üzülme De ki dünya için üzülmeye değmez kaderde yokmuş.Tam aksi çok büyük bir servet  elde ettin SAKIN HA onunla da şimarma .Bu hal Habibi İkram’ın Sünneti Seniyye’sinde İman’ın en eftali olarak haber veriliyor.

            On yedincisi: Her kim kalbini rıza ile doldurursa Allah’ta gönlünü zenginlikle, kanaat ile doldurur. Kalbi rıza ile dolan kişi kalbini Allah’a kulluk kabı kılmış olur, kalbini gadap ile dolduran bir kimse de Allah’a kulluktan kalbini boşaltmış olur,rıza, kalbi Allah’a kulluk mekânı yapar gadap da Allah’a kulluğu o kalpten çıkartır.

            On sekizincisi:Rıza ağacı öyle bir ağaçtır ki şükür meyveleri verir. şükretmek öyle bir hâldir ki İman makamlarından bir makamdır, iman’ın hakikati nimetlere şükürle belli olur. Allah(cc)tan gelene  gadap ise nimetlerin kişiyi münkiri ve nankörü olmasını gerektirir bu da bir kulun dünyada ki musibetlerinin en büyüklerinden sayılmıştır.

            On dokuzuncusu:Rıza hali kişiyi hırs ve uzun emel afetinden kurtarır.Çünkü Resulü Zişan Efendimiz (s.a.v) dünyayı her hatanın başı olarak bize bildirmiştir.

            Yirmincisi gönlüne rızayı misafir eden bir kimse, kalbinden heva ve hevesi çıkartmış olur.Kalbinden heva ve hevesi çıkartan bir kimse ise Rabbull Âlemi’ne hakkı ile kulluk nişanı ile süslenmiş olur.

            Yirmi birincisi:Kazaya rıza göstermek nefsİ emmareye göre zor işlerin en büyüğüdür. Ama o nefis ıslah edilir ve nefis mutmainneye varırsa rıza hali o kişiye kolaylaşmış olur.

            Yirmi kincisi: isyanların, kusurların, Allah’a karşı gelmelerin hepsinin temeli kazaya rıza göstermemekten kaynaklanmaktadır. Allah için yapılan kulluğun Salih amellerin temeli ise rızaya dayanır. Öyleyse ibadetler rıza halinin tezahürü isyanlar ise razı olmamanın tezahürüdür.

             Yirmi üçüncüsü:Rıza bidat kapılarını kapatan bir anahtardır. bir kulun Allahtan gelene rıza göstermemesinin neticesi kulların rızasını kazanmak olarak ortaya çıkar bunun varacağı son nokta ise Din’de aslı olmayan bidatlerin kapısını açmaktır.

            Yirmi dördüncüsü: Rıza hali kişiyi saflaştırır, arındırır ve kişiyi samimiyet üzere kılar, Allah’ın hükümlerinde vermiş olduğu kararlarda kulun gönlünde kalbinde bir samimiyeti peydah eder.

            Yirmi beşincisi:Hiç şüphesiz ki kulun Allah’tan razı olması Allah’ın rızasını gerektirir. Allah’ın rızası da Cemalullah’tan sonra Cennet’in en büyük nimetidir. Cennet’te Cemalullah sonra en büyük nimet Rabbimizin sizden razı oldum ebediyen size gadap etmeyeceğim demesidir. Öyleyse kulun rıza makamına yükselmesi öncelikle  Rabbulalemin’in rızasını gerektirir. Allah’ta kulundan razı olmadıkça, kullar ondan razı olamaz. Siz onu razı etmeye bakın O razı olursa sizde razı olanlardan olursunuz.

            Yirmi sekizincisi Şüphesiz ki rıza hali kişinin boynuna takıpta yanlış yere gitmesin, yanlış yerde kulluk yapmasın Dini mümin içerisinde Allah’a kulluk yapsın diye bir yular düşünün yanlış yere sapacak, yardan uçurumdan düşecek bir varlığın yuvarlanmasını engelleyecek bir yular kabul edin. Bu hal ile kişi düşünürse tevekkülün ruhudur bu rıza hali hakikatin ruhudur, muhabbetin ruhudur, tereddütsüz imanın ruhudur. Ben kaza ya rıza göstermek kaydıyla Rabbim benim helak olacak yerlerden boynuma bir bağ takmış beni hakka sevk ediyor düşünmek esas kurtuluşu ve huzuru getirmiş oluyor.

            Yirmi dokuzuncusu mümin güzel ahlak ile mümin olur. Güzel ahlaka götüren en büyük sevk edici rıza halidir, insanlar insanlarla birlikte, insanlar kendi nefsiyle birlikte ve Rabbiyle hukukunun yerini bulması razı hali ile mümkün olur. Onun için rıza hali güzel ahlakı da birlikte getirir. Allah’ın Resul ‘u Rabbimiz den duasında rıza istemiştir. Allah’ın kendisini kaza, bela, musibete razı etmesini istemiştir. O duayı şu şekilde hatırlayalım:  ‘’Allahümme bilmikegayb ve gutretikel alelhalg ahyi ni ize kenet lhayati hayralli ve teveffeni ize kenetilvefati hayralli ve eselüke haşyetek filgaybi veşşehadeh  veselüke kelemetel haggi filgadabi  verrida ‘’ Gadap ve rıza anında senden hak üzere olmayı istiyorum Allah’ım ‘’ ve eselekülrida bağdalgada ‘’ kaza ve kaderden sonra razı olmayı bana vermeni istiyorum Allah’ım. Bu şekilde Resulü Zişan Rabbimizden kaza haline rıza göstermeyi vermesini istemiştir.

            Otuz birincisi rıza hali kulun kalbini boşaltır neden boşaltır gamdan, kederden, üzüntüden boşaltır. O boşalan yeri Rabbimiz kendi zatına haşyet ile kulluk için doldurur. İbniyeb Bin dünya şöyle ifade ediyor: Âlimler den bir tanesi kader beni nereye atarsa bende oraya atlarım çünkü benim kalbimi doldurup boşaltacak hak katından gelene de razı olmuş olurum. Ömer Bin Aziz pek çok kere duasında şöyle derdi; ‘’Allahumme reddini bi gadaik’’ Allah'ım kazana beni razı et ‘’Vebarikli fudgaderik’’ kaderini benim için mübarek eyle şeklinde devamlı dua, niyaz ederdi.

 Otuz ikincisi rıza ehli, rıza sahibi dünyada iken kazaya kadere razı olanlar sırattan en hızlı, en süratli geçecek olanlardır. Sıratın süratidir kaza ve kadere razı olmak Vehib Bin Müneyyib şöyle ifade ediyor ; Zebur’da ben şöyle yazdığını buldum ‘’ Ey Ademoğlu insan Bilir misin ki sırattan en hızlı kim geçecektir, kimdir onlar benim hükmüme razı olanlardır. Onların dilleri benim zikrimle ıslaktır. Bilir misin? Fakirlerin eftâli kimdir benim hükmüme razı olan, taksim ettiğime razı olanlardır. Az veya çok demez verdiğim nimetlere hamdı ederler. Bilir misin? Müminlerin en eftâli kimdir benim katımda en yüce dereceye layık olan mümin kimdir? Onlar Allah (c.c) verirse hamdı  eder, şükreder şımarmazlar, onlar feryadı figan etmezler, gadap etmezler. Öyleyse Rabbimiz Teala ve Tekaddes Hz. Her halde kendisinin vermiş olduğu şeylere rıza gösterenleri muhtelif zamanlarda övmüşler.

            Kazaya rıza göstermek, Allah’a kulluğu yerine getirmektir. İman, kaza ve kadere iman Allah’a kulluktur kaza ve kadere iman eden bir kimse kulluk görevini yerine getirmiş olur. Kaza ve kadere iman eden, Haktan gelene rıza gösteren şirkten arınmış olur, şirkten kurtulmuş olur. Öyle değil mi ki müşrikle mümin arasını ayırıcı olan hususiyetlerden biriside kaza ve kader inancıdır. Allah’ın Resulü ahir zamanda ümmetin başına gelecek en büyük sıkıntısı ve en çok korktuğu şey kaderi inkar etmeleri hususunu saymıştır.

            Kaza ve kadere razı olmak imanı artırmaktır, imanı ziyade eder. Hidayetin mahsulüne hidayetin istikametine sebeptir. İhlâsı getirir kaza ve kadere iman etmek tevekkülü getirir. Tevekkül Allah’a dayanmadır, kul Allah’a dayanmadıkça Rabbi kendinden razı olmaz. Allahtan korkanlar kaza ve rızaya Rabbimizden gelene rıza gösterirler. Mümin kadere İman ettikçe daima Allah korkusu da artar, Rabbülalemin’den gelenler hususunda acaba ben hangi hâl ile öleceğim der, ameller sonlara göre değerlendirilir benim son halim ne olacak der ve bu şekilde korkar kendisini hesaba çeker.

            Kazaya rıza gösterenler her an Rabbimizden gelecek nimetlere ümit vardır, Rabbimize karşı en güzel zanlar beslerler. Kaza ve kadere rıza gösterenler sabır ehlidir O’ndan gelene kuvveli bir şekilde tahammül gösterirler. Bu içtiğimiz acı bir ilaç ama bizi tedavi edecek bir ilaç derler. Sıkıntılarda feryat etmezler, şikayet etmezler, Rabbülalemin’e işlerinin sonlarını tevriye ederler. Sabır, kaza, bela bir binektir hakka hakikate götüren bir binek, cehennem üzerinden sırat köprüsü olacak bir binektir. O zaman kul nasıl olur da kendi bineğini kesmiş olur? Binip cehennemden kurtaracak cennete götürecek bir bineğini kendi kesmiş olur. İşte kaza ve kadere rıza göstermeyenler kendi bineğini kendi kesen kimseler gibidir.

            Kaza ve kadere İman eden kimseler olumsuzluğa, ümitsizliğe muharip harp ilan etmiş kimselerdir. Çünkü mümin hiçbir zaman Rabbülalemin’den ümidini kesmez, ümitsizlik nedir bilmez. Razı olan rızayı bulur kadere iman eden kederden emin olur, Allah bir kimsenin gönlünü kalbini Rabbimizin kader nuruna, kaza nuruna açtığı zaman başkalarının göremediği hakikatleri görmüş olur.

            Muazmin Cebele Yahya Bin muaza denildiği zaman kul rıza makamına ne zaman ulaşır, rıza makamına ne zaman varır. Oda der ki; Eğer kendilerine verilse de verilmese de hamdı eder, razı eder yalnız bırakılsa da yalnız kalsa da, her an Mevla ile olduğunu bilir. Yalnızlıkta kendisi Mevla ile birlikte olduğunu, kendisini gözettiğini bilir. Öyleyse şükretmeyen kimse, sabretmeyen kimse kazaya rıza gösteremez.

            Son olarak şöyle ifade etmeye çalışalım: Güzel ahlakın membaadır kazaya rıza göstermek. Mütevazılık meyvesidir, Şecaat cesaret meydanlarda hak meydanlarda bulunuş, cesareti pehlivanlığı şecaati rıza ile mümkün olur. Kanaat, izzet, haysiyet, şeref, iffet hepsi rıza tohumu ile yeşerir, güzelleşir.

            Din gayreti uluvvi himmet medun kendisinden aşağı olan küçük görmeme, kendisinden aşağı olanları hakir görmeme. Rabbülalemin her an her haliyle kişiyi imtihan eder duygusu ancak kaza kadere rıza halinde yapacağı bir erdemlik, büyüklüktür. İşlerin sonu Allah’a havaledir sonunu işlerin selametini Rabbimiz ayarlar. Hasetlik bilmez, fesatlık bilmez çünkü Rabbimizin hikmet nuru ile düzene koymuş olduğu şeylere razı olmama Allah’a hasetlik etmektir. Allah’a hasetlik eden bir kimse iflah olur mu? Elbette olmaz Hikmet diyoruz, Allah’ın ayarlaması diyoruz. Kazaya kadere rıza göstermeyen Allah’ın işine karışan bedbaht zavallı bir kimsedir. Akıllar hurafeden kurtulsun, nefsin şehavatın arzularından kurtulsun Allah’ın yaratanına kul olsun. İstenir ise rıza makamından geçilmedikçe varılmaz, marifetullah bulunmaz.

            İşte öncelikle ne istiyoruz? Marifetullah istiyoruz, Rabbimizi bilmek, bulmak, tanımak istiyoruz. O zaman sabır, şükür, tevekkül ve kazaya kadere razı olanlardan ol ki teslim olmuş olasın teslim ol ki muhabbeti bulasın. Muhabbet hâsıl olsa ki o zaman Marifetullah ı elde edesin teslimiyet halini, Allah’a teslim olmayı inşallah razı olan bir kul olarak, rıza makamını bulan bir kul olarak diğer sohbetimizde arz edebilirsek bizlere ne mutlu.

            Allah’ım bizi kaza ve kaderine razı olanlardan eyle, kazamızı kaderimizi bereketli eyle, dairin saadetine ulaştıracak kaza ve kader ile dünya ve ahrette müjdelenen, razı olan, rızayı hakkı bulan, sizden razı oldum denilen kullardan olmak dileğiyle Veahiridavehumen elhamdulillahirrabbilalemin

 

           

Kişiyi Marifetullah Sırrına Erdirecek Yedi Basamak Sırasıyla Şunlardır:
1.Sabır
2.Şükür
3.Tevekkül
4.Rıza
5.Teslimiyet
6.Muhabbet
7.Marfetullah

TESLİMİYET

 

Allah(cc)a teslim olmam neyi gerektirir?

Allaha teslim olduğunu söyleyen bir kimsenin hangi hususiyetleri teslimiyetinin işaretidir.

 

                   Öncelikle Allah'a teslim olmak tamamen cahiliye adetlerini terk etmekle mümkündür.

 

Göklerde ve yerdekiler, ister istemez O' na teslim olduğu halde onlar (ehl-i kitap), Allah'ın dininden başkasını mı arıyorlar? Halbuki O' na döndürüleceklerdir.( Âl-i İmrân SURESİ 83)

 

Amr Bin El Cemuh (ra) müslüman olmadan önce menaf adlı puta tapan bir kimse idi. Allah(cc) kendisine genç yaşta iken müslüman olmayı nasip eder. Amr Bin Cemuhun müslüman olduğunu duyan gençlerden bir grup tapmış olduğu putları dışarı atmak için evine giderler ve en büyük putu boynuna ip dolamak suretiyle sürüyerek dışarı çıkarıp kapının önündeki lağım çukuruna atarlar. Biraz sonra Amr Bin Cemuh gelir ve lağım çukuruna bakar. Lağım çukurunun içinde bir köpek laşesi bir de put var. Bu manzara karşısında haykırarak şunları söyler: "Yazıklar olsun bize! Aslında şimdiye kadar sana taptığımız sürece lağım çukurunun içerisinde olan bizmişiz. İşte şimdi sen yerini buldun, biz de yerimizi bulduk. Sen lağım çukurunun içinde ölmüş bir köpekle birlikte oldun, biz o çukurdan çıktık. Şimdi biz Allah(cc)' a Rasulune teslim olanlardan olduk."

 

Bir gün önce huzurunda durduğu, bir gün önce rab diye tapmış olduğu taştan yontma zavallı put bir laşe bir pislik olarak değişivermişti.

 

Malum olduğu üzere Ebu Süfyan'ın hanımı Hint, Peygamberimizin amcası Hz.Hamza' ya şehit düştükten sonra bile eziyet etmişti.O da islam nuru ile nurlandı. Hint İslamı kabul ettikten sonra evine geldi putlarını bir bir başlarına baltayla vura vura kırdı. Ama şöyle diyordu: ''Bize ne oldu ki size nasıl aldandık? Başkasına ve kendine faydası dokunmayacak taş parçaları olduğunuzu nasıl da unuttuk. Biz nasıl unuttuk? Hakikat şu ki:

 

"Dinde zorlama yoktur. Artık doğrulukla eğrilik birbirinden ayrılmıştır. O halde kim tağutu reddedip Allah'a inanırsa, kopmayan sağlam bir kulpa yapışmıştır. Allah işitir ve bilir."(Bakara 256)

 

Böylece bir daha cahiliyet adetlerine dönmemek üzere Hint o putları kırmış oldu. Şunu unutmayalım: O putlar onların ilahı ve tutkusu idi. O tutkunun bir anda başına baltayı indirmek ve o tutkuyu lağım çukuruna göndermek onlar için çok büyük bir erdemlilikti.

 

Bu noktadan hareketle şöyle bir düşünelim. Taptıkları put aynı zamanda onlar için bir tutku idi. Rengarenk, her türlü cazibesi ile hertürlü görüntüsü ile sadece Hak' tan sapıtan, Allah(cc)'a kulluktan uzaklaştıran boyutu ile insanları kendi nefsine köle eden, şehavatına köle eden boyutu ile işte alın size renkli bir tutku: TELEVİZYON. Bunun mübtelası olan iyi, hayırlı, güzel progamlarının millete vatana dünyaya ahirete faydası olan hayırlı programlarının ve kanalların tamamını istisna tutmak kaydı ile sadece insanlık namına herkesin nefret ettiği ve insanların itikadını bozan, amelini bozan, insanları kötü ahlaka sevkeden boyutu ile renkli ve cahiliyyetin putundan daha cazibeli bir put. Peki denseki: "Ey insanlar! Bu renkli tutkunuzu dışarı atın bunlar sizi Hak' tan sapıtıyor, ahlakınızı, dininizi, imanınızı ortadan kaldırıyor. Hadi bunları lağım çukuruna gönderin." Kolay mı zannediyorsunuz? Bu tutkuyu dışarı bırakıp bundan sonra onsuz yaşamaya devam edebilecek insan sayısı acaba kaç tanedir? Öyleyse onlar cahiliyet putlarından öyle kurtuldular ki helali haram sayan, haramı helal sayan din, iman, vatan, şahsiyet bırakmayan bu putlar lağım çukuruna gittiği zaman; insan dinini, imanını, şahsiyetini bulmuş olacak. Onun içi yaşam kaynağı olarak gördüğü tutkuyu bırakmak onlar için büyük bir erdem, büyük bir fedakarlıktır.

 

Allah'a teslimiyetin gereği yakın olsun uzak olsun mü'min kimseyi kardeş bilip onu sevmektir. Rabbimiz buyuruyor ki:

 

"Ey iman edenler! Eğer küfrü imana tercih ediyorlarsa, babalarınızı ve kardeşlerinizi (bile) dost edinmeyin. Sizden kim onları dost edinirse, işte onlar zalimlerin ta kendileridir."(Tevbe 23)

 

Mus'ab bin Umeyr genç bir sahabe. Kardeşi Aziz müslüman olmadı ve Bedir savaşında müslümanlara karşı savaştı; esir düştü. Mus'ab' ı görünce: "Kardeşim beni kurtar, biz kardeşiz." dedi. Bunun üzerine Hz.Mus'ab Aziz' i esir alan sahabeye yaklaştı ve ona dedi ki: "Şu esir olan Aziz bin Umeyr var ya aman ha onu kaçırma. İyi bağla. Anası da çok zengindir. Umulur ki iyi bir fidye alırsın." Aziz bin Umeyr şaşkın bakışlarla Mus'ab' ı süzdü ve: "Sen ne diyorsun ben senin kardeşinim." dedi

 

Hz.Mus'ab: Ancak Mü'minler kardeştirler. Sen küfür üzere olduğun sürece necissin ve benim kardeşim olamazsın. Maide suresi 55. Ayeti kerimede:

 

"Sizin dostunuz (veliniz) ancak Allah'tır, Resulüdür, iman edenlerdir; onlar ki Allah'ın emirlerine boyun eğerek namazı kılar, zekatı verirler."

 

İşte Hz.Mus'ab bu ayeti kerime ile hucurat suresi 10.ayeti kerimedeki din kardeşliğini anlatıyordu.

 

Hakkı batıldan ayıran Hz. Ömer Faruk. Allah(cc) yolunda gözü Hak' tan başka hiç kimseyi görmeyen Ömer. Allah(cc)' ın Rasulü' nün hazır olduğu bir ortamda:'' Ya Rasulallah! Yarın harbe çıkacağız. Eğer benim dayım, Ali' nin kardeşi, Hz. Hamza' nın falan yakınını bulursak biz öldüreceğiz .Eğer esir düşerlerse yine biz öldüreceğiz ki; Allah bilsin, biz de cahiliye bulaşığı bile kalmadı." diye ifade ediyordu. Allah(cc)' a teslim olmanın gereği de bu idi.

 

Allah'a teslim olmak Allah'ın her an bizi gördüğünü hatırdan çıkarmamakla ve  Allah korkusu ile  mümkün olur.

 

İşte o şeytan, ancak kendi dostlarını korkutur. Şu halde, eğer iman etmiş kimseler iseniz onlardan korkmayın, benden korkun.(Ali İmran 175)

 

Hemen aklımıza Firavun' un sihirbazları geliyor. Musa (as)' ı yenerek Firavun' un yanında yer edinmek istiyorlardı. Ama o gün Allah(cc) içlerine iman nasibetti ve Firavun' un rab olmadığını rabbın bir olduğunu ve Musa (as)' nın onun peygamberi olduğuna iman ettiler.

 

"(Bunu görünce) sihirbazlar derhal secdeye kapandılar. "Alemlerin Rabbine, iman ettik." dediler. "Musa ve Harun' un Rabbine iman ettik.". Firavun, (kızgınlık içinde) dedi ki: "Ben size izin vermeden ona iman ettiniz ha! Demek ki size sihiri öğreten büyüğünüzmüş o! Ama şimdi (size yapacağımı görecek ve) bileceksiniz. Andolsun, ellerinizi ve ayaklarınızı çaprazlama kestireceğim, hepinizi astıracağım!" "Zararı yok, dediler, (nasıl olsa) biz şüphesiz Rabbimize döneceğiz."(Şuara 46-50)

 

Biraz önce Firavun' a iman eden sihirbazlar öyle bir imana ermişlerdi ki; ölüm tehditlerine: "Hiç bir zararı yok, biz alemlerin rabbine iman ettik." diye cevap vermişlerdi. Allah(cc) korkusu kalplerine işte böyle işlemişti.

 

Sabit b.Kays ın kıssası da ibretlerele dolu bir kıssadır. Hucurat Suresi ikinci ayet-i kerime nazil olunca:

 

"Ey iman edenler! Seslerinizi Peygamber'in sesinin üstüne yükseltmeyin. Birbirinize bağırdığınız gibi, Peygamber'e yüksek sesle bağırmayın; yoksa siz farkına varmadan amelleriniz boşa gidiverir."

 

Sabit bin Kays sesi yüksek bir sahabe idi. Konuşurken yüksek sesli konuşurdu. Bu ayeti kerimenin nazil olduğunu duyunca oturup ağlamaya başladı. Din kardeşi Asım bin Adi bin İclan onun yanından geçerken dedi ki: " Ey Sabit! Neden ağlarsın, seni ağlatan nedir?" Dedi ki: '' Şu inen ayet-i kerime beni ağlatıyor. O ayette bahsedilen kişi büyük ihtimal benim. Bilirsin benim sesim yüksek çıkar. Amellerimin hep yok olmasından korkuyorum."

 

Hz.Asım Rasulallah(sav)' ın yanına geldi ve dedi ki: "Ya Rasulallah! Gelirken Sabit' i gördüm hüngür hüngür ağlıyordu." "Peki niçin ağlıyor?" buyurdu şefkat peygamberi. "İnen ayeti okuyor ve amellerinin boşa gittiğini söyleyip ağlıyor Ey Allahın Rasülü." Allah(cc)' ın Rasulü Sabit' i çağırttı. "Sabit Allah (cc) ' a hamd eden bir yaşantın olmasini ve şehit olarak ölmeyi ister misin?" "Vallahi bir daha senin yanında sesimi yükseltmeyeceğim Ey Allah(cc)' ın Rasulü." derken bile sesini kısarak konuşmaya başlamıştı. Allah(cc) Kur'anla bu huzur ve huşusunun mükafatını gönderdi.

 

"Allah'ın elçisinin huzurunda seslerini kısanlar, şüphesiz Allah'ın kalplerini takva ile imtihan ettiği kimselerdir. Onlara mağfiret ve büyük bir mükafat vardır." (Hucurat 3)

 

Kısa Bir zaman  önce hüngür hüngür ağlayan Sabit o korkunun meyvesini almıştı. Amelleri kabul edilmiş ve günahları da bağışlanmıştı.

 

Allah(cc)' a teslim olduğunu ifade eden kul, yalnız O' na dayanır O' nun hükmüne razı olur.

 

Onlar da dediler ki: "Allah'a dayandık. Ey Rabbimiz! Bizi o zalimler topluluğu için deneme konusu kılma!(Yunus 85)

 

Allah(cc)' a tevekkülün Allah(cc)' a dayanmanın hakikati açısından Ebu Ubeyde (ra)' ın başına gelen çok mühim bir kıssayı zikretmek istiyorum. Allah(cc)' ın Rasulü bir kervan yola çıkarken o kervanla birlikte beni de bir bölgeye emir olarak göndermişti. "Rabbim sizleri bereketlendirsin." diye buyurdu. Kervanla yola devam ettik. Yalnız, bu kervanda sadece bir kese hurma kalmiştı ve biz çocuğun anasının memesini emdiği gibi hurmayı emeceğiz ve iki gün üç gün yolumuza öylece devam edebilecektik. O zaman biz de dedik ki: "Allah bize kafidir. Hele yola bir çıkalım." dedik ve yola koyulduk. Yol kenarında uzaktan büyük bir kaya gibi bir şey görünüyordu. Onun yanına vardık. Bir de baktık ki büyük bir balina cinsi bir balık. Gözünün öküz kafasından büyük olduğunu görüyorduk. Vel hasıl dedik ki: "Şimdi bu hükmen yenir mi yenmez mi bunun tartışmasını yapacak durumda değildik. Zaten bu konu hakkında hüküm gelmemişti. Kervanda üç yüz kişi idik. Günlerce ondan yedik ve sonunda biz şişmanlamışız. O kadar rahat bir ortam oldu ve de bir miktar dönerken yanımıza Alalh(cc)' ın Rasulü' ne götürmek üzere aldık. Hem hediye olsun diye hem de hükmünü sormak için.

''Çok iyi yapmışsınız yanınızda bir miktar varsa ben de alayım." buyurdu. Allah(cc) 'ın Rasulü' ne o şekilde ikram ettik. Ve Rasulallah buyurdu ki:

'' O Alalh(cc)' a dayanıp tevekkül edenlere ikramıdır. ''

 

Allah'a teslim olan kişi gayet mütevazi olur.Allah'ın emrine boyun eğer.

 

İslam tarihinin en kıymetli hadiselerinden birisi şüphesiz ki Mekke' nin fethidir. Mekke fethedilmiş. Rasulallah Mekke' ye giriyor. Sokaklarda insanlar tebrik ediyor. Devesinin üzerinde başına siyah sarık sarılmış, Rasul boynunu öne eğiyor. Yüzleri kızarıyor. Allah kendisine Mekke' nin fethini nasip eylemiş, mütevaziliğini o şekilde gösteriyor.

 

Hz.Ömer: Allah(cc) O' na beldelerin fethini nasip eylemiş .Ama o kadar mütevazi ki; birgün kendi kendisini hesaba çekiyor. Ve kendisi övüldüğü zaman, hilafete başladığı zaman ile son anına  kadar: "Değil mükafat elde edip ganimet gibi karlı olanlardan, başı ile sonu birbirine denk gelse ben razıyım." diyebiliyor çünkü   O, Allah(cc) adına hüküm mevkiinde olmanın zorluğunu devamlı göz yaşı içerisinde zaman olmuş fakirlere sırtında un çuvalı taşımıştır.

 

Allah'ın emrine boyun eğen Hazret-i Hacer' in çölün ortasındaki tavrı dillere desan bir teslimiyet numunesidir. Hazreti Hacer: Ya İbrahim! Beni ve İsmail' i buraya dağ başına bırakıp da nereye gidiyorsun? "

Bir çuval bir kırba da su. Bunlar bitince ne olacak Ya İbrahim? İbrahim (as) devam ediyor. Üçüncü kez önüne geçiyor ve soruyor: Ya İbrahim, bunu Allah(cc) mı emretti? İbrahim (as) : "Evet." deyince herşey bitiyor .İşte Allah(cc)'a teslimiyetin örneği.

 

Tebük Gazvesi' nde Ka'b bin Malik' in başından neler neler geçmişti. Tam elli gün selam verilmedi ve selamı da alınmadı. Çünkü Allah(cc) yolunda cihadı terk etmişti. Ta ki ayet-i kerime gelinceye kadar hanımından bile bir yakınlaşma tavizi bulamadı.

 

Allah(cc)'a teslim olan bir kimse, Allah(cc) sevgisini maldan, candan, evlattan, anadan, babadan vs.dünyalıklardan öne almalıdır.

 

"De ki: Eğer babalarınız, oğullarınız, kardeşleriniz, eşleriniz, hısım akrabanız kazandığınız mallar, kesada uğramasından korktuğunuz ticaret, hoşlandığınız meskenler size Allah'tan, Resulünden ve Allah yolunda cihad etmekten daha sevgili ise, artık Allah emrini getirinceye kadar bekleyin. Allah fasıklar topluluğunu hidayete erdirmez." (Tevbe 24)

 

"Allah’a (c.c) teslim olmak ; sabretmeyi ve Allah’ın (c.c) kazasına rıza göstermeyi gerektirir."

 

Teslimiyyet konu olur da Hazreti  ibrahim ve ismailin teslimiyyet yolundaki sabırlarını gündeme getirmemek çok büyük bir eksiklik olur.Kuranın ifadesiyle:

 

" Babasıyla beraber yürüyüp gezecek çağa erişince: Yavrucuğum! Rüyada seni boğazladığımı görüyorum; bir düşün, ne dersin? dedi. O da cevaben: Babacığım! Emrolunduğun şeyi yap. İnşallah beni sabredenlerden bulursun, dedi."(Saffat 102)

 

İtaat ve teslimiyyetin başı Allaha Rasulüne ve müslüman otoriteye İtaattir.

 

"Ey iman edenler! Allah'a itaat edin. Peygamber'e ve sizden olan ülülemre (idarecilere) de itaat edin. Eğer bir hususta anlaşmazlığa düşerseniz Allah'a ve ahirete gerçekten inanıyorsanız onu Allah'a ve Resul'e götürün (onların talimatına göre halledin); bu hem hayırlı, hem de netice bakımından daha güzeldir."(Nisa 59)

 

Bilin Muhammed Mustafa (a.s.)

Vazifeyi etti îfa,

Al-i Ashab ruha safa

Yollarından gitmek lâzım.
(Kalemdar)

 

 

Kişiyi marifetullah sırrına  erdirecek yedi basamak sırasıyla şunlardır:

 

1.Sabır

2.Şükür

3.Tevekkül

4.Rıza

5.Teslimiyet

6.Muhabbet

7.Marifetullah

 

MUHABBET

 

(Resulüm! ) De ki: Eğer Allah'ı seviyorsanız bana uyunuz ki Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın. Allah son derece bağışlayıcı ve esirgeyicidir.( Âl-i İmrân  31  )

 

                       Allah Rasulünü sevmek imandandır.Bu konuda pek çok ayet ve hadis-i Şerif vardır.

                     Allah'ın Rasulüne muhabbet,ancak kişinin kendi canından daha çok sevmesi  ile ifade edilir.

Sahih Buhari de şu şekilde ifade ediliyor: Peygamber Efendimiz (s.a.v)'in elinden Hazreti Ömer (r.a) tuttu ve ona dedi ki :'Ey Allah'ın Rasulü sen bana canım dışında herşeyden daha sevimlisin.

Peygamber Efendimiz (s.a.v)'de Hazreti Ömer'e : 'Olmadı Ya Ömer.Ben sana canından daha kıymetli,sevimli olmadıkça olmadı Ya Ömer'. O zaman Hazreti Ömer: 'İşte şimdi Allah'a yemin ederim ki sen bana canımdan daha kıymetlisin diyince; Allah'ın Rasulü: 'İşte şimdi oldu Ya Ömer buyurdu.

 

              Hadis-i Şerif'te 'hayır olmadı' diye ifade edilen mana; Ey Ömer iman kemal bulmaz ta ki beni canından daha çok sevmedikçe şeklindedir..Allah'ın Rasulünü kişinin canından daha çok sevmesi farzdır.

Allah'ın Rasulünün hadisi şeriflerinde ifade buyurduğu esasları dikkate aldığımızda şu esaslar ortaya çıkmaktadır. Peygamber Efendimiz müminlere canlarından,mallarından,ana -babalarından,hanımlarından,çocuklarından ve bütün insanlardan daha kıymetli ,daha sevgili olmadıkça iman  kemalini bulamaz.                

                     Rasulullah muhabbeti; maldan,candan ve her şeyden daha sevgili olmalıdır.

Tevbe suresinde ifade edilen üç sevgi her müminde tahkiki olarak oluşması gereken sevgilerdir

1-Allah sevgisi

2-Rasulullah sevgisi

3-Cihad sevgisi

 

De ki; "Babalarınız, oğullarınız, kardeşleriniz, eşleriniz, akrabalarınız, elde ettiğiniz mallar, durgun gitmesinden korktuğunuz ticaret, hoşunuza giden evler sizce Allah'tan peygamberlerinden ve Allah yolunda savaşmaktan daha sevgili ise, Allah'ın buyruğu gelene kadar bekleyin. Allah fasık kimseleri doğru yola iletmez.'' Tevbe(24.ayet)

 

               İmam Kurtubi.Allah ve Rasulünün sevgisinin herşeyden daha önemli olduğuna bu ayeti kerime delildir buyuruyor

(Resulüm! ) De ki: Eğer Allah'ı seviyorsanız bana uyunuz ki Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın. Allah son derece bağışlayıcı ve esirgeyicidir.( Âl-i İmrân  31  )

 

               Bu Ayet-i Kerimede ifade edilen sevgi sadece dil ile seviyorum demek değildir;Allah Rasulünün sünnetine tabi olmakdır. Peygamber Efendimiz (s.a.v)'nin sünnetinin yeşermesi,ona salatü selamların dillerde bulunması imanın tadını elde etmenin alametidir.Yüce Allah imanın tadını elde etmenin yolunu Allah'ın Rasulünün sevgisini elde etmeye bağlamıştır.

 

Şu Hadis-i Şerifi bu noktada unutmayalım.

''Üç şey vardır ki o üç şey  her kimde olursa imanın tadını alır.

 

- Allah ve Rasulü kendisine herşeyden daha sevimli olması.

- Sevdiğini yalnız Allah için sevmesi.

- İman nasip olduktan sonra dinden (imandan) dönmeyi,ateşe atılmaktan daha kötü görmesi.

 

 

                         Allah'ın Rasulünün sevgisi ile dolan bir kalp; ahirette Allah'ın Rasulü ile birlikte olacaktır.Yani kim canı gönülden Allah'ın Rasulünü severse Allah'ın Rasulü ile birlikte olur.

 

                      Adamın birisi Peygamberimiz'e geldi ve dedi ki : Ya Resulellah kıyamet günü ne zamandır ?

Peygamberimiz de buyurdu ki: 'Peki sen o gün için ne hazırladın.'

Adam da: Allah ve Rasulünün sevgisini deyince;

Peygamber Efendimiz (s.a.v): 'Şüphesiz ki sen sevdiğinle berabersin.'buyurdu.

 

Hazreti Enes (r.a) anlatıyor

'Biz Allah'ın Rasulün'den 'Kişi sevdiğiyle beraberdir' sözünü duyduğumuz kadar hiç birşeye sevinmemiştik.

Hazreti Enes (r.a) bunu duyar duymaz  ayağa kalktı: 'Şüphe yok ki ben; Allah'ın Rasulünü,Ehli Beyt-i,Hz.Ebubekir'i,Hazreti Ömer'i seviyorum umarım onlarla birlikte olurum.Onların amellerini işleyemesem bile onları seviyorum'buyurmuştur.

 Kişi sevdiği ile beraberdir.Bu ferman ne büyük müjde;çünkü amellerimiz onlara yetişmese bile sevgimiz cennette onlarla birlikte kılıyor bizi.

Sadece dil ile Allah'ın Rasulünü seviyorum demek sevginin tahakkuku için yeterli olmaz

Hiç şüphesi ki Allah'ın Rasulünü sevmenin bir çok alameti vardır.

Kadı Iyaz diyor ki: 'Allah ve Rasulünü sevdiğini iddia eden bir kimsenin sevgisini ispatlayan şey Allah'ın Rasulünün sünnetinin yükselmesi için çaba sarf etmesi,şeriat-i mutahharayı muhafaza etmesi ve hayatının tamamında Allah ve Rasulünün yolunda; malını, gerekirse canını vermesiyle ispat olunur.'buyuruyor.

 

-Allah'ın Rasulünü bir kere görmek velev ki rüyada dahi olsa dünyanın tamamından kişiye daha sevimli gelmelidir.

-Allah'ın Rasulünün davası uğruna malını,canını herşeyini ortaya koyabilmelidir.

-Emir ve yasaklarda kişinin takva üzere hassas olması

 

                  İşte bunlardan herbiri kimde bulunursa Allah Teala'ya hamd etsin.Allah Resulünün sevgisini hak eden kul olduğu için şükretsin Bu şerefle şereflendiği için hamdü senalar etsin çünkü o öyle bir şereftir, öyle bir devlettir ki;dünya ve içindekilerden daha kıymetlidir.

         Aişe (r.a) annemiz anlatıyor.'Birgün babam Ebu Bekirle evde birlikte idik.Öğle sıcağında pencereden gördüğümüz bir kimse; başını,gözünü kapatmış eve doğru ilerledi ve kapı çalındı.Baktım ki Habibi Kibriya… Allah'ın Rasulü görünür görünmez babam 'Anam,babam,canım sana feda olsun Ya Rasulallah' dedi.

Allah'ın Rasulü içeri aldı ve babama; 'Ey Ebu Bekir hadi çık Allah seninle birlikte hicret etmemi emir buyurdu.'dediler.O'da dedi ki: 'Anam,babam,canım sana feda olsun Ya Rasulallah' dedi. Sevinç göz yaşları içerisinde kaldı.Aişe (r.a) buyuruyor ki.Bir insan sevinçten böyle mi ağlarmış halbuki hicret denen şey; çöl ortası,peşine yüz deve için takılan azgınlar olacaktı,çöller geçilecekti,yılanların haşeratın pek çoğu belki de musallat olacaktı.

                      Allah'ın Rasulü (s.a.v)'nin hicret edeceği Ensar tarafından duyuldu.Ve O'nu beklemeye başladılar.Ensar'ın bu bekleyişini hiçbir beşer kitabı hakkını vererek yazamaz.Onların gönüllerine düşen aşkı,ateşi ifade edemez.

                    Peygamber Efendimiz (s.a.v)'nin hicret edeceğini duyan müslümanlar Medine'nin çıkışında O'nu beklemeye başladılar.Öğle sıcağı; yine onlar gözlerini veda tepesine dikmiş gelecek sevgiliyi bekliyorlardı.O sıcakta bir kimse bile rahatsız olmamıştı.Ne var ki artık evlerine dönecekler beklediklerini görememe mahzuniyetinden başka hiçbir mahzuniyetleri yoktu.İnsanlar evine doğru dönmeye başlarken;  tam bu esnada hurma ağacından doğacak nuru gözetleyen bir yahudi 'Beklediğiniz gözüktü,beklediğiniz geliyor' diye bağırınca Ashabı Güzin'in gözüne can geldi ve Taleal bedru aleyne diyerek yediden yetmişe öyle neşelendiler öyle neşelendiler ki hepsi tek bir göz oldu Habibi Kibriya'ya bakıyor.Allahu Ekber Allahu Ekber diye tekbirlerle nida ediyorlardı.Bu nasıl bir sevgi ki; gözler ondan başka hiç birşeyi aramıyor,ondan başka hiçbir şeyi görmüyordu.Öğle sıcağı bile onları O'nu görmekten alıkoymuyordu.O'nu gören bir göz de bizim gözümüz olur mu diyorlardı.Bu kutlu hicreti

Ensar  bu kutlu günü şöyle özetliyordu. 'Güneş bize o günkü kadar güzel doğmadı.

O gün kadar güzel bir gün görmedik.

Hiç bir günümüz Allah'ın Rasulünün gelişi kadar güzel olmamıştı.

 

                        Habibi Kibriya'nın gelişinden sonraki günlerde Ensar akın akın gelip doya doya aşk membaından gönül pınarından içtiler;zaman hızla ilerliyor Muhacirler ise şöyle düşünmeye başlamıştı bile 'Acaba Habibi Kibriya ve gelen Muhacirlere Ensar alıştı da artık biz onlara yük olmaya mı başladık.Acaba artık bizi aynı duygu ile gönüllerine sığdıramaz mı oldular?Bunları duyan Ensar Rasulallah'a gitti.

'Ya Rasulallah böyle böyle şeyler duyduk.Allah'a yemin olsun ki biz senin bize geldiğin gün kadar hiç birgün mutlu olmadık.Bizde geldiğiniz günlere göre biraz durgunluk varsa; şüphe yok ki o durgunluk şu korkumuzdandır.Birgün sen dersen ki Ben Mekke'liyim Mekke'ye döneceğim oraya yerleşeceğim.'Bir an bunu düşündük… biz sensiz ne yaparız Ya Rasulallah,sensiz bizler nasıl yaşarız Ya Rasulallah.Bu durum bizi durgunlaştırıyor Ya Rasulallah.Yoksa sen ve sana iman edip buraya gelen arkadaşların başımızın tacıdır Ya Rasulallah.

                 Rasulullah bu duruma çok memnun oldu.Bu memnuniyeti şu kelimelerle dile getirdi.

'' Ben Allah'ın kulu ve Rasulüyüm.Allah'ın emri ile Medine'ye hicret ettim.Şu bedenim sizin içinizde bulunduğu gibi vefatım da Medine'de olacak. Ensar'ın gönlünde Taleal bedrular  bir defa daha coştu.Sanki Habibi Kibriya yeniden gelmişti Medine'ye.Bu haber onları öyle coşturdu ki ağlamaya başladılar.Bu ağlama sevinç ağlaması idi.Rasulullah Medine'de kalacaktı.Yediden yetmişe bütün Medine bu haberle coşmuştu.Neşeli neşeli anlatılmaya başlandı.Allah'ın Rasulü burada kalacakmış.Hatta naaşı bile Medine'de olacakmış diye anlatıyorlar ve ağlıyorlardı.Görüyor musunuz sevginin hakikatini kalplerini rasul sevgisine kab yapan ALLAH ERLERİNİ…

 

                    Allah'ın Rasulünün sadık sevgililerinden bir başkası da Hazreti Sevban'dı..Huzuru Pak'i Nebi'ye geldi.'Ey Allah'ın Rasulü vallahi sen bana anamdan,babamdan ve canımdan daha sevgilisin'.Evimde uzun uzun düşündüm durdum.Sabredemedim huzuruna geldim şu cemalini seyretmeye geldim.Bir an aklıma aramızdan ayrılacağın geldi Ya Rasulallah.Sen Makam-ı Mahmut sahibi Şefaati uzma sahibi bir Peygambersin.Sen cennet'e gireceksin.Bizim cennet'e gireceğimiz bile belli değil.Hadi girdik diyelim.Ya seni göremez isek Ya Rasulallah.İşte bu dertle bu hale geldim.Bekledi Rasul-i Kibriya cevap vermedi.Ta ki Cibril-i Emin indi.Müjde ile geldi.

 

“Kim Allah’a ve Peygambere itaat ederse, işte onlar Allah’ın kendilerine ni’met verdiği peygamberler, sıddıklar, şehidler ve salihlerle beraberdir.” (Nisa; 69)

              Hazreti Sevban neşe ile 'Bu Ayet-i Kerime benim için mi nazil oldu Ya Rasulallah'.Peygamber Efendimiz buyurdular ki:'' Ya Sevban bu Ayet-i Kerime senin için ve kıyamete kadar gönlü senin gibi sevgi ile dolu olanlar için nazil oldu '' buyurdular.

              Rabi Bin Kab El Elsem anlatıyor.Allah'ın Rasulü ile beraber gecelemiştim.Abdest suyunu getiriyor.Her an ihtiyaçlarını karşılıyor,isteklerine aynı anda cevap vermeye çalışıyordum.(Rasulullah onun hizmetinden memnun oldu)ve Ona buyurdu ki: 'İste,istediğin yerine gelecek'.Ben de dedim ki ' Ben ancak cennet'te seninle beraber olmayı istiyorum.Peygamber Efendimiz(s.a.v) 'Başka bir şey iste verilecek. O yine  Ben ancak cennet'te seninle beraber olmayı istiyorum Başka bir şey istemem Ya Rasulallah sadece isteğim budur.'dedi.Habibi Kibriya Ka'b'a baktı; 'Bana secdelerini çoğaltmakla yardımcı olur musun' buyurdu. İşte Allah'ın Rasulünün sadık muhibbi sadık sevgilisi; o öyle bir şeye talip olmuş ki başka hiçbir şey istemiyor. 'Ben seninle birlikte olmayı isterim Ya Rasulallah' diyor.

 

             Allah Rasulü'nün Ashabı Onu bir kere görmeye hiç bir şeyi değişmezdi.Anaları,babaları çocuklarına derdi ki; Allah'ın Rasulü bir yerde sohbet ediyorsa siz burada ne gezersiniz diye çocuklarını uyararak Allah'ın Rasulü'nden uzak olmalarına razı olmazlardı.

                   Hazreti Ömer Efendimiz; öyle bir sadık muhib ki bu dünya'dan Dar-ı Beka'ya göç zamanı yaklaşmıştı.Gönlünde bir istek vardı.Ebu Bekir Sıddık Rasulallah'ın vezir'i idi.Kabri de Rasulü Kibriya'ya komşu olmuştu.O'nun isteği de O idi.Kabir'de Rasulallah'a komşu olmaktı.Oğlu Abdullah'a seslendi.Oğlum Abdullah mü-min'lerin anası Aişe(r.a) 'ye var benden selam söyle,Ömer(r.a)'in selamı var ey mü-min'lerin anası de.Benden için mü-min'lerin emiri diyip de edepsizlik etme.Çünkü artık ben mü-min'lerin emiri değil,kabre yönünü dönmüş ölüm döşeğindeki bir kimseyim.De ki 'Babam senden Habibullahın  yanına defnolunmak için izin ister.' Hazreti Ömer Efendimiz'in oğlu Abdullah müminlerin anasının huzuruna varır selam verir, konuşmak için izin ister.Bakar ki müminlerin anası oturmuş ağlıyor.Der ki babam Habibi Kibriya'nın yanına komşu olmayı ister. Perde arkasından Ben de

ona ağlıyorum ya.Benim gönlümde de baban Ömer gibi Habibi Kibriya'ya komşu olmak var.Ama O benden daha layıktır.O Allah'ın Rasulü'nün veziridir.Söyle babana o oraya daha layıktır.

Bu izni Hazreti Ömer (r.a).duyar Habibi Kibriya'ya komşu olma arzusuna meftun olmuş vezir müjdeyi alır.Hazreti Ali Efendimiz bu arada; 'Acaba her isteyen Peygamber Efendimiz'in Kabri Saadetlerinin yanına defnolunacak mı? diye kendi kendine tefekkür eder.Ve Kabri Saadet'e varır Hazreti Ali Efendimiz; huzuru Rasulallah'a durur.Bu duygular içerisinde edeple selam verir ve Kabri Saadet'ten bir ses 'Ya Ali Ömer'in bize iştiyakı gibi bizim de ona iştiyakımız vardır.' sonra Hazreti Ali(r.a)  bilir ki bunların hepsi önceden ayarlanmış cilveyi Rabbaniyedir.

 

                    Elbette sevdiğini söyleyen bir kimseden delil isterler.Acaba bizim halimiz haline uymaz,yolumuz yoluna uymaz,dilimiz diline uymaz,gözümüz gözüne uymaz,kalbimiz kalbine uymaz,emirleri ve nehiyleri konusunda bi haber,vurdum duymaz ve gafil ise sadece dil dese seviyorum bu ne ifade eder ki.

 

                    Hicret esnasında; Süraka iyice yaklaşmıştı.Rasulü Kibriya  yanında Ebu Bekir Sıddık vardı.Öyle telaşlanıyordu ki:' Ya Rasulallah; size bir şey olacak mı diye yoksa kendi adıma hiç bir telaşım yok.'deyince; 'Ey Ebu Bekir niçin ağlıyorsun?Korkma Ey Ebu Bekir Allah bizimle beraberdir.'

                        Hazreti Miktat Bin Esved; müşriklerin kılıçlarına ve oklarına karşı boğazını kalkan yapıyordu. Allah'ın Rasulü bir an oldu ki müşriklere beddua etmeye başladı.Hazreti Miktat 'Allah'ın Rasulüne baktım ömrümde görmediğim bir maznara görüyordum.Dedim ki Ya Rasulallah biz Musa'nın Ashab'ının dediği gibi 'Sen ve Rabbin git savaş demeyiz' Ya Rasulallah biz seni korumak için sağından,solundan,arkandan,önünden savaşırız.Allah'ın Rasulü'nü gördüm mübarek yüzü güneş gibi aydınlanmaya başladı.Hamd etti 'Ya Rab! sana hamdolsun ki bana böyle bir Ashab'ı lufettin diye.'

 

                    Sa'd Bin Muaz; hendek kazılıyor.Rasulü Kibriya hendeğin içerisinde bir taraftan derinliğine,bir taraftan da at karşıya atlayabilir mi diye bakıyor.Sa'd Bin Muaz.' Anam,babam,canım feda olsun Ya Rasulallah; şu Sa'd'ın bedeninde can tende olduğu sürece; buradan at karşıya geçemez. Üzülme Ya Rasulallah.Hem bizler Musa'nın Ashab'ının dediği gibi demeyiz.Bak hendeğe gir dedin hendeğe girdik,vallahi sen denize gir de biz gireriz.

İşte hakiki sevginin ifadesi.Allah'ın Rasulü çok memnun oldu.

             Ebu Talha müşriklerin oklarına  karşı boğazını gösteriyor Ve diyordu ki şu boğazdan geçmedikçe Allah'ın Rasulü'ne bu oklar ulaşmaz.

                  

               Onlar birer sevgi ve sevda numunesi.Habibi Kibriya'nın sevdalısı idi.

Salât-u Selamın Fazileti

 

Allah ve Melekleri Nebi üzerine salavat getirirler. Ey İman edenler! O’nun üzerine salatü selam getirin’’(Ahzap,56)

Peygamber Efendimiz(s.a.v)de’’Kim bana on defa salavat getirirse,Allahu Teala da Ona on defa Salât eder(rahmet ve mağfiret eder);buyurmuştur.

 

Çehli kaldırdın Cihandan,neşr-i envâr eyledin

Din-i hak talim edip, verdin kuluna sen sefa

Evvelinin âhirinin ilmin, ihya eyledin

Merhaba ey hace-i alem Muhammed Mustafa(s.a.v)

                                              Ahmet Midhat

SALATÜ SELAM;

1.Allah’ın emrine sarılmaktır.

2.Allah’dan olan salat,af ve rahmeti demektir;Meleklerden olursa,salat istiğfardır;iman edenlerden salat,duadır.

3.Salatü selam getiren kişi,meleklere muvafakat etmiş olur.

4.Bir defa salatü selam getirene,Allahu teala on defa rahmet eder.

5.On derece yükseltir;on sevap verilir.

6.On tane günahı silinir.

7.Dua eden kimse duasına salatü selamla başlarsa,duasının kabul edileceği umulur.

8.Peygamberimizin şefaatine nail olur.

9.Kulun sıkıntılarının giderilmesine sebep olur.

10.Kıyamet günü kişinin peygamberimize yakın olmasına sebep olur.

11.Yoksul ve fakir kimseler için sadaka yerine geçer.

12.İhtiyaçların giderilmesine sebeptir.

13.Salatü selam getirenin üzerine Allah’ın affı ve Meleklerin istiğfarı tahakkuk eder.

14.Salatü selam getiren kimseyi Salatü selam ruhunu temizler.

15.Ölmeden önce Cennetle müjdelenmesine sebep olur.

16.Kıyamet gününün sıkıntılarından kurtulmaya sebeptir.

17. Salatü selam getirene Peygamber efendimiz bizzat karşılık verir.

18.Kulun unuttuğu şeyi hatırlamasına vesile olur.

19.Meclisleri temizler;Kıyamet günü o meclisin pişmanlık meclisi olmasına keffaret olur.

20.Peygamber efendimizin ismi geçtiğinde Salatü selam getiren,asıl cimrilikten kurtulmuş olur.

21.Peygamber efendimizin ismi geçtiğinde Salatü selam getirmeyene’’burnu sürtülsün’’bedduasından kurtuluş vardır.

22.Besmele ve hamdele ile başlanılan sözler ancak salatü selam ile tamamlanmış olur.

23.Sırat üzerinde kişiye nur olur.

24.Kişi cefadan onunla kurtulur.

25.Allah’ın sema ve arz ehline Salatü selam getirenleri övmesi tahakkuk eder.

26.Cennette hurilerin çoğalmasına sebep olur.

27.Salatü selam nurdur.Onun sebebiyle düşmanlara galip gelinir.Kalpler münafıklıktan temizlenir.

28.Kişiyi insanlara sevdirir ve efendimizin rüyada görülmesine sebep olur.

29.Salatü selam getirene,Allah’da seni affetti diye nida eden özel görevli melekler vardır.

30.Kişinin hayatında,ailesinde ve amelinde berekettir.

31.Peygamberimizin muhabbetinin devamına sebeptir.

32.Kişinin hidayetinin ve kalbinin diriliğinin sebebidir.

33.İsmi Resülullah’a arzedilir.

34.Allahu tealanın bize vermiş olduğu nimetlere şükrün sebebidir.

35.Allah’a şükürle birlikte,Allah’ı zikirdir.

36.Kıyamet gününün susuzluğuna engeldir.

37.Sırata ayağı sağlam basıp,sıratı geçmeye sebeptir

 

       TAKVA

 

TAKVANIN TANIMI

(Takva ve Müttakilerin tanımı konusundaki çeşitli görüşler )

1.       Takva:Allah’dan korkmak,Kur’anla amel etmek,aza razı olmak ve Ahiret gününe hazırlanmaktır.(Ali b.Ebî Talip r.a)

2.      Müttekiler(Takva Sahipleri):Bilinen günahları terketmekle Allah’dan ve azabından sakınan,Allah’dan gelen Kur’anı tasdik etmekle Allah’ın rahmetini uman kimselerdir.(Abdullah b. Abbas R.anhüma)

3.      Müttekiler:Allah’ın haram kıldıklarından sakınan ve Allah’ın farzlarını eda eden kimselerdir. Müttekilerde bulunan takva,harama düşme korkusu ile bir çok helalı terk ettikçe yok olmaz. (Hasan-ı Basrî  Rh.aleyh)

4.      Allah’dan korkmak,gündüzleri oruç tutmak,geceleri namaz kılmak ve diğer ibadetlerle meşgul olmak demek değildir.Takva,Allah’ın haram kıldıklarını terk etmek ve Allah’ın farzlarını eda etmektir.Bundan sonra kim hayırla rızıklandırılmış sa,O hayır üzerine hayırdır.(Ömer b. Abdulaziz rh.aleyh.)

5.      Takva,hiçbir kimsenin görmediği yerlerde de masiyeti terk etmendir.

6.      Takva:nehy etmiş olduğu yerde seni görmemesi,emretmiş olduğu yerlerde de seni kaybetmemesidir.

7.      Takva:Kur’an’ın, insanlarla halk(yaratılanlar)arasındaki ve insanlarla yaratıcı arasındaki haklarını vermesini istediği bir fazilettir.Bundan maksat insanın, rabbinin gazabını üzerine çekecek şeyleri yapmaktan,kendisine ve başkasına zarar verecek şeyi yapmaktan sakınmasıdır.

8.      Takva,Allah’a itaat edilip isyan edilmemesidir;Allah’ın zikredilip unutulmamasıdır;ve O’na şükredilip nankörlük edilmemesidir.(Abdullah b.Mesud (r.a)

9.      Müttekiler öyle kimselerdir ki,Allahu teala onların kalplerinden dünya sevgisini söküp almıştır.(Ebû Süleyman ed-dâranî rh.aleyh)

10.   Mütteki,kendisinde hiçbir güç ve kuvvet görmeyen kimsedir.(Sehl rh.aleyh)

11.    Allah’dan korkmak, Şeriatına ve Allahu teala’ya kulluk etmeye sarılmaktır.

12.   Takva:dinin özüdür;hayrın esasıdır;kulun her halinde, herhangi bir şeyle kendini müstağni görmemesidir.(Harranî Hz.leri)

13.   Allah korkusu,haşyet ve gazabından korunmak manasınadır.Takva bütün ibadet ve muamelâtın toplamıdır.Onların hepsini ihlas ile yaptığında mü’mini,takvaya götürür.

14.   Takva,dine zarar vermeyen şeylere ulaştıran ve bir araya getirendir.(İmam-ı Gazalî )

15.   Takva:İman kalp de yerleşir,nefsin derinliklerinde kök salarsa,manevi gizli perdeleri  ve Allah’ın insanlara bahşetmiş olduğu manevi kuvvetleri açan manevi haller olarak meyvesini verir de, severek hayır işlemeye ve kötülük yapmaktan nefret ederek şerri terk etmeye yöneltir.

16.   Müttekiler:onlar, Allah’ın üzerlerine nurunu döktüğü kimseldir.Hakkı o nûr ile kavrarlar.Hakkı onunla görürler.Yapılması vacip olan hayırla,terk edilmesi vacip olan şerrin arasını onunla ayırt ederler.

17.   Müttekiler:Onlar Allah’ın velisi ve sevgilileridir.Allah onları,özenle muhafaza eder;afiyet içerisinde yaşatır;onları kötülüklerden korur;geçmişin üzüntülerinden ve geleceğin elemlerden onları uzaklaştırır.

18.   Takva:Allah teala’nın emrettiği ve nehyettiği işlerin toplamıdır.(ibn-i Teymiye)

19.   Takva:kötü Ahlakın yerini güzel Ahlakla süslemekle ve günahları kazımakla hayrı oluşturma suretiyle,gerekmeyen şeyi terk etmektir.Veya (takva),amellerin esasını ve iman,namaz ve sadaka gibi hasenatın esasını kapsayıcı olmasından dolayı eğer iyilikleri yapmayı,kötülükleri terk etmeyi içermesiyle açıklanacaksa, o takdirde de açıklayıcıdır.Takva,kişisel amellerin,bedenle ve mal ile yapılan ibadetlerin anasıdır;diğer taatleri çeken,çoğu kez masiyetlerden uzaklaştırandır.(Beyzavî)

20.  Takva,sâliklerin derecelerinin sonudur ki,o da Allah’dan başka şeylerden(masivadan) uzaklaşmadır.(Beyzavî)

21.   Takva,günahlardan kaçınmaktır.Onunla nefisler olgunlaşır,kişiler üstünlük kazanır.Her kim şeref elde etmek isterse,takvaya sarılsın.Nitekim Peygamber(s.a.v):”İnsanların şereflisi olmak kimi sevindirirse,Allah’dan korksun”buyurmuştur.(Beyzavî)

22.  Takva:Kur’anın, insanlarla halk arasında ve insanlarla yaratıcı arasında gerekli olan münasebeti istediği bir fazilettir.Bundan dolayı bu ve bundan türemiş olan kelimeler Kur’anda devamlı geçer.Bu kelime Kur’anın Ahlakla ve toplumsal konularla ilgili pek çok ayetlerinde bulunur.Takva ile maksat,insanın rabbini gazaplandıracak,nefsine zararlı olacak ve başkalarına zarar verecek şeylerden sakınmasıdır.(Şeyh Muhammed Şeltut)

23.  Müttekiler :Öyle kimselerdir ki onlar dünya ve Ahiret de kendilerini Allah’ın azabından ve gazabından korurlar.Bu,hadleri aşmama,emirlerine uyma,yasaklarından kaçınma ile mümkündür.Allah,insanlığın hayrına olandan başkasını emretmez;ona zarar verenden başkasını da yasaklamaz.(Şeyh Muhammed Şeltut)

24.  Takva:vacip olanı yerine getirme,haramlardan sakınmak için gayret etmektir.(Beyzavî)

25.  Takva:Allah’dan başka yerlere dönmekten ve hadleri aşmaktan taatları temizlemektir.(Abdullah b.Mesud)

26.  Takva:Allah’dan gelen bir nur ile Allah’ın rahmetini umarak Allah’a itaat ile amel etmen ve Allah’ın azabından korkarak,Allah’dan gelen bir nur ile Allah’a isyanı terk etmendir.(Talk b. Habib)

27.  Takva:itaat edilip,isyan edilmemesidir. Allah’ın hatırlanıp,unutulmamasıdır.Şükür edilip,nankörlük edilmemesidir. Takva:taatleri yapmak,menhiyatı terk etmektir.(ibn-i ebî m)

28.  Takva:Allah’dan korkmak,haramlarından sakınmaktır. Takva,şerefli bir elbisedir ki,Onunla süslenme şerefine ancak,hakkıyla iman edenler nail olur.Allahu teala o elbiseyi ancak,katında şerefli kulları olan salihlere giydirir.Onlar görmedikleri halde rablerinden korkarlar,Allah’ın emirlerini yerine getirirler,yasakladıklarından da kaçınırlar.Kul,yapılması mübah olanı,haram olur korkusuyla terketmedikçe,Müttekilerden olamaz.(Abdülkerim el-Hatib)

29.  Takva,Allah’a itaat ile amel etmektir.(Talk b.Habib)

30.  Takva:güzel ahlaktır;güler yüzdür;güzel olanı yaymak,eziyet etmekten el çekmektir.(Hasan-ı Basrî rh.aleyh)

31.   Takva,üç şeydedir:1.Haramlardan kaçınmak 2.Helal rızık talebi 3.Aile efradına karşı cömert  olmak.(Abdullah b.Mubarek)

32.  Takva:İnsanların arasında onlara yakın olduğu halde,insanlar içinde garip olmasıdır.

33.  Takva:eziyet etmekten el çekmek,mü’mine tahammül göstermektir.

34.  Takva:Allah’dan başka derdin olmamasıdır.

35.  Takva:en zeki kimseler takva sahipleridir.En ahmak kimse de,günah sahipleridir.(Ebû Bekir es-Sıddık r.a)

36.  Takva:Allah’ın haramlarından tamamen uzaklaşmak,hadlerini yerine getirmek ve mekruh olanlardan da kalbi tasfiye etmektir.

ZİKRİN FAYDALARI

    Peygamber efendimiz(s.a.v):’’Ademoğlu, Aziz ve Celîl olan Allâh’ı zikretmesinden başka Allâh’ın azabından Onu kurtaracak,daha efdal bir amel işlememiştir.’’buyurdular.

 

    Zikrin yüz kadar faydası vardır.Onlardan bazıları:

1.Zikir,şeytanı kovar,uzaklaştırır.

2.Aziz ve Celil olan Rahmanı razı eder.

3.Kalpdeki gam ve kederi giderir.

4.Kalbe ferah,sevinç ve genişlik verir.

5.Kalbi ve vücudu kuvvetlendirir.

6.Yüzü ve kalbi nurlandırır.

7.Rızkı celbeder(çeker).

8.Zikredene,heybet,tatlı ve hoş bir sima verir.

9.İslâm’ın ruhu olan(Allah) muhabbeti verir.

10.İhsan makamına ulaşıncaya kadar,Murakabe(Allah Teala’nın,kullarını gözetlediği bilincine)mertebesine ulaştırır.

11.Aziz ve Celil olan Allâh’a iltica etme anlamına gelen İnâbeyi kazandırır.

12.Allah’a yakınlaştırır.

13.Ma’riret kapılarından bir kapı açar.

14.Rabbinin heybetinden dolayı korku ve azametinden kalp ürpermesi verir.

15.Allahu Tealanında,Onu anmasına vesile olur.Nitekim Allahu Teala’’Beni zikredin ki ben de sizi anayım.’’buyurdu.(Bakara,152)

16.Kalp diriliği verir.

17.Zikir,kalbin ve ruhun güçü ve kuvvetidir.

18.Kalbi günah pasından temizler,çilalandırır.

19.Hata ve günahları döker.En büyük sevaplardandır.Yapılan iyilikler günahları,giderir.

20.Kulu ile Rabbi arasında ünsiyet meydana getirir.

21.Kulun rabbinin şanını yücelterek,tesbih ederek ve hamdederek rabbini hatırlamasıdır.Allah da onu şiddet(sıkıntı)anında hatırlar.

22.Kul,genişlik zamanında Onu zikretmek suretiyle Allahu teala ile ünsiyet meydana getirdiği zaman,Allahu teala’da Onu şiddet anında tanır(yardım eder).

23.Allah’ın azabından kurtarıcıdır.

24.Sekinetin inmesinin,rahmetin kuşatmasının ve zikredeni meleklerin kuşatmasının sebebidir.

25.Dilin giybet,nemime(koğuculuk),yalan söz,edepsiz konuşmalar ve boş sözler yerine zikirle meşgul olmasına sebebdir.

26.Zikir meclisleri,meleklerin meclisleridir.Boş sözlerin konuşulduğu ve gaflet meclisleri ise,şeytanların meclisleridir.

27.Kıyamet gününde kulu pişmanlıktan kurtarır.

28.Zikirle meşgul olmak,Allahu Tealanın lutfu ihsanına sebeptir.Bu,isteyenlere lutfu ihsanından daha üstündür.

29.Zikir ibadetlerin en üstünü ve efdali olduğu halde,ibadetlerin en kolay olanıdır.

30.Zikirden dolayı verilen ilahi vergi ve lütuf,diğer amellere verilmedi.

31.Allah tealayı zikretmeye devam etmek,kulu dünya ve Ahiret hayatında,Allah’ı unutması sebebiyle olan şekavetten emin kılar.

32.Zikirden başka,her zaman ve her vaziyette yapılabilen bir amel yoktur.

33.Zikir dünya hayatında,kabirde,ahiret hayatında ve sırat köprüsü üzerinde zikredenin önünden giden bir nûrdur.

34.Zikir her işin başıdır.Kime zikir kapısı açılırsa,Ona Allahu teala’ya yakınlık kapısı açılır.

35.Kalpde öyle bir gedik ve boşluk vardır ki,zikrullah’dan başka hiçbir şey onu kapatamaz.

36.Zikir dağınık olanı toplar;toplu olanı dağıtır;uzağı yakınlaştırır;yakını uzaklaştırır.Kulun kalbinde ve iradesinde,önem verdiği ve azmettiği şeylerden ayrı olanı birleştirir.Toplanmış olan sıkıntı,keder ve üzüntülerini dağıtır;yapmaya niyetlendiği ve isteklerinin olmamasından dolayı meydana gelen pişmanlıklarını giderir.Yine günahlardan ve hatalardan onda toplananı dağıtır.Yine şeytanın ordusunu dağıtır.Uzak olanı yaklaştırdığına gelince,O ahiret dir.Yakın olanı uzaklaştırdığı ise,O dünyadır.

37.Zikir,kalbi gaflet ve uykudan uyandırır.

38.Zikir bir ağaçtır ki onun meyvesi, marifetullah ve saliklerinin gayreti ile güzel hallerle hallenmesidir.

39.Zikreden,zikredilene(Allah’a)yakındır. Zikrettiği,onunla beraberdir. Bu beraberlik klasik(bilinen)ve herkesi kuşatan bir beraberlik değildir.O,Allah’a kurbiyet,velayet,muhabbet,nusret ve vasıl olmak beraberliğidir.

40.Zikir(sevap bakımından),köle azad etmeye,malı infak etmeye ve Allah yolunda kılıçla vurmaya denktir.

41.Zikir,şükrün başıdır.O’nu zikretmeyen,Allahu teala’ya şükretmemiştir.

42.Müttekilerden Allahu teala katında en üstün olanı,devamlı olarak dili zikirle ıslak olanıdır.

43.Kalp katılığını ancak zikrullah eritir.

44.Zikir,kalbin şifası ve devasıdır.Gaflet ise,kalp hastalığıdır.

45.Zikir,Allahu teala ile dostluğun başı ve temelidir.Gaflet ise,Allah düşmanlığının başı ve temelidir.

46.Allah’ın izni ile nimetleri çeker,azapları defeder.

47.Zikredene,Allah’ın affını ve meleklerin istiğfar etmesini gerekli kılar.

48.Kim ki daha dünyada iken Cennet bahçelerinde oturmak isterse,zikir yapılan meclislerde otursun.Muhakkak ki(zikir meclisi),Cennet bahçeleridir.

49.Zikir meclisleri,meleklerin bulunduğu meclislerdir.Meleklerin başka meclisleri bulunmamaktadır.

50.Allahu teala meleklerine,zikredenlerle övünür.

51.Zikri devamlı yapmak,tatavvu(nafile ibadetler)yerine geçer.Bu ibadetler ister bedenle yapılanlar olsun;isterse mal ile veya hem mal hem bedenle yapılanlar olsun eşittir(değişmez).

52.Allahu teala’yı zikretmek,ibadete en büyük yardımcıdır.Çünkü zikir,ibadet yapmayı kula sevdirir,kolaylaştırır,lezzet verir ve gözünün nurunu,ibadette kılar.

53.Zikrullah,kalbe gelen bütün dünyevi korkuları giderir ve emin kılar.

54.Zikir,daha önce yapmaya takatının yetmediği işleri yapmak için, zakire güç verir.

55.Allah’ı çokça zikredenler,onlar Ahiret yolcuları arasında en önde olanlardır.

56.Zikir,Allahu teala’nın kulunun sadıklardan olduğunu tasdik etmesine bir sebeptir.Sadıklarla birlikte haşrolacağı ümid edilir.

57. Cennet evleri zikirle inşa edilir.Zakir,zikrini bırakınca,melekler de inşa etmeyi bırakır.

58.Zikir kul ile Cehennem arasında bir seddir.

59.Zikrullah zoru kolaylaştırır,fakiri zengin eder ve meşakkatleri hafifletir.

60.Melekler,günahına tevbe eden kimsenin tevbe ettiği gibi, zikreden için istiğfar eder.

61.Her dağ ve her tepe, üzerinde Allah’ı zikreden kimseyle övünür ve sevinç duyarlar.

62.Allahu teala’yı zikretmenin çokça yapılması,kişi için münafıklıktan bir korunmadır.

63.Zikirde,hiçbir salih amelde benzeri olmayan, bir tat ve lezzet vardır.

64.Yollarda,evlerde ve diğer yerleşim alanlarında zikri çokça yapmak,kıyamet günündeki kulun şahitlerini çoğaltır.Çünkü, yeryüzü kıyamet gününde zikredene şahitlik yapacaktır.

 ŞEYTANDAN KORUNMA YOLLARI

Ey  iman edenler Şeytanın adımlarına uymayın! Her kim şeytanın
adımlarına uyarsa,şüphe yok ki o(şeytan)çirkin ve merdud şeyler emreder..
(Nur suresi,21) Haberiniz olsunki şeytan size düşmandır,siz de onu düşman
tutun;çünkü o etrafına toplanan hizbini ancak ashab-ı sairden(çılgın ateşin
ehlinden)olsunlar diye davet eder.(Fatır,6)

1-İhlâs
2-Peygamber efendimiz (s.a.v) in sünnetleri doğrultusunda Allâh a(c.c) kulluk etmek
3-İslâm cemaatine sarılmak
4-Devamlı Cemaatle namaz kılmak
5-Kitap ve Sünnete sarılmak
6-Şeytana karşı Allâh ın yardımını istemek
7-İtaatleri çoğaltmak
8-Euzu-Besmele çekerek Allâh a sığınmak
9-Şeytana karşı ehlini,evladını ve malını korumak
10-Bakara suresini okumak
11-Ayetel-Kursiyi okumak
12-Bakara Suresinin 1-4.ayetlerini ve 284-286.ayetini okumak
13-Bakaranın son iki ayeti olan Amenerresulüyü okumak
14-İhlâs,Felak ve Nâs surelerini okumak
15-Günlük okunması sünnet olan duaları okumak
16-Gözü bakılması haram olana bakmaktan korumak
17-Dili haram olan konuşmalardan korumak
18-Karnı haram yememekle korumak
19-Namusu korumak
20-Eli korumak(hırsızlık,zulüm,haksızlık gibi haram olan şeyleri yapmamakla)
21-Evi korumak(melekleri rahatsız eden resimleri eve asmamak,eve besmele ve selamla girmek gibi)
22-Evden çıkar ken (Bismillahi Tevekkeltü Alallah Lâ Havle Ve Lâ Kuvvete İllâ Billâh Allahın adıyla!Allaha dayandım ve O na güvendim.Allah'tan başka güç ve kuvvet sahibi yoktur) duasını okumak
23-Mescide girerken duasını okumak(Allâhüm Meftah Aleyye Ebvabe rahmetike=Ey Allahım!Rahmet kapılarını, üzerime aç!)
24-Bir yere varıldığında (Eûzü Bi Kelimâtillahit-Tâmmeti Min Şerri Mâ Halaka=
noksanı olmayan tam kelimelerle yarattıklarının şerrinden Allaha sığınırım.)
25-Sabah ve akşam üç defa(Bismillahil Lezi Lâ Yedurru Mea İsmihi Şeyun Fil Ardı Ve
Lâ Fissemâi Ve Hüves Semiul Alîm O nun ismiyle beraber ne yerde ne de gökte olan
hiçbir şey zarar veremez;O her şeyi işiten ve her şeyi bilendir.) duasını okumak
26-Yolculukta ve gece olduğunda(Ya Ardu Rabbî Ve Rabbükellahu Eûzü Billahi Min Şerrike Ve Şerri Mâ Fiyke Ve Şerri Mâ Huliga Fiyke...=Ey yeryüzü ! Benimde seninde Rabbin Allah dır.Senin şerrinden,sende olanın şerrinden ve sende yaratmış olduğu şeylerin şerrinden Allah a sığınırım.)duasını okumak
27-Çeşitli duaları okumak
28-Besmele çekmek
29-Esnemeyi mümkün olduğunca geri çevirmek
30-Okunan ezanlar da şeytanı kovar
31-Devamlı abdestli olmak
32-Acziyete düşmeden ve aşırıya kaçmaksızın kaza ve kaderde olana rıza göstermek
33-Geceleri ihya etmek(teheccüt namazı kılmak,geceleyin Kur-an okumak gibi)
34-Şeytanın hoşlandığı işleri yapmamak
35-Töhmet ve şüphe uyandıran yerlerde bulunmamak
36-Rabbimizi çokca zikretmek.

 

KURANDAKİ DEĞERLER

FERDİ DEĞERLER

1-Sui-zandan Kaçınmak

 “ Ey iman edenler! Zannın çoğundan kaçının. Çünkü zannın bir kısmı günahtır. Birbirinizin kusurunu araştırmayın. Biriniz diğerinizi arkasından çekiştirmesin. Biriniz, ölmüş kardeşinin etini yemekten hoşlanır mı? İşte bundan tiksindiniz. O halde Allah'tan korkun. Şüphesiz Allah, tevbeyi çok kabul edendir, çok esirgeyicidir”.(Hucurat 12)

2-Gönüldeki Samimiyet

 “De ki: Şüphesiz benim namazım, kurbanım, hayatım ve ölümüm hepsi âlemlerin Rabbi Allah içindir.”(En’am 162)

”O'nun ortağı yoktur. Bana sadece bu emrolundu ve ben müslümanların ilkiyim.”(En’am 163)

 “Halbuki onlara ancak, dini yalnız O'na has kılarak ve hanifler olarak Allah'a kulluk etmeleri, namaz kılmaları ve zekât vermeleri emrolunmuştu. Sağlam din de budur.”(Beyyine 5) 

3-İstikamet

 “De ki: Ben de ancak sizin gibi bir insanım. Bana ilâhınızın bir tek İlâh olduğu vahy olunuyor. Artık O'na yönelin, O'ndan mağfiret dileyin. Ortak koşanların vay haline!”(Fussilet 6)

 “ O halde seninle beraber tevbe edenlerle birlikte emrolunduğun gibi dosdoğru ol! Aşırı da gitmeyin. Çünkü O, sizin yaptıklarınızı çok iyi görendir”.(Hud 112)

4-İ’tidal (Ortayollu olmak)

 (O kullar), harcadıklarında ne israf ne de cimrilik ederler; ikisi arasında orta bir yol tutarlar".(Furkan 67)”

 “Eli sıkı olma; büsbütün eli açık da olma. Sonra kınanır, (kaybettiklerinin) hasretini çeker durursun”.(İsra 29)

 

 “İşte böylece sizin insanlığa şahitler olmanız, Resûl'ün de size şahit olması için sizi mutedil bir millet kıldık. Senin (arzulayıp da şu anda) yönelmediğin kıbleyi (Kâbe'yi) biz ancak Peygamber'e uyanı, ökçeleri üzerinde geri dönenden ayırdetmemiz için kıble yaptık. Bu, Allah'ın hidayet verdiği kimselerden başkasına elbette ağır gelir. Allah sizin imanınızı asla zayi edecek değildir. Zira Allah insanlara karşı şefkatli ve merhametlidir”.(Bakara 143) 

5-Hayırda Yarışmak

 “ Rabbinizin bağışına ve takvâ sahipleri için hazırlanmış olup genişliği gökler ve yer kadar olan cennete koşun!”(Ali İmran 133)

 “ Onun içiminin sonunda misk kokusu vardır. İşte yarışanlar ancak onda yarışsınlar.”(Mutaffifin 26)

6-Sebat ve Sabır

  Ey iman edenler! Herhangi bir topluluk ile karşılaştığınız zaman sebat edin ve Allah'ı çok anın ki başarıya erişesiniz.(En'am 45)

 

 “ Sabret! Senin sabrın da ancak Allah'ın yardımı iledir. Onlardan dolayı kederlenme; kurmakta oldukları tuzaktan kaygı duyma!”(Nahl 127)

7-İncelik ve Mütevazilik

 “ Rahmân'ın(has) kulları onlardır ki, yeryüzünde tevazu ile yürürler ve kendini bilmez kimseler onlara laf attığında (incitmeksizin) "Selam!" derler (geçerler);”(Furkan 63) 

 “ O vakit Allah'tan bir rahmet ile onlara yumuşak davrandın! Şayet sen kaba, katı yürekli olsaydın, hiç şüphesiz, etrafından dağılıp giderlerdi. Şu halde onları affet; bağışlanmaları için dua et; iş hakkında onlara danış. Kararını verdiğin zaman da artık Allah'a dayanıp güven. Çünkü Allah, kendisine dayanıp güvenenleri sever.”(Ali İmran 159)

8-Sıdk (Doğruluk)

 “ Ey iman edenler! Allah'tan korkun ve doğrularla beraber olun”.(Tevbe 119)

 “ (Onların vazifesi) itaat ve güzel sözdür. İş ciddiye bindiği zaman Allah'a sadakat gösterselerdi, elbette kendileri için daha hayırlı olurdu.”(Muhammed 21)

9-Nefsi Temizlemek

 “.Nefsini kötülüklerden arındıran kurtuluşa ermiştir,”(Şems 9)

 

”.Onu kötülüklere gömen de ziyan etmiştir”(Şems 10)

 

 “ Ancak Allah'a kalb-i selîm (temiz bir kalp) ile gelenler (o günde fayda bulur)”(Şuara89) 

10-Salih Amel

 “Kim izzet ve şeref istiyor idiyse, bilsin ki, izzet ve şerefin hepsi Allah'ındır. O'na ancak güzel sözler yükselir (ulaşır). Onları da Allah'a amel-i sâlih ulaştırır. Kötülüklerle tuzak kuranlara gelince, onlar için çetin bir azap vardır ve onların tuzağı bozulur.”(Fatır 10) 

 “Asra yemin ederim kiİnsan gerçekten ziyan içindedir. Bundan ancak iman edip iyi ameller işleyenler, birbirlerine hakkı tavsiye edenler ve sabrı tavsiye edenler müstesnadır.”(Asr1,2,3)

11-İffet,İhtişam ve Gözü haramdan kısmak

 (Resûlüm!) Mümin erkeklere, gözlerini (harama) dikmemelerini, ırzlarını da korumalarını söyle. Çünkü bu, kendileri için daha temiz bir davranıştır. Şüphesiz Allah, onların yapmakta olduklarından haberdardır.(Nur 30)

 “ Mümin kadınlara da söyle: Gözlerini (harama bakmaktan) korusunlar; namus ve iffetlerini esirgesinler. Görünen kısımları müstesna olmak üzere, zinetlerini teşhir etmesinler. Baş örtülerini, yakalarının üzerine (kadar) örtsünler. Kocaları, babaları, kocalarının babaları, kendi oğulları, kocalarının oğulları, erkek kardeşleri, erkek kardeşlerinin oğulları, kız kardeşlerinin oğulları, kendi kadınları (mümin kadınlar), ellerinin altında bulunanlar (köleleri), erkeklerden, ailenin kadınına şehvet duymayan hizmetçi vb. tâbi kimseler, yahut henüz kadınların gizli kadınlık hususiyetlerinin farkında olmayan çocuklardan başkasına zinetlerini göstermesinler. Gizlemekte oldukları zinetleri anlaşılsın diye ayaklarını yere vurmasınlar (Dikkatleri üzerine çekecek tarzda yürümesinler). Ey müminler! Hep birden Allah'a tevbe ediniz ki kurtuluşa eresiniz.”(Nur 31)

 

 “ Evlenme imkânını bulamayanlar ise; Allah, lütfu ile kendilerini varlıklı kılıncaya kadar iffetlerini korusunlar. Ellerinizin altında bulunanlardan (köleler ve câriyelerden) mükâtebe yapmak isteyenlerle, eğer kendilerinde bir hayır (kabiliyet ve güvenilirlik). görüyorsanız, hemen mükâtebe yapın. Allah'ın size vermiş olduğu malından siz de onlara verin. Dünya hayatının geçici menfaatlerini elde edeceksiniz diye, namuslu kalmak isteyen câriyelerinizi fuhşa zorlamayın. Kim onları zor altında bırakırsa, bilinmelidir ki zorlanmalarından sonra Allah (onlar için) çok bağışlayıcı ve merhametlidir.”(Nur 33)

12-Gayzı Yutmak

 “ O zaman sen, müminlere şöyle diyordun: İndirilen üç bin melekle Rabbinizin sizi takviye etmesi, sizin için yeterli değil midir?”(Ali İmran 124)

AİLEVİ DEĞERLER

1-Islah (Aile fertleri arasında barış)

 “ Eğer bir kadın kocasının geçimsizliğinden yahut kendisinden yüz çevirmesinden endişe ederse, aralarında bir sulh yapmalarında onlara günah yoktur. Sulh (daima) hayırlıdır. Zaten nefisler kıskançlığa hazırdır. Eğer iyi geçinir ve Allah'tan korkarsanız şüphesiz Allah yaptıklarınızdan haberdardır.”(Nisa 128)

 “Üzerine düşüp uğraşsanız da kadınlar arasında âdil davranmaya güç yetiremezsiniz; bâri birisine tamamen kapılıp da diğerini askıya alınmış gibi bırakmayın. Eğer arayı düzeltir, günahtan sakınırsanız Allah şüphesiz çok bağışlayıcı ve esirgeyicidir”(Nisa 129)

2-Ana-Babaya İyilik

 “Rabbin, sadece kendisine kulluk etmenizi, ana-babanıza da iyi davranmanızı kesin bir şekilde emretti. Onlardan biri veya her ikisi senin yanında yaşlanırsa, kendilerine "of!" bile deme; onları azarlama; ikisine de güzel söz söyle.”(İsra 23)

 

 “Biz, insana, ana-babasına iyi davranmasını tavsiye etmişizdir. Eğer onlar, seni, hakkında bilgin olmayan bir şeyi (körü körüne) bana ortak koşman için zorlarlarsa, onlara itaat etme. Dönüşünüz ancak banadır. O zaman size yapmış olduklarınızı haber vereceğim.”(Ankebut 8)

3-Çocukları Terbiye Etmek

 “İman eden ve soylarından gelenlerde, imanda kendilerine tâbi olanlar (var ya)! İşte biz, onların nesillerini de kendilerine kattık. Onların amellerinden de bir şey eksiltmedik. Herkes kazandıklarına karşı bir rehindir.”(Tur 21)

 “ (Ve o kullar): Rabbimiz! Bize gözümüzü aydınlatacak eşler ve zürriyetler bağışla ve bizi takvâ sahiplerine önder kıl! Derler”(Furkan 74)

4-Hanımla Sukunet Bulmak,Sevgi ve Merhamet

 “Kaynaşmanız için size kendi (cinsi)nizden eşler yaratıp aranızda sevgi ve merhamet peydâ etmesi de O'nun (varlığının) delillerindendir. Doğrusu bunda, iyi düşünen bir kavim için ibretler vardır.”(Rum 21)  

5-Hak ve Görevler Konusunda Geniş Davranmak

 “Boşanmış kadınlar, kendi başlarına (evlenmeden) üç ay hali (hayız veya temizlik müddeti) beklerler. Eğer onlar Allah'a ve ahiret gününe gerçekten inanmışlarsa, rahimlerinde Allah'ın yarattığını gizlemeleri kendilerine helâl olmaz. Eğer kocalar barışmak isterlerse, bu durumda boşadıkları kadınları geri almaya daha fazla hak sahibidirler. Erkeklerin kadınlar üzerindeki hakları gibi, kadınların da erkekler üzerinde belli hakları vardır. Ancak erkekler, kadınlara göre bir derece üstünlüğe sahiptirler. Allah azîzdir, hakîmdir.”(Bakara 228) 

6-İyilikle Muamele

 “Ey iman edenler! Kadınlara zorla vâris olmanız size helâl değildir. Apaçık bir edepsizlik yapmadıkça, onlara verdiğinizin bir kısmını ele geçirmeniz için de kadınları sıkıştırmayın. Onlarla iyi geçinin. Eğer onlardan hoşlanmazsanız (biliniz ki) Allah'ın hakkınızda çok hayırlı kılacağı bir şeyden de hoşlanmamış olabilir-siniz.”(Nisa 19)

TOPLUMSAL DEĞERLER

1-Başkalarına İyilikte Bulunmak

 “Allah yolunda harcayın. Kendi ellerinizle kendinizi tehlikeye atmayın. Her türlü hareketinizde dürüst davranın. Çünkü Allah dürüstleri sever.”(Bakara 195)

 

 “Allah'ın sana verdiğinden (O'nun yolunda harcayarak) ahiret yurdunu iste; ama dünyadan da nasibini unutma. Allah sana ihsan ettiği gibi, sen de (insanlara) iyilik et. Yeryüzünde bozgunculuğu arzulama. Şüphesiz ki Allah, bozguncuları sevmez.”(Kasas 77)

2-Kardeşlik

 “ Hep birlikte Allah'ın ipine (İslâm'a) sımsıkı yapışın; parçalanmayın. Allah'ın size olan nimetini hatırlayın: Hani siz birbirinize düşman kişileridiniz de O, gönüllerinizi birleştirmişti ve O'nun nimeti sayesinde kardeş kimseler olmuştunuz. Yine siz bir ateş çukurunun tam kenarında iken oradan da sizi O kurtarmıştı. İşte Allah size âyetlerini böyle açıklar ki doğru yolu bulasınız.”(Ali İmran 103)

 

 “Müminler ancak kardeştirler. Öyleyse kardeşlerinizin arasını düzeltin ve Allah'tan korkun ki esirgenesiniz.”(Hucurat 10) 

3-Emaneti Ehline Vermek

 “Yine onlar (o müminler) ki, emanetlerine ve ahidlerine riayet ederler”(Mü’minun 8)

 “ Allah size, mutlaka emanetleri ehli olanlara vermenizi ve insanlar arasında hükmettiğiniz zaman adaletle hükmetmenizi emreder. Allah size ne kadar güzel öğütler veriyor! Şüphesiz Allah her şeyi işitici, her şeyi görücüdür.”(Nisa 58) 

4-Doğru Şahitlik Yapmak

 “Yolculukta olur da, yazacak kimse bulamazsanız (borca karşılık) alınmış bir rehin de yeterlidir. Birbirinize bir emanet bırakırsanız, emanet bırakılan kimse emaneti sahibine versin ve (bu hususta) Rabbi olan Allah'tan korksun. Şahitliği bildiklerinizi gizlemeyin. Kim onu gizlerse, bilsin ki onun kalbi günahkârdır. Allah yapmakta olduklarınızı bilir”(Bakara 283) 

5-İzin isteme

 “Ey iman edenler! Kendi evinizden başka evlere, geldiğinizi farkettirip (izin alıp) ev halkına selâm vermedikçe girmeyin. Bu sizin için daha iyidir; herhalde (bunu) düşünüp anlarsınız.”(Nur 27) 

6-Kişilerin Aralarını Düzeltme

 “Eğer müminlerden iki gurup birbirleriyle vuruşurlarsa aralarını düzeltin. Şayet biri ötekine saldırırsa, Allah'ın buyruğuna dönünceye kadar saldıran tarafla savaşın. Eğer dönerse artık aralarını adaletle düzeltin ve (her işte) adaletli davranın. Şüphesiz ki Allah, âdil davrananları sever.”(Hucurat 9)

 “Sana savaş ganimetlerini soruyorlar. De ki: Ganimetler Allah ve Peygamber'e aittir. O halde siz (gerçek) müminler iseniz Allah'tan korkun, aranızı düzeltin, Allah ve Resûlüne itaat edin”(Enfal 1)

7-İsar (  Hayırda mü’min Kardeşini Kendi Nefsine Tercih Etmek)

 “Daha önceden Medine'yi yurt edinmiş ve gönüllerine imanı yerleştirmiş olan kimseler, kendilerine göç edip gelenleri severler ve onlara verilenlerden dolayı içlerinde bir rahatsızlık hissetmezler. Kendileri zaruret içinde bulunsalar bile onları kendilerine tercih ederler. Kim nefsinin cimriliğinden korunursa, işte onlar kurtuluşa erenlerdir”(Haşr 9)

 “Sevdiğiniz şeylerden (Allah yolunda) harcamadıkça "iyi" ye eremezsiniz. Her ne harcarsanız, Allah onu hakkıyla bilir.”(Ali İmran 92)

8-Selamlaşmak

 “ Bir selam ile selamlandığınız zaman siz de ondan daha güzeli ile selamlayın; yahut aynı ile karşılık verin. Şüphesiz Allah, her şeyin hesabını arayandır."(Nisa 86)

 “Ayetlerimize inananlar sana geldiğinde onlara de ki: Selâm size! Rabbiniz merhamet etmeyi kendisine yazdı. Gerçek şu ki: Sizden kim, bilmeyerek bir kötülük yapar, sonra ardından tevbe edip de kendini ıslah ederse, bilsin ki Allah çok bağışlayan, çok esirgeyendir”(En’am 54) 

9-Karşılıklı Merhamet

 “ Ey iman edenler! Sizden kim dininden dönerse (bilsin ki) Allah, sevdiği ve kendisini seven müminlere karşı alçak gönüllü (şefkatli), kâfirlere karşı onurlu ve zorlu bir toplum getirecektir. (Bunlar) Allah yolunda cihad ederler ve hiçbir kınayanın kınamasından korkmazlar (hiçbir kimsenin kınamasına aldırmazlar). Bu, Allah'ın, dilediğine verdiği lütfudur. Allah'ın lütfu ve ilmi geniştir.”(Maide 54)

 “Sonra iman edenlerden, birbirlerine sabrı tavsiye edenlerden ve birbirlerine acımayı öğütleyenlerden olmaktır.”(Beled 17) 

 “Muhammed Allah'ın elçisidir. Beraberinde bulunanlar da kâfirlere karşı çetin, kendi aralarında merhamet-lidirler. Onları rükûya varırken, secde ederken görürsün. Allah'tan lütuf ve rıza isterler. Onların nişanları yüzlerindeki secde izidir. Bu, onların Tevrat'taki vasıflarıdır. İncil'deki vasıfları da şöyledir: Onlar filizini yarıp çıkarmış, gittikçe onu kuvvetlendirerek kalınlaşmış, gövdesi üzerine dikilmiş bir ekine benzerler ki bu, ekicilerin de hoşuna gider. Allah böylece onları çoğaltıp kuvvetlendirmekle kâfirleri öfkelendirir. Allah onlardan inanıp iyi işler yapanlara mağfiret ve büyük mükâfat vâdetmiştir.”(Fetih 29)

10-İyilik ve Takvada Yardımlaşmak

 Ey iman edenler! Allah'ın (koyduğu, dinî) işaretlerine, haram aya, (Allah'a hediye edilmiş) kurbana, (ondaki) gerdanlıklara, Rablerinin lütuf ve rızasını arayarak Beyt-i Haram'a yönelmiş kimselere (tecavüz ve) saygısızlık etmeyin. İhramdan çıkınca avlanabilirsiniz. Mescid-i Haram'a girmenizi önledikleri için bir topluma karşı beslediğiniz kin sizi tecavüze sevketmesin! İyilik ve (Allah'ın yasaklarından) sakınma üzerinde yardımlaşın, günah ve düşmanlık üzerine yardımlaşmayın. Allah'tan korkun; çünkü Allah'ın cezası çetindir."(Maide 2) 

 “Ey iman edenler! Aranızda gizli konuşacağınız zaman günahı, düşmanlığı ve Peygamber'e karşı gelmeyi fısıldamayın. İyilik ve takvâyı konuşun. Huzuruna toplanacağınız Allah'tan korkun”(Mücadele 9) 

11-Karşılıklı Kefil Olma

 “Ey iman edenler! Kazandıklarınızın iyilerinden ve rızık olarak yerden size çıkardıklarımızdan hayra harcayın. Size verilse, gözünüzü yummadan alamayacağınız kötü malı, hayır diye vermeye kalkışmayın. Biliniz ki Allah zengindir, övgüye lâyıktır.”(Bakara 267)

 “Onlar, kendi canları çekmesine rağmen yemeği yoksula, yetime ve esire yedirirler.”(İnsan 8) 

12-Hak’ka Sarılmak

 “Bir haksızlığa uğradıkları zaman, yardımlaşırlar”(Şura 39)

 

 “Kim zulme uğradıktan sonra hakkını alırsa, artık onlara yapılacak bir şey yoktur”(Şura 41)

 

13-Sesi Kısmak,Yükseltmemek

Yürüyüşünde tabiî ol, sesini alçalt. Unutma ki, seslerin en çirkini merkeplerin sesidir."(Lokman 19)

Allah'ın elçisinin huzurunda seslerini kısanlar, şüphesiz Allah'ın kalplerini takvâ ile imtihan ettiği kimselerdir. Onlara mağfiret ve büyük bir mükâfat vardır."(Hucurat 3)

 “(Resûlüm!) Sana odaların arka tarafından bağıranların çoğu aklı ermez kimselerdir”(Hucurat 4)

 

14- Hayra Çağırıp,Kötülükten Men Etmek

 “ Yavrucuğum! Namazı kıl, iyiliği emret, kötülükten vazgeçirmeye çalış, başına gelenlere sabret. Doğrusu bunlar, azmedilmeye değer işlerdir.”(Lokman 17)

 

 “ Sizden, hayra çağıran, iyiliği emredip kötülüğü meneden bir topluluk bulunsun. İşte onlar kurtuluşa erenlerdir”(Ali İmran 104)

15-Güzellikle Aracı Olmak

 “Kim iyi bir işe aracılık ederse onun da o işten bir nasibi olur. Kim kötü bir işe aracılık ederse onun da ondan bir payı olur. Allah her şeyin karşılığını vericidir”(Nisa 85) 

16-Adalet ve İnsaf Sahibi Olmak

 “Ey iman edenler! Adaleti titizlikle ayakta tutan, kendini, ana-babanız ve akrabanız aleyhinde de olsa Allah için şahitlik eden kimseler olun. (Haklarında şahitlik ettikleriniz) zengin olsunlar, fakir olsunlar Allah onlara (sizden) daha yakındır. Hislerinize uyup adaletten sapmayın, (şahitliği) eğer, büker (doğru şahitlik etmez), yahut şâhidlik etmekten kaçınırsanız (biliniz ki) Allah yaptıklarınızdan haberdardır”(Nisa 135)

 “Ey iman edenler! Allah için hakkı ayakta tutan, adaletle şahitlik eden kimseler olun. Bir topluluğa duyduğunuz kin, sizi âdil davranmamaya itmesin. Adaletli olun; bu, Allah korkusuna daha çok yakışan (bir davranış) tır. Allah'a isyandan sakının. Allah yaptıklarınızı hakkıyle bilmektedir”(Maide 8)

17-Affedici Olmak

 “(Resûlüm!) Sen afyolunu tut, iyiliği emret ve cahillerden yüz çevir.”(A’raf 199) 

 “Bir kötülüğün cezası, ona denk bir kötülüktür. Kim bağışlar ve barışı sağlarsa, onun mükâfatı Allah'a aittir. Doğrusu O, zalimleri sevmez”(Şura 40)

 “İçinizden faziletli ve servet sahibi kimseler akrabaya, yoksullara, Allah yolunda göç edenlere (mallarından) vermeyeceklerine yemin etmesinler; bağışlasınlar; feragat göstersinler. Allah'ın sizi bağışlamasını arzulamaz mısınız? Allah çok bağışlayandır, çok merhametlidir.”(Nur 22) 

18-Cömertlik

 “Allah yolunda mallarını harcayanların örneği, yedi başak bitiren bir dane gibidir ki, her başakta yüz dane vardır. Allah dilediğine kat kat fazlasını verir. Allah'ın lütfu geniştir, O herşeyi bilir.”(Bakara 261)

 “Allah'ın rızasını kazanmak ve ruhlarındaki cömertliği kuvvetlendirmek için mallarını hayra sarfedenlerin durumu, bir tepede kurulmuş güzel bir bahçeye benzer ki, üzerine bol yağmur yağmış da iki kat ürün vermiştir. Bol yağmur yağmasa bile bir çisinti düşer (de yine ürün verir). Allah, yaptıklarınızı görmektedir.”(Bakara 265)

19-Kötülük Yapana İyilik ile Karşılık Vermek

 “Sen, kötülüğü en güzel bir tutumla sav. Biz onların yakıştırmakta oldukları şeyi çok iyi bilmekteyiz”(Mü’minun 96)

 “İyilikle kötülük bir olmaz, Sen (kötülüğü) en güzel bir şekilde önle. O zaman seninle arasında düşmanlık bulunan kimse, sanki candan bir dost olur”(Fussilet 34)

 

 “Buna (bu güzel davranışa) ancak sabredenler kavuşturulur; buna ancak (hayırdan) büyük nasibi olan kimse kavuşturulur.”(Fussilet 35)

20-İlmi Yaymak

 “Sana emrolunanı açıkça söyle ve ortak koşanlardan yüz çevir!”(Hicr 94)

 “Allah, kendilerine kitap verilenlerden, "Onu mutlaka insanlara açıklayacaksınız, onu gizlemeyeceksiniz" diye-rek söz almıştı. Onlar ise bunu kulak ardı ettiler, onu az bir dünyalığa değiştiler. Yaptıkları alış-veriş ne kadar kötü!”(Ali İmran 187)

21-Sözünde Durmak

 “İyilik, yüzlerinizi doğu ve batı tarafına çevirmeniz değildir. Asıl iyilik, o kimsenin yaptığıdır ki, Allah'a, ahiret gününe, meleklere, kitaplara, peygamberlere inanır. (Allah'ın rızasını gözeterek) yakınlara, yetimlere, yoksullara, yolda kalmışlara, dilenenlere ve kölelere sevdiği maldan harcar, namaz kılar, zekât verir. Antlaşma yaptığı zaman sözlerini yerine getirir. Sıkıntı, hastalık ve savaş zamanlarında sabreder. İşte doğru olanlar, bu vasıfları taşıyanlardır. Müttakîler ancak onlardır!”(Bakara 177)

 “Yetimin malına, rüşdüne erinceye kadar, ancak en güzel bir niyetle yaklaşın. Verdiğiniz sözü de yerine getirin. Çünkü verilen söz, sorumluluğu gerektirir.”(İsra’ 34)

DEVLETSEL GÖREVLER

1-Sistemi İşletme

 “Onlara güven veya korkuya dair bir haber gelince hemen onu yayarlar; halbuki onu, Resûl'e veya aralarında yetki sahibi kimselere götürselerdi, onların arasından işin içyüzünü anlayanlar, onun ne olduğunu bilirlerdi. Allah'ın size lütuf ve rahmeti olmasaydı, pek azınız müstesna, şeytana uyup giderdiniz.”(Nisa 83)

 “ (Harun:) Ey annemin oğlu! dedi, saçımı sakalımı, yolma! Ben, senin: "İsrailoğullarının arasına ayrılık düşürdün; sözümü tutmadın!" demenden korktum.”(Ta-Ha 94)

2-Her an Cihada Hazırlık

 “ Allah tarafından önceden verilmiş bir hüküm olmasaydı, aldığınız fidyeden ötürü size mutlaka büyük bir azap dokunurdu.”(Enfal 68)

3-Zorba ve Fesattan Uzak Olmak

 “Islah edilmesinden sonra yeryüzünde bozgunculuk yapmayın. Allah'a korkarak ve (rahmetini) umarak dua edin. Muhakkak ki iyilik edenlere Allah'ın rahmeti çok yakındır.”(A’raf 56)

 “İşte ahiret yurdu! Biz onu yeryüzünde böbürlenmeyi ve bozgunculuğu arzulamayan kimselere veririz. (En güzel) âkıbet, takvâ sahiplerinindir.”(Kasas 83) 

4-Düşmanla Dostluktan Kaçınmak

 “Ey iman edenler! Eğer benim yolumda savaşmak ve rızamı kazanmak için çıkmışsanız, benim de düşmanım, sizin de düşmanınız olanlara sevgi göstererek, gizli muhabbet besleyerek onları dost edinmeyin. Oysa onlar, size gelen gerçeği inkâr etmişlerdir. Rabbiniz Allah'a inandığınızdan dolayı Peygamber'i de sizi de yurdunuzdan çıkarıyorlar. Ben, sizin saklı tuttuğunuzu da, açığa vurduğunuzu da en iyi bilenim. Sizden kim bunu yaparsa (onları dost edinirse) doğru yoldan sapmış olur.”(Mümtehine 1)

 “Allah'a ve ahiret gününe inanan bir toplumun -babaları, oğulları, kardeşleri, yahut akrabaları da olsa Allah'a ve Resûlüne düşman olanlarla dostluk ettiğini göremezsin. İşte onların kalbine Allah, iman yazmış ve katından bir ruh ile onları desteklemiştir. Onları içlerinden ırmaklar akan cennetlere sokacak, orada ebedî kalacaklardır. Allah onlardan razı olmuş, onlar da Allah'tan hoşnut olmuşlardır. İşte onlar, Allah'ın tarafında olanlardır. İyi bilin ki, kurtuluşa erecekler de sadece Allah'ın tarafında olanlardır.”(Mücadele 22)

5-İstişare-Danışma

 “O vakit Allah'tan bir rahmet ile onlara yumuşak davrandın! Şayet sen kaba, katı yürekli olsaydın, hiç şüphesiz, etrafından dağılıp giderlerdi. Şu halde onları affet; bağışlanmaları için dua et; iş hakkında onlara danış. Kararını verdiğin zaman da artık Allah'a dayanıp güven. Çünkü Allah, kendisine dayanıp güvenenleri sever.”(Ali İmran 159)

 “Yine onlar, Rablerinin davetine icabet ederler ve namazı kılarlar. Onların işleri, aralarında danışma iledir. Kendilerine verdiğimiz rızıktan da harcarlar.”(Şura 38) 

6-Umuma Ait Malı Korumak

 “Ey iman edenler! Allah'a ve Peygamber e hainlik etmeyin; (sonra) bile bile kendi emanetlerinize hainlik etmiş olursunuz.”(Enfal 27)

 “ Biliniz ki, mallarınız ve çocuklarınız birer imtihan sebebidir ve büyük mükâfat Allah'ın katındadır.”(Enfal 28)

 

 “Mallarınızı aranızda haksız sebeplerle yemeyin. Kendiniz bilip dururken, insanların mallarından bir kısmını ha-ram yollardan yemeniz için o malları hakimlere (idarecilere veya mahkeme hakimlerine) vermeyin.”(Bakara 188) 

 “Ey iman edenler! Karşılıklı rızaya dayanan ticaret olması hali müstesna, mallarınızı, bâtıl (haksız ve haram yol-lar) ile aranızda (alıp vererek) yemeyin. Ve kendinizi öldürmeyin. Şüphesiz Allah, sizi esirgeyecektir.”(Nisa 29) 

7-Adalet

 “Hep yalana kulak verir, durmadan haram yerler. Sana gelirlerse, ister aralarında hüküm ver, ister onlardan yüz çevir. Eğer onlardan yüz çevirirsen sana hiçbir zarar veremezler. Ve eğer hüküm verirsen, aralarında adaletle hükmet. Allah âdil olanları sever.”(Maide 42)

 “Allah size, mutlaka emanetleri ehli olanlara vermenizi ve insanlar arasında hükmettiğiniz zaman adaletle hükmetmenizi emreder. Allah size ne kadar güzel öğütler veriyor! Şüphesiz Allah her şeyi işitici, her şeyi görücüdür”(Nisa 58).

 

Toplumsal Huzurun Dinamikleri

Evvel, gelmeyene gider
Zulmedenleri affeder
Vermeyene ita eder
Kötülüğe iyilik gerek.(Kalemdar)

                   İçtimai huzurun temin edilmesi bir takım ruhi dinamiklerin harekete geçirilmesiyle ancak mümkün olur.İslam toplumunun huzur mihengi daima ahlaki perspektif olmuştur.Sadece zahiri polisiye tedbirlerle toplumun huzurunun sağlanamadığı günümüzde gün ışığı kadar aşikar bilinen bir gerçek olmuştur.

1-Irk ve Dil Ayrımcılığı Yapılmaksızın “Din Kardeşliği”Esastır.

 “Müminler ancak kardeştirler. Öyleyse kardeşlerinizin arasını düzeltin ve Allah'tan korkun ki esirgenesiniz.”(Hucurat 10) 

 “ Hep birlikte Allah'ın ipine (İslâm'a) sımsıkı yapışın; parçalanmayın. Allah'ın size olan nimetini hatırlayın: Hani siz birbirinize düşman kişiler idiniz de O, gönüllerinizi birleştirmişti ve O'nun nimeti sayesinde kardeş kimseler olmuştunuz. Yine siz bir ateş çukurunun tam kenarında iken oradan da sizi O kurtarmıştı. İşte Allah size âyetlerini böyle açıklar ki doğru yolu bulasınız.”(Ali İmran 103) 

2-Başkalarına Karşılık Beklemeden  İyilikte Bulunmak.

“Allah'ın sana verdiğinden (O'nun yolunda harcayarak) ahiret yurdunu iste; ama dünyadan da nasibini unutma. Allah sana ihsan ettiği gibi, sen de (insanlara) iyilik et. Yeryüzünde bozgunculuğu arzulama. Şüphesiz ki Allah, bozguncuları sevmez.”(Kasas 77)

 3- İyilikte Mü’min Kardeşini Kendi Nefsine Tercih etmek.Kendisi Muhtaç İken Bile Başkalarını Düşünmek.

 “Daha önceden Medine'yi yurt edinmiş ve gönüllerine imanı yerleştirmiş olan kimseler, kendilerine göç edip gelenleri severler ve onlara verilenlerden dolayı içlerinde bir rahatsızlık hissetmezler. Kendileri zaruret içinde bulunsalar bile onları kendilerine tercih ederler. Kim nefsinin cimriliğinden korunursa, işte onlar kurtuluşa erenlerdir”(Haşr 9)

 “Sevdiğiniz şeylerden (Allah yolunda) harcamadıkça "iyi" ye eremezsiniz. Her ne harcarsanız, Allah onu hakkıyla bilir.”(Ali İmran 92)

4-Emaneti Ehline Vermek

 “ Allah size, mutlaka emanetleri ehli olanlara vermenizi ve insanlar arasında hükmettiğiniz zaman adaletle hükmetmenizi emreder. Allah size ne kadar güzel öğütler veriyor! Şüphesiz Allah her şeyi işitici, her şeyi görücüdür.”(Nisa 58)

 “Yine onlar (o müminler) ki, emanetlerine ve ahidlerine riayet ederler”(Mü’minun 8)

5-Karşılıklı Merhamet

“Sonra iman edenlerden, birbirlerine sabrı tavsiye edenlerden ve birbirlerine acımayı öğütleyenlerden olmaktır.”(Beled 17) 

 “Muhammed Allah'ın elçisidir. Beraberinde bulunanlar da kâfirlere karşı çetin, kendi aralarında merhametlidirler...”(Fetih 29)

6-Kişilerin Aralarını Düzeltmek

 “Eğer müminlerden iki gurup birbirleriyle vuruşurlarsa aralarını düzeltin. Şayet biri ötekine saldırırsa, Allah'ın buyruğuna dönünceye kadar saldıran tarafla savaşın. Eğer dönerse artık aralarını adaletle düzeltin ve (her işte) adaletli davranın. Şüphesiz ki Allah, âdil davrananları sever.”(Hucurat 9)

 “Sana savaş ganimetlerini soruyorlar. De ki: Ganimetler Allah ve Peygamber'e aittir. O halde siz (gerçek) müminler iseniz Allah'tan korkun, aranızı düzeltin, Allah ve Resûlüne itaat edin”(Enfal 1)

7-İyilik ve Takvada Yardımlaşmak,Günah ve Düşmanlıklara Fırsat Vermemek.

 “…İyilik ve (Allah'ın yasaklarından) sakınma üzerinde yardımlaşın, günah ve düşmanlık üzerine yardımlaşmayın. Allah'tan korkun; çünkü Allah'ın cezası çetindir."(Maide 2) 

 “Ey iman edenler! Aranızda gizli konuşacağınız zaman günahı, düşmanlığı ve Peygamber'e karşı gelmeyi fısıldamayın. İyilik ve takvâyı konuşun. Huzuruna toplanacağınız Allah'tan korkun”(Mücadele 9) 

“Bir haksızlığa uğradıkları zaman, yardımlaşırlar”(Şura 39)

8-Selamlaşmak Ve Selamı Yaymak

 “ Bir selam ile selamlandığınız zaman siz de ondan daha güzeli ile selamlayın; yahut aynı ile karşılık verin. Şüphesiz Allah, her şeyin hesabını arayandır."(Nisa 86)

 “Ayetlerimize inananlar sana geldiğinde onlara de ki: Selâm size! Rabbiniz merhamet etmeyi kendisine yazdı. Gerçek şu ki: Sizden kim, bilmeyerek bir kötülük yapar, sonra ardından tevbe edip de kendini ıslah ederse, bilsin ki Allah çok bağışlayan, çok esirgeyendir”(En’am 54) 

9-Adalet ve İnsaf Sahibi Olmak

 “Ey iman edenler! Adaleti titizlikle ayakta tutan, kendini, ana-babanız ve akrabanız aleyhinde de olsa Allah için şahitlik eden kimseler olun. (Haklarında şahitlik ettikleriniz) zengin olsunlar, fakir olsunlar Allah onlara (sizden) daha yakındır. Hislerinize uyup adaletten sapmayın, (şahitliği) eğer, büker (doğru şahitlik etmez), yahut şâhidlik etmekten kaçınırsanız (biliniz ki) Allah yaptıklarınızdan haberdardır”(Nisa 135)

 “Ey iman edenler! Allah için hakkı ayakta tutan, adaletle şahitlik eden kimseler olun. Bir topluluğa duyduğunuz kin, sizi âdil davranmamaya itmesin. Adaletli olun; bu, Allah korkusuna daha çok yakışan (bir davranış) tır. Allah'a isyandan sakının. Allah yaptıklarınızı hakkıyle bilmektedir”(Maide 8)

10-Affedici Olmak

“(Resûlüm!) Sen af yolunu tut, iyiliği emret ve cahillerden yüz çevir.”(A’raf 199) 

 “Bir kötülüğün cezası, ona denk bir kötülüktür. Kim bağışlar ve barışı sağlarsa, onun mükâfatı Allah'a aittir. Doğrusu O, zalimleri sevmez”(Şura 40)

 “İçinizden faziletli ve servet sahibi kimseler akrabaya, yoksullara, Allah yolunda göç edenlere (mallarından) vermeyeceklerine yemin etmesinler; bağışlasınlar; feragat göstersinler. Allah'ın sizi bağışlamasını arzulamaz mısınız? Allah çok bağışlayandır, çok merhametlidir.”(Nur 22) 

11-Güzellikle Aracı Olmak

 “Kim iyi bir işe aracılık ederse onun da o işten bir nasibi olur. Kim kötü bir işe aracılık ederse onun da ondan bir payı olur. Allah her şeyin karşılığını vericidir”(Nisa 85) 

12-Karşılıklı Kefil Olmak

 “Ey iman edenler! Kazandıklarınızın iyilerinden ve rızık olarak yerden size çıkardıklarımızdan hayra harcayın. Size verilse, gözünüzü yummadan alamayacağınız kötü malı, hayır diye vermeye kalkışmayın. Biliniz ki Allah zengindir, övgüye lâyıktır.”(Bakara 267)

 “Onlar, kendi canları çekmesine rağmen yemeği yoksula, yetime ve esire yedirirler.”(İnsan 8) 

 13-Cömertlik

 “Allah yolunda mallarını harcayanların örneği, yedi başak bitiren bir dane gibidir ki, her başakta yüz dane vardır. Allah dilediğine kat kat fazlasını verir. Allah'ın lütfu geniştir, O herşeyi bilir.”(Bakara 261)

 “Allah'ın rızasını kazanmak ve ruhlarındaki cömertliği kuvvetlendirmek için mallarını hayra sarfedenlerin durumu, bir tepede kurulmuş güzel bir bahçeye benzer ki, üzerine bol yağmur yağmış da iki kat ürün vermiştir. Bol yağmur yağmasa bile bir çisinti düşer (de yine ürün verir). Allah, yaptıklarınızı görmektedir.”(Bakara 265)

14-Sözünde Durmak

 “Yetimin malına, rüşdüne erinceye kadar, ancak en güzel bir niyetle yaklaşın. Verdiğiniz sözü de yerine getirin. Çünkü verilen söz, sorumluluğu gerektirir.”(İsra’ 34)

15-Kötülük Yapana İyilik ile Karşılık Vermek

 “Sen, kötülüğü en güzel bir tutumla sav. Biz onların yakıştırmakta oldukları şeyi çok iyi bilmekteyiz”(Mü’minun 96)

 “İyilikle kötülük bir olmaz, Sen (kötülüğü) en güzel bir şekilde önle. O zaman seninle arasında düşmanlık bulunan kimse, sanki candan bir dost olur”(Fussilet 34)

 “Buna (bu güzel davranışa) ancak sabredenler kavuşturulur; buna ancak (hayırdan) büyük nasibi olan kimse kavuşturulur.”(Fussilet 35)

16- Hayra Çağırıp,Kötülükten Men Etmek

 “ Yavrucuğum! Namazı kıl, iyiliği emret, kötülükten vazgeçirmeye çalış, başına gelenlere sabret. Doğrusu bunlar, azmedilmeye değer işlerdir.”(Lokman 17)

 “ Sizden, hayra çağıran, iyiliği emredip kötülüğü meneden bir topluluk bulunsun. İşte onlar kurtuluşa erenlerdir”(Ali İmran 104)

17-İlmi Yaymak

 “Sana emrolunanı açıkça söyle ve ortak koşanlardan yüz çevir!”(Hicr 94)

 “Allah, kendilerine kitap verilenlerden, "Onu mutlaka insanlara açıklayacaksınız, onu gizlemeyeceksiniz" diyerek söz almıştı. Onlar ise bunu kulak ardı ettiler, onu az bir dünyalığa değiştiler. Yaptıkları alış-veriş ne kadar kötü!”(Ali İmran 187)

18-Doğru Şahitlik Yapmak,Yalancı Şahitlikten Sakınmak.

 “Yolculukta olur da, yazacak kimse bulamazsanız (borca karşılık) alınmış bir rehin de yeterlidir. Birbirinize bir emanet bırakırsanız, emanet bırakılan kimse emaneti sahibine versin ve (bu hususta) Rabbi olan Allah'tan korksun. Şahitliği bildiklerinizi gizlemeyin. Kim onu gizlerse, bilsin ki onun kalbi günahkârdır. Allah yapmakta olduklarınızı bilir”(Bakara 283) 

Şüphesiz ki dünya,ahiret içinyolculuk yurdudur;ebedi kalınacak bir yer değildir.Bir geçiş yeridir;oyalanacak bir yer değildir.Mü’minin bu dünyada yolcu gibi olması,mutlaka gerçekleşecek olan yolculuğa ahiret azığını,hazırlığını  yapması gerekir.

Said kişi,bu yolculuk için kendisini Allah’ın rızasına ulaştıracak,Cenneti elde etmeye ve Cehennem’den kurtaracak olan azığını, hazırlayan kişidir. Dünya ancak Cennete veya Cehenneme giden bir yol mesabesindedir.Geceler,insanların ticaret yaptığı bir yerdir;gündüzler bir çarşı,pazardır.Huzur, huzuru ilahide huzuru bulan bahtiyarlardır.

 

Bismillahirrahmanirrahim,

Elhamdulillahi Rabbi’l-âlemin ves-salatü ves-selamü alâ Resûlina Muhammedin ve alâ âlihi ve sahbihi ve sellim.

Bismillahirrahmanirrahim,

“Ve alal-lahi fe’lyetevekkelil-mu’minûn.” Sadekallahül Azim.

 Ma’rifetullah’a ulaştıracak, insanı Allah’ı tanımaya ulaştıracak basamakları; sabır, şükür, tevekkül, rıza, teslimiyet, muhabbet ve yedinci basamak marifetullah olarak ifade etmiştik.

Sabır ve şükürden sonra üçüncü basamak bugünkü mevzumuz Allah’a tevekkül etmek. “Men arefe nefsehu fekad arefe Rabbe ; kim ki kendisini tanırsa Rabb’ini tanır. Kendisini bilen de bu altı hususiyeti kendinde toplar ve yedincisi olarak Rabb’ini tanımaya başlar.

Rabbimiz; “Ve Alallahi Fe’lyetevekkelil-mü’minûn.” Mü’minler ancak Allah’a tevekkül edip dayansınlar. Hakikaten mevzu o kadar önemli ki Allah’ın hakikatine eren kul nasib olarak hertürlü nasibi almış demektir.

Tevekkül Allah’a teslim olmak demektir. Tevekkül, kulun acziyetini izhar edip Rabbu’l-âlemin’e dayanması demektir. Tevekkül zelilliğini ikrâr edip Aziz olan Mevla’ya bel bağlanması demektir. Tevekkül kalbin halleri kalbin amelleridir.

Abdullah Bin Abbas (Hz) ”Tevekkül Allah’a güvenmektir. Tevekkül’ün sadakatı Rabbu’l-Âlemin’in kudret hazinesinde olana kişinin kendi elinde ve insanların elinde olandan daha fazla güvenmesidir.” buyurur.

Hasan-ı Basri (r.a) “Kim kul olarak Allah’a tevekkül ederse Allah ona dayanak olarak yeter. Şakık Bin İbrahim (r.a) tevekkül Rabbu’l-âlemin’in vaadetmiş olduğu hakikatlere kalbin tatminidir,itmi’nanıdır.” buyuruyor.

Hasan-ı Basri (r.a) “Allah’tan olana rıza , gelene rıza göstermektir.” Buyuruyor.

Ali Bin Ahmed Elbuşinci;  “gücünden kuvvetinden soyunup Rabbü’l-âlemin’in gücüne kuvvetine dayanmaktır.” diye buyuruyor.          

İbn-i Kayyim El Cezviyye; “bütün işleri Rabbü’l-âlemin’in havline, gücüne,  tedbirine güvenerek O’na havale etmektir, işlerin hepsini O’na vermektir.” diye buyuruyor.

İbn-i Receb-i Hambeli; “Kalbin samimiyetle Mevla’ya itimat ederek güzellikleri celbetme, zararlıları defetme dünyevi uhravi her şeyi O’na vermektir.” diye buyuruyor.

İbn-i  Haceri’l-Eskalani de; “sebeblerden yüz çevirip esbabı da yaratanın Mevla olduğunu bilerek hakikate dalmaktır.” diye buyuruyor.Takva kalbin halidir, marifettullahtan neş’et eder.

Abdulkadir Geylani (k.s); “Tevekkül bir kulun gücünden kuvvetinden sıyrılıp Rabbü’l-âlemin’in gücüne kuvvetine sükun bulmasıdır. Kalbi demek değilmidir “La Havle Vela  Kuvvete İlla Billah” güç,kuvvet işleri evirip çeviren Mevla’yi Zü’lcelal’dir. bunu bilmek değilmidir ki tevekkül.

Sonra Ahmed Bin Hambel (H.z), “Takva kalbin amelidir. Kalbin ameli demek dilin kavli değildir, azaların ameli değildir, ancak maneviyat ve takva ile elde edilen bir nurdur.Zahiri ilimlerle bulunan bir yazı değildir.

Yine dendi ki; takva kalbin Rabbü’l-âlemin’e yönelmesi ve kalbin Rab’de yeter, Rab kuluna kafidir, bunu bilmesidir. Tevekkül kalbi yaradan Mevla’nın kudret eline bırakmaktır. Benim seçmem, benim tercihim yok. Senin kaderler deryasında kalbim nereye yönlendirirsen oraya gider ona razı olur demesidir.

Sehil Et-Tüsterip (r.a); “Rabbü’l-âlemin dil ile birlikte kalbin o yöne dönmesi ona razı olması ondan gelene sükûn bulmasıdır tevekkül. Tevekkül takdir olunana rıza göstermektir. Tevekkül dünyevi alakaları terk edip hakikat bahrine dalmaktır. Tevekkül şüphelerin ortadan kalkıp Rabbü’l-alemin’e bütün işleri tevhid etmektir, havale etmektir.

Ebu Sayyid-il-Hayyas (h.z)’nin ifadesi ile tevekkül kalbin itmi’nanıdır, azalarının da kalbe tabii olup teslimiyetidir.

Ebu Turab Bin Nahşebi(h.z) de şöyle tafir ediyor; “Bedeni ubudiyete atmak kalbi Rabbü’l-âlemin’e katmak ve Rabbımız’ın her şeye kâfi olacağına itmi’nan olmaktır. Eğer o, Mevla verirse şükreder; o, Mevla vermezse sabreder  demektir.

Ebu Yakup Ennehircuri de şöyle buyuruyor; ” Takva tevekkül Allah’a hakiki kemalatına iman edip İbrahim Halilullah teslimiyeti ile hani Cibril ateşe atıldığında gelmişti. Bana ihtiyacın var mı? Eğer seni Rabbim benim için göndermediyse hayır Cibril demişti ya işte o hakikate ermektir.”

Yine Sehil Et-Tüsteri (r.a) “Tevekkül kalbin Allah’a itmi’nanı olup Allah gayrısında bütün alakaları kesmesidir. Tevekkül katında rızkın az olması çok olması müsavi olmaktır. Karnın aç olması tok olması müsavi olmaktır. Sıhhat veya hastalık halinde bulunmak müsavi olmaktır. Tevekkül her türlü sebebi yaratanın da Mevla olduğunu bilmektir. Tevekkül ubudiyet denizine nefsi atıp Rabbü’l-âlemin Rububiyyet sırrına çıkmaktır. Tevekkül Rabbü’l-âlemin’e kazasına kaderine tam teslim olmaktır. Tevekkül her halde Mevla-yı Zü’l-Celal’e dönmektir.

İbn-i Ataullah el-İskenderiye’nin ifadesi ile “Tevekkül İçerinin sükûneti kalbin itminanı azaların da teslim olmasıdır. Tevekkül sebepleri almakla birlikte sebeplere itimat etmemektir. Tevekkül sebeplere yapışmakla birlikle sebepler halk eden Mevla’yı Zü’l Celal’i görmektir.”

İbn-i Cezi “ Tevekkül Allah’a itimat edip, O’na dayanıp hayırlı maslahat ve menfaatleri temin edip yine onun muhafazasıyla korunduğunu bilip zararları def edenin O olduğunu bilme halidir. Tevekkül’ün tamamı Allah’a kesin inancın, yakinin meyvesidir.”

Ebu Hayyan öyle buyuruyor; “Tevekkül kulun Rabbü’l-âlemin’e dönmesi kazasına kaderine teslim olmasıdır.”

Büyük İmam Tesfir-i Kebir sahibi Fahruddin-i Razi oda öyle buyuyor; “İnsanın zahiri sebepleri riayete almak kaydıyla zahiri sebepleri dikkate almak kaydıyla ama kalbinin meyil etmeden Rabbü’-âlemin’e yönelmesidir. Azaların sebeplere tutması caizdir ama kalbin sebeplere yönelip kayması da caiz değildir. İşte insanların ekseriyetle tevekkülü anlama noktasında ihmal ettikleri nokta budur. Sebeplere sarılmak haktır, caizdir. Sebeplere sarılmak tevekkülü ihlal etmez. Sebebe azalar sebebe sarılırken kalbin o sebeplere takılmamasıdır.

Savi Tevekkül bütün hallerde işlerin tamamında Rabbü’l-âlemin’e kalbin tam güvenmesidir.

İmam Kurtubi; “herhalde Allah’a güven, Allah’a dayan, Allah’a tevekkül et bu hal tevekküldür.

Ebu Abdillah El Kureşi’de Rabbü’-âlemin’e her an takılmaktır. Her anı O’na takılmaktır. Gözün baktığında O’nun tecellisine takılmasıdır. Kulağın duyduğunda bir hakikate takılmasıdır. Göz, kulak, aza, kalp hepsi Rabbü’l-âlemin’e ve O’na götürecek bir hakikate takılmasıdır tevekkül.

İmam-ı Gazali (r.a); “Zahiri sebeplere sarıl ama batında kalbin sakın ha zahiri sebeplerle meşgul olmasın bu tevekkülü ihlaldir.

Ebu Talib-i Mekki’nin ifadesi de; “Tevekkül tevhidin nizamıdır, Salih amellerin de toplayıcısıdır. Hakiki tevekküle eren tevhid nizamının bayrağını dikmiş salih amelleri de kazanmış olur.”

İbn-i Mes’ug öyle ifade ediyor; “Tevekkül hakiki tevekkül, ahkâm hükümlerin denizinde akan bir teslimiyet, su üzerinde akan su üzerinde giden bir eşyanın teslimiyetiyle teslimiyet.”

Ebu Süleyman  Damani buyuruyor ki;” Kul zühtüyette kemale erinde o zühtüyet kişiye tevekkül meyvesi meydana getirir. Kul zahit olmadan mütevekkil olamaz. Kul zühtiyete ulaşmadan tevekkül olamaz.”

Vehib Bin Münebbih (r.a) da “Tevekkül varılacak son noktadır. Hakikatte tevekküle eren pek azdır. Tevekkülün hakikatini bulan da pek azdır. Tevekkülün dereceleri vardır yani insanlar hakikaten Mevla’ya mı ediyor yoksa hakikatte tevekkül ettiği şey dünyanın kendisi mi? Hakikaten tevekkülün oluşabilmesi için bir kimsenin hakiki manada tevekkül ehli olabilmesi için”

 İbn-i Kayyum El-Cevziyye Medaricü’s-salikin isimli kıymetli eserinde şu esasları sayıyor;

“Kulun tevekküle ermesi için öncelikle Rabb’ını tanıyacak, Rabb’ını tanımalı sıfatlarını bilmeli. Herşeye güç kuvvet getireceğini, her şeye kadir olduğunu, Yaratmış olduğu şeylere kâfi olduğunu, yarattıkları şeyleri düzene koyan O olduğunu, her işin sonunda O’na varacağını, canı gönülden iman edip inanmalı.”

İkincisi; sebepler vardır, sebepleri dikkate almalı ama sebeplerin hakiki manada Rabbü’l-âlemin birer yaratmış olduğu, yaratık olduğunu bilmeli, kalbi kesinlikle sebeplere yöneltmemeli. 

Üçüncüsü; kalp tevhit makamında olmalı yani kalbin sebeplere kaymasını, kalbin sebeplerle meşgul olmasını engelleyecek kalbinde bir tevhit makamının bulunması.

Dördüncüsü; kalbin Allah’a dayanması, O’nunla sükûn bulması O’nun kalpleri eviren çeviren olduğunu bilmesi ve O’nun her işi düzene koyacağı kalbinde karar kılması.

Beşincisi; Rabb’imize karşı kalbinde hüsn-i zan beslemesi, Rabb’imize karşı zanlının hüsn-i zan sahibi olması.

Altıncısı, kalbin O’na teslim olması, kalbin O’nun tecelli cezbesine Rabb’imizin cezbesine muhatab olduğunu bilmesi.

Yedincisi; Rabb’imize her işini teslim etmesi, her işini O’na atması, kulun Rabbü’l-âlemin’in sırlar deryasına kendisini bırakması, seçmenin, ihtiyarın Rabb’imizin dilemesiyle olacağını kul istedikten sonra dilemeyi, isteği yaratanın Allah olduğunu bilmesi.

Sekizincisi, “tevekkülün ruhu rızadır. Yani rıza olmadan rıza olmaz.

Hani adamın birisi Hasan-ı Basri (h.z)’ne

-Efendim Hac’ca gideceğim ama azıksız gideceğim, ben Allah’a tevekkül etmiş kimseyim.

İmam adama baktı ki, hakikaten diliyle söylediği ile kalbi birbirine uymuyor. O zaman onu şöyle imtihan etti;

-Peki, sen ne zaman gideceksin?

-Falanca zaman

-Peki, niçin hemen yola çıkmıyorsun

-Efendim kervanı bekliyorum

-Haa! Demek sen Tevekkül ehlisin

-Demek sen azıksız yola çıkacaksın

-Hakikatte sen Allah’a değil, kervandakilerin azık çantasına tevekkül etmiş bir kimsesin haberin olsun. Sen de bize Allah’a tevekkül ettiğini ifade ediyorsun ama hakikat sen kervandaki olan kimselerin azık torbasına tevekkül etmiş birisin.

- Rabb’imiz ” Ve alallahi Fe’lyetevekkelil mü’minûn: Müminler Allah’a tevekkül etsinler, Allah’a dayansınlar şan, şöhret geçicidir bir gün kaybolur, güzellik geçicidir kaybolur, servet geçicidir kaybolur, insana dayanma ölür. Vel hasıl “Vetevekkel  Alel Hayyillezile yamûd” akıllı insan ölmeyen diriye Rabbü’l-âlemin’e tevekkül eder.

Hüngür hüngür ağlayan bir genç. Evladım niçin ağlarsın!

-Efendim çok sevdiğim birisi var idi o da öldü dayanamadım.

-O zaman sende ölmeyen diriyi sevseydin ya.

-O zaman sende ölmeyen diriye muhabbet etseydin ya!

-Elbette Rabb’ımızın bize sevmesini emrettiklerini severiz. Rabbimin bize sevmesini emrettikleri kimseleri sevmek ibadettir. Dinin iki kanadından birisidir ama şunu unutmayalım ki, hakiki sevgi hakiki tevekkül Rabbü’l-âlemin’in zatına olan Rabb’ımızın tevekkül emretmiş olduğu “Alal-lahi Fe’lyetevekkelil-mü’minûn” mü’minler Allah’a tevekkül etsin. Diğer sebepler vardır, haktır yaradanı da Mevla’yı Zü’l-celal’dir. Musa (a.s) “Ve gale Musa inküntüm amentüm billahi fe-aleyhi tevekkelü inküntüm Müslümin” Musa (a.s) Buyurdu ki; Eğer siz Allah’a hakikaten iman etmiş kimselerseniz hakiki müslümanlardansanız Allah’a tevekkül ediniz. Hakiki müslümanlar Allah’a tevekkül eder.

İman, İslam, İhsan bu dinin şiarıdır. İman, İslam, İhsan Cibrilinin Allah’ın Resulu’ne haber vermiş olduğu İman, İslam, İhsan hakikati ancak tevekkül ile bir makam haline gelir, bir tevekkül ile bir mü’minin gönlünde kalbinde makam halini bulmuş olur. Yani iman derken iman edilecek esaslar, İslam derken O’nun Allah’ın Resulu’nu sünnet-i seniyyesine muvafık olan uygulaması, yaşantısı. İhsan derken de Allah’ı görür gibi kulluk şuuruna varma ancak tevekkül ile mümkün olur.

“Feabudu aleyh” öyleyse O’na kulluk et O’na dayan,  Mevla’ya dayan. “Ve tevekkelalel  hayyellezi la Yemût”  ve sen ölmeyen diriye dayan. Müminlerin sadık müminlerin vasfından birisi de tevekküldür. ”İnnemel mu’minûn ellezine İza  zükirallahu vecilet gulubihim ve İza tüliyet aleyhim eyetuhu zedethüm imanev ve ala Rabbihim yetevekkelûn.”

Ancak mü’minler hakiki mü’minler Allah anıldığı zaman kalpleri ürperen. Allah’ın ayetleri kendilerine okunduğu zaman İmanları artan ve Rab’lerine tevekkül edenlerdir. Düşünebiliyor muyuz? Asab-ı Güzini Peygamber-i İzamı  Allah’a nasıl tevekkül ettiklerini, sözlerinde ve kalplerinde hakikaten Mevla’ya nasıl döndüklerini.

Onun için marifetullah meydanında olduğunu ifade eden bir kimse dünyaya kesb-i  kemâl seyr-i cemâl elde etmek için Rabb’ini bulmak için Rabb’ini  bilmek için dünyada olduğunu söyleyen bir kimse tevekküle ermedikçe bu meydanda yol  bulamaz. Tevekkülün ruhunu bulmadıkça  tevekkül ehli olduğunu dili ile söylemesi o kimsenin sadıklardan olduklarını ifade etmez.

Tevekkül ehlinin sadakatı bir Ebubekir Efendimiz’de gizlidir. Nasıl yaşamış? Allah’ın Resulu’ne ve dinine nasıl sadık olmuş.

Ebubekir Sıddık Efendimiz’in mağaradaki Allah’ın Resulu’na olan aşkından ona bir zarar gelir mi ki diye tir tir titremesinde vardır tevekkülün hakikati.

Hz.Ömer Efendimiz’in hicret ederken “Hadi ben Allah yolunda hicret ediyorum. Kim çıkacaksa çıksın karşıma” deyişinde ki cengâverlikte, şecaatte vardır tevekkül.

Hz.Osman Efendimiz’in her anı ile Melaike-i Kiram’ın ona gıpta ettiği hayâsında vardır tevekkül.

Hz.Ali Efendimiz’in ilminde irfanında ve Ashab-ı Güzin Efendimiz’in tamamının kendilerine indirilmiş olan kitabı ve içlerindeki Peygamber’in sözünü doğru çıkarmak için; anam, babam, canım, her şeyim sana feda olsun Ya Resulullah! deyişinde vardır tevekkülün sadakati.

Onun için Hz.Lokman oğluna şöyle öğütte bulundu;

-Ey oğlum dünya uçsuz bucaksız derin bir denizdir. O denizde pek çok insanlar boğuldu. Niceleri o denize girdide…

-Niceleri bu derin denize daldı da bir daha çıkamadı. Eğer sen geminin Allah’a İman olmasını,

-Geminin astarının Allah yolunda amel olmasını.

-Geminin yelkenin Allah’a tevekkül olmasını istersen, umulur ki sen bu denizde boğulmadan sağ salim sıhhatli bir şekilde çıkmış olursun.

Said Bin Müseyyib anlatıyor, “Abdullah Bin Selam ve Hz.Selman birbirleriyle şu şekilde görüştüler;

Eğer ben senden önce ölür isem veya sen benden önce ölür isen Rabbim müsaade ederse birbirimize hallerden haber verelim. Olur dediler ve birisi öldükten sonra şu şekilde birbirlerine haber verdiler;

-Ölen insanlar ne yapar, ölen insanlar nasıl geliyor?

-Ruhu cennetlik olanlar doğrudan ruhu cennete götürülüyor.

-Peki Allah’ın razı olduğu Rabb’imizin hoşuna giden amelleri ne olarak buldun orda?

-Sana müjdeler olsun ki, Huzurullah’ta amellerin en eftalini tevekkül buldum, tevekkül ehlinin halini Rabbımız daha çok hoşuna gider buldum. Tevekkül kadar Rabbimiz’in razı olduğu bir şey görmedim.

Abdullah Bin Abbas Rivayet ediyor Allah’ın Resulu Şöyle dua ederdi;

“Allahümme leke eslemtü ve bike amentü vealeyke tevekkeltü veileyke anebtü ve bike hasamtü euzu bi-izetike lailahe illa entel hayyüllezi la yemût ve’l-cinnü ve’l-insü  yemutun.”

Allah’ın Resulu; Allah’ım sana teslim oldum. Sana iman ettim, Sana dayandım, yönümü sana döndüm, senin yolunda düşman tuttum, Allah’ım senin izzetin hakkı için sana sığınırım senden başka ilah yoktur. Ölmeyen sensin. Halbuki İnsanlarda, cinlerde ölücülerde ölücüdürler, dayanılacak sensin.

Abdullah Bin Abbas öyle buyuruyor;

Tevekkül imanın tamamını toplayan güzel bir haslettir.

Said Bin Cübeyr;  “Tevekkül Allah’a dayanmak imanın yarısıdır “ diye buyuruyor.

Ebur Derda (H.z) İmanın zirvesi ihlâstır, tevekküldür ve Rabbu’l-âlemin’e teslim olmaktır.” diye buyuruyor.

Ebu Muhabbet Seyil (r.a) de “tevekkülden daha yüce makam görmedim.” diye buyuruyor.

Said Bin Cübeyr; “Allah’a tevekkül etmek imanın tamamıdır. İman’ın güzelliklerinin hepsini toplayıcıdır.”

Ahmed Bin Hambel; “Tevekkül kalbin amelidir.Kalbe girdimi kalbi ihya eder, tevekkül de İman’ı ihya eder.

Cüneyt Bin Muhammed; “Tevhid kalbin sözüdür, tevekkül de kalbin amelidir. tevhid kalbin ses vermesidir, tevekkül de kalbin amelidir.

Fudayl Bin İyaz (r.a) “Tevekkülün faziletini ifade ederken tevekkül ibadetin kıvamıdır. Tevekkül kula vacip olan kalbin amellerinin en eftalidir.” diye buyuruyor.

İbn-i Kayyim El Cezviyye’de; “Şüphesiz ki tevekkül iki büyük kökü topluyor. İki büyük hakikati topluyor. Kalbin ilmi, kalbin ameli tevekkülün bir bölümü var ki kalbin hakkı, hakikati Mevla’ya dayanmasını bilmesidir, ameli ise kalbinin bu hususiyete sukun bulmasıdır. Bu hususiyete rıza göstermesidir.

“Vettekullah ve alellahi fe’lyetevekkelil-mü’minûn; Allah’tan korkunuz, müminler Allah’a dayansın. Allah’tan korktuğunu söyleyen mü’minin takvasının sadakatı tevekküldür. Her kim ki Allah’a hakkıyla tevekkül ederse Allah o kimseye bir çıkış yolu bulur, Allah onu hiç beklemediği yerden rızıklandırır.

“Vemenyetevekkel alelal-lahe fehiyehasbu”; Her kim Allah’a dayanır, O’na tevekkül ederse Allah ona yeter. Düşünebiliyor muyuz? Pek çok Ayet-i Kerime’de Rabbımız takva ile tevekkülü yan yana ifade de buyuruyor. Bu bir sırdır. Takvası olmayanın tevekkülü olmaz, Tevekkül ehli olmayan da da takva olmaz. Onun için münib olan bir kul Allah’a tevekkül edecek, Rabbu’l-alemin’e yönelecek ki tevekkül inâbeyi, tevekkül takva yı, tevekkül ihsanı, tevekkül zühtiyeti, tevekkül huşuyu, tevekkül sabrı, tevekkül kalbin amellerini bir kimsede verecek.

“Ellezine Saberû Ve ale Rabbihim yetevekkelun”; Bunu hiçbir zaman unutmayalım ki sabredenler ve onlar Rabb’ına tevekkül ederler, Rabb’ına yönelirler.

Kulun marifettullaha ermesi, Rabb’ını bilmesi birinci basamak sabır dedik. İkinci basamak şükür, üçüncüsü tevekkül.

Tevekkülün önünde bir takım engeller vardır. Kullar niye diliyle tevekkül ettim dediği halde hali ile,  kalbi ile tevekkülün hakikatine eremezler. Birincisi Rabbimiz’in Rububiyet Rab oluşu ne ifade ediyor, bunu bilemiyor kul.

Rabbımızın esması sıfatları münezzeh derken, mukaddes derken, kemal sıfatları ile mevsuf derken dil bumu söylüyor ama kalbine bu yerleşmiyor.

Elhamdulillahi Rabbi’l-âlemin. Diyoriz ki; Fatihayı Şerife’de her okuyuşumuzda hamd, Âlemlerin Rabbi olan Allah’adır. Alemleri bir düşünebiliyormuyuz? Onsekiz bin alem neyi ifade ediyor? İnsanlar alemi bir, Cinler alemi iki, Bitkiler alemi üç, Hayvanlar alemi dört.

Hadi getirin diğerini ve daha ötesi Allah dostlarından bir kısmı şunu ifade ediyor;

Canlılar dışındakine Âlem denmez. Hayvanların tamamı hepsi bir âlemdir, insanların hepsi bir âlemdir, cinlerin hepsi bir âlemdir. Peki o zaman Âlemlerin Rabbı derken onsekiz bin âlem bu da ayrı bir sırdır kul bunu bilemez ise Rab ne demek bunu anlayamaz. Rab’bini bilemeyen de neye dayandığını O’na dayanmanın ne demek olduğunu bilemez.

Kul Rabbu’l-âlemin’i tanıdıkça O’na yönelişi ve aynı oranda ondan ürperişi daha çoğalır. İnsanlar niye diliyle tevekkülü söyler de, kalbine oturmaz. Önce nasıl bir Rabbu’l-âlemin’e tevekkül ettiğini dili ile söylese de kalbi ile o haşyeti duyamamasındandır. İkincisi Allah muhafaza kendisini beğenmektir.

Tevekkül’ün hakikati ne idi, acizliğini itiraf etmektir, zelilliğini itiraf etmektir. Aciz olan kulun Kavi olan Mevla’ya dayanmasıdır. Zelil olan kulun Aziz olan Rabb’ına dayanmasıdır. Kendini aziz gören kendisini kuvvetli gören, kendisini beğenen, gurur içerisinde kalmış zavallı nasıl işlerini başkasına havale edecek.

Üçüncüsü tevekkül Mevla’ya kalbin bağlanması değil mi? El, kol uzular sebeplerle meşgul olsa bile kalbin Mevla’ya yönelmesi değilmi? Ama şehvetinden, şöhretinden, hevesinden, menfaatinden dolayı kalpler diğer yaratılmışlara bağlanıp itimat edince, işlerini göreni, düzene koyanı, yardım edeni, o arada sebep olan kişiye yönelip kalbini ona bağlayınca dilinde tevekkül ehli de olsa hakikatte Rabbu’l-âlemin’e tevekkül etmiş değil, kervandakilerin azık çantasına tevekkül etmiş bir kimse olur.

Tevekkül’ün önündeki dördüncü engel ve insanların ekseriyetini aldatan, dünya sevgisi ve dünyanın süsüne zinetine adlanılması. Dünya kocaman bir tıkaç, hakikatin önünde gözü kör eden kalbi bulandıran bir tıkaç.

Kişi tevekkül ehli olmaya yol tutacak ise Rabbü’l-âlemin’in azametini hücresinden zerresine kadar hissedecek. Kalbinden kalıbına kadar hissedecek, aciz olduğunu, zelil olduğunu, günahkâr olduğunu itiraf edecek.

Aziz olan Kavi olan, işleri evirip çevirip yola koyan bir Mevla olduğunu bilecek, O dilemeden hiçbir işin yürümediğini, yürümeyeceğini kalben kanaat edecek. Sebepler gözü görse bile, sebeplere eli uzansa bile hakikaten o sebepleri yaratan Allah’tır diyecek ve dünyanın süsü, dünyanın sevgisi, dünyanın zineti bunlar gelip geçicidir. Dünyada sebep olan güçlü kuvvetli servet sahibi görünenler hepsi bir gün ölüp, ölmeyen dirinin huzuruna varıp hesap verecekler. Kul bunu bildiği zaman takva, buna erdiği zamanda tevekkülün kapıları kendisi için açılmış olur.

Rabbim Ashab-ı Kehf gibi hakiki tevekküle ermeyi, Ashab-ı Güzin gibi hakiki tevekküle ermeyi, Peygamber-i İz’âm gibi hakiki tevekküle ermeyi,  Allah’ın Resulu gibi tevekkül ehlinden olmayı bizlere kolaylaştırmasını, o makamı lütfetmesini Cenab-ı Zü’l-celâl Rabbımız’dan istiyoruz tazarru ve niyaz ediyoruz.

Velhamdulillahi Rabbü’l-âlemin.

 

Ebul Hasan Eş-Şazelinin Tavsiyeleri

 

Şu övgüye layık sıfatlara sarıl ki dünya ve ahiret saadetine nail olasın.

 

Kafirlerden hiçbir kimseyi dost edinme.

Müminlerden de hiçbir kimseyi düşman edinme.

Ahiret yolculuğu için takva azığı edin.

Kendini yarına  ölülerden say.

Allahu Tealaya Vahdaniyet ile Rasulüne de risalet ile şahitlik et.

Az bile olsa Salih amel sana yeterlidir.

Allaha, meleklerine, peygamberlerine ve ahiret gününe inandım de.

 

Her kim bu övülmüş sıfatlara sarılırsa Allahu Teala o kimseyi dünyada ve Ahirette dört şeyle mükafatlandırılır.

 

Dünyada vereceği mükafatlar:

 

1-Sözde doğruluk

2-  Amelde ihlas.

3-Yağmur gibi rızık.

4-Şerlerden korunma.

 

Ahirette vereceği mükafatlar:

 

1-      Büyük bağışlanma.

2-      Allah’a yakın kullardan olma.

3-      Me’va cennetine girme.

4-      Cennette yüksek derecelere nail olma.

 

İmam Şazelinin  tavsiye buyurduğu dua ve sureler:

 

Sözünde sadık olmak istersen çokça  Kadr süresini oku.

Yağmur gibi rızka nail olmak istersen Felak süresini çokça oku.

İnsanların şerrinden korunmak istersen Nas süresini çokça oku.

Bütün hayırları çekmek, rızkın devamını ve bereket istersen

“Bismillahirrahmanirrahim El-Melikil Hakkul Mübin hüve ni’mel Mevla ve ni’men nasir” duasını oku. Vakıa ve Yasin sürelerini de oku.

Allah’ın seni her türlü sıkıntı ve darlıktan kurtarmasını ve hiç beklemediğin yerden sana rızık göndermesini istersen istiğfara yapış.

Korktuğun şeylerden emin olmak istersen şu duayı oku:

“Euzü bi kelimetil-lahittammeti min gadabihi ve ikabihi ve min şerri ibadihi ve min hemezatiş şeyatın ve en yahdurun”.

Anlamı: Allah’ın gazabından, cezasından, kullarının şerrinden, şeytanların vesvesesinden ve yanımda bulunmasından Allah’ın tam kelimelerine sığınırım.

 

Sema kapılarının açılıp ettiğin duanın kabul edilmesini istersen müezzinin ezanına iştirak et.

Sana sıkıntı veren şeylerden kurtulmak istersen şu duayı oku:

”Tevekkeltü alel hayyillezi la yemutü ebeden vel hamdü lillahillezi lem yettehiz veleden velem yekün lehü şerikün fil mülki ve lem yekün lehü veliyyün minezzülli ve kebbirhü tekbira

Anlamı: Hiçbir zaman ölmeyen diriye dayandım ve hiç çocuk edinmeyen mülkünde ortağı olmayan acizlikten dolayıda yardıma muhtaç olmayan  Allah’a hamd olsun. Onu yücelt

 

Gam keder ve sana gelen korkulardan kurtulmak istersen

 

”Allahümme inni abdüke vebnü abdike vebnü emetike nasiyeti bi yedike mazın fiyye hükmüke adlün fiyye kadaüke Allahümme es’elüke bi külli ismin semmeyte bihi nefseke ev enzeltehü fi kitabike ev allemtehü ehaden min halgike eviste'serte bihi fi ilmil gaybi  indeke en tecalel Kurane Rabia kalbi ve nura Sadri ve celae huzni ve zehebe hemmi ve ğammi.

    Anlamı:Ey Allahım ben senin kulunum (yarattığın) bir erkek ve bir kadının oğluyum. Perçemim senin elindedir. Benim hakkımda senin hükmün geçerlidir. Benim hakkımda vermiş olduğun hükümde sen adilsin. Allahım kendini isimlendirdiğin veya kitabında indirdiğin veya yarattıklarından bir kimseye öğrettiğin veya kendi katında gayb ilminde tuttuğun isim hürmetine yüce Kur’anı kalbimin neşesi ve baharı sadrımın nuru, üzüntümün cilası, gam ve kederimin gitmesinin sebebi kılmanı senden istiyorum .

 

Allahın, en küçüğü üzüntü olan doksandokuz hastalığını gidermesini istiyorsan

La havle vela kuvvete illa billahil aliyyil Azim zikrini çokca oku.

Sana isabet eden bir musibet sebebiyle  sevap kazanmak istersen

“inna lillahi ve inna ileyhi raciun de”.

Gam ve kederinin gitmesini, borcunun ödenmesini istersen şu duayı oku:”Allahümme inni euzü bike minel hemmi vel hüzni ve euzü bike minel aczi vel kesel ve euzü bike minel cubni vel buhli ve euzu bike min galebeti-ddeyni ve kahrir rical.

Anlamı: Allahım üzüntü ve gamdan, acizlik ve tembellikten, korkaklık ve cimrilikten, altından kalkılmayacak borçtan, ve düşmanların tasallutundan sana sığınırım.

Kalbininin  ölmemesini istersen her gün 40 defa “Ya Hayyu Ya Kayyum la ilahe illa ent” zikrini oku.

 

Kalbin selametini temin edecek ameller

 

Huşu ve huzuru elde etmek istersen gereksiz bakışları terk et.

Hikmeti elde etmek istersen boş konuşmayı terk et.

İbadetin tadını almak istersen çok yemeyi terk et.Sana oruç tutmanı ve insanlar uykudayken geceyi ihya etmeni tavsiye ederim.

Heybet sahibi olmak istersen şaka yapmayı ve gülmeyi terk et. Çünkü bu ikisi kişiden heybeti düşürür.

Cenneti elde etmek istersen dünya arzularını terk et.

Kendi ayıbını ıslah etmek istersen diğer insanların ayıbını araştırmayı terk et. Şüphesiz ki ayıp araştırmak münafıklık alametlerindendir. Hüsn-ü zan iman alametlerinden olduğu gibi.

Haşyet sahibi olmak istersen (kalbe Allah korkusunun yerleşmesi) Allahın zatı hakkında keyfiyet düşünmeyi terk et. İşte o zaman şüphe ve münafıklıktan kurtulursun.

Allah katında derecelere sahip olmak istersen insanlara dayanmayı terk et Allaha dayan.

Kötülüklerin tamamından kurtulmak istersen insanlara karşı su-i zan beslemeyi terk et.

Pişmanlık günü olan kıyamet günü Sevgili Peygamberimizi (s.a.v.) görmek istersen “Tekvir, infitar, ve inşikak surelerini çokça oku.

Allahın (cc)yüzünü nurlandırmasını istersen geceyi ibadetle geçir.

Kıyamet gününün susuzluğundan kurtulmak istersen oruca sarıl.

Kabir azabından kurtulmak istersen necis olan (pis) şeylerden sakın. Haram olan şeyleri yeme ve şehevi arzulardan yüz çevir.

Zengin olmak istersen kanaate sarıl.

 

İnsanların en çok ibadet edeni olmak istersen Rasulullah (s.a.v.) Efendimizin şu mübarek tavsiyelerine sarıl;

 

 “Ebu Hureyre (r.a.) buyurduki; Rasulullah elimden tuttu ve bana şu tavsiyelerde bulundu:

 Haramlardan sakınki insanların en abidi olasın.

 Allahın sana yapmış olduğu taksimata razı olki insanların en kanaatkari olasın.

Komşuna en güzel şekilde muamele etki hakkıyla mü’min olasın.

 Kendin için istediğin şeyleri diğer insanlar içinde isteki hakiki Müslüman olasın.

Çok gülme şüphesizki çok gülmek kalbi öldürür. İhlaslı ihsan sahiplerinden olmak istersen Allahı görürü gibi Ona kulluk et.  Her ne kadar sen onu görmesen de O seni görüyor.

 İmanının kemale ermesini istersen ahlakını güzelleştir.

 Allahın seni sevmesini istersen müslüman kardeşlerinin ihtiyaçlarını gider.

 İtaatkarlardan olmak istersen Allahın sana farz kıldığı şeyleri yerine getir.

 Kıyamet günü Allahın karşısına günahlardan arınmış olarak çıkmak istersen cenabetten gusül al ve Cuma guslüne devam et.

 Kıyamet günü mahşerde sana yol gösteren nur içinde olmak ve karanlıklardan kurtulmak istersen Allahın yarattıklarından hiçbir kimseye zulmetme.

 Günahlarının az olmasını istersen istiğfara sarıl.

İnsanların en güçlüsü olmak istersen Allaha dayan.

Allahın senin ayıplarını örtmesini istersen sen de diğer insanların ayıplarını ört.

 Hata ve günahlarının silinmesini istersen istiğfarı çokça yap, huşu sahibi ol, tevazuya sarıl,  bela ve musibete sabret.

 Büyük günahlardan kurtulmak istersen kötü ahlak ve aç gözlülükten uzak dur.

Cebbar olan Allahın sana gadaplanmamasını istersen gizlice sadaka ver ve akrabalarını ziyaret et.

Şerrinden korktuğun bir toplumdam emin olmak istersen şöyle dua et: “ Allahümme inna nec’aluke fi nuhurihim ve neuzu bike min şururihim “

Anlamı; Allahım onların boğazlarına seni vekil ediyoruz ve şerlerinden sana sığınıyoruz.

Hayır ve rızkının çoğalmasını istersen inşirah ve kafirun surelerini çokça oku.

Kıyamet günü açlık ve susuzluktan kurtulmak istersen kureyş suresini çokça oku."

 

               Bu kıymetli tavsiyeleri hayatımızı karanlıklardan kurtarıp aydınlığa çıkaracak prensipler olarak algılayabiliriz Hz. Ebu bekir (ra) haber verdiği karanlıklardan birer çıkış kapısı olarak görebiliriz. Hz. Ebu bekir (ra) buyuruyor ki; Karanlıklar beştir ve karanlıktan aydınlığa çıkaracak aydınlatıcılar da beştir:

1.      Dünya sevgisi bir karanlıktır;Takva da Onun aydınlığıdır.

2.      Günah bir karanlıktır;Tevbe Onun aydınlığıdır.

3.      Kabir bir karanlıktır;Kelime-i şehadet de Onun aydınlığıdır.

4.      Ahiret bir karanlıktır;Salih amel de Onun aydınlığıdır.

5.      Sırat köprüsü bir karanlıktır;Tereddütsüz iman da Onun aydınlığıdır.

Bu karanlıkları aydınlığa  çevirecek bir hazırlığımız var mı ince ince tefekkür etmemiz gerekir.

Bu dünyada kalbi zehirleyen zehirlerden korunmak için bu tavsiyeleri kalbimize birer tecrit malzemesi olarak koymaya bakalım.Şöyle ki:

  1. Dünya öldürücü bir zehirdir;Zühd onun şifasıdır.Zühd:Kişiyi,Allah’dan alıkoymayacak şekilde dünyalıktan kifayet miktarı almaktır.Zühd,kuru bir dünya terki değildir.Kalbinden dünya sevgisini çıkarmaktır.Peygamber Efendimiz(s.a.v):”Dünyada bir garip gibi ya da yol geçen kimse gibi ol!” buyurmuştur.
  2. Mal,öldürücü bir zehirdir; şifası,zekatını hakkıyla vermektir.
  3. Söz,öldürücü bir zehirdir;Allah’ı zikretmekte onun şifasıdır. .
  1. İnsanın ömrü zehirdir;Onun şifası,Allah’a itaattır.ibadetle geçirilmeyen ömür,zehirdir!

Erzurumlu İbrahim Hakkı Hazretleri  Marifetnamede insanın ubudiyyete mecbur olduğunu şöyle ifade ediyor: “Ey Aziz! Marifet ehli demişlerdir ki: Hakk Teâla iki cihanı ve onlarda olanları tamamen insan için vermiştir. Ta ki âlemde olan sanatlara bakıp eşyada bulunan hikmetleri bilsin. Hepsinin örneğini kendi vücudunda bulduğunda nefsini tanıyıp ondan Allah Teâla’yı tanısın. Çünkü Allah Teâla Kur’an’ı Kerim’de Zariyat Suresi 56 âyetinde “cinleri ve insanları ancak bana ibadet etmeleri ve beni bilmeleri için yarattım.” buyuruyor.

                                    İnsanoğlu sen bilesin

                                   Alemin mecmuu sensin

                                   Âdem oğlu öyle bir macundur ki

                                   Hem melek hem hayvan ahlakı taşır

                                   Hayvana meyletse ondan beterdir

                                   Meleğe meyletse ondan iyidir

İnsan kulluk macunuyla yoğrulursa meleklerin seviyesine çıkar şehevât macunu ile yoğrulursa  belki hayvandan daha aşağı mertebeye düşer.

 

Büyük günahlar (imam zehebinin KEBAİR esas alınmıştır)

KEBAİR:Allah ve Rasülünün Kitap ve Sünnet-te,Selef-i Salihin-in eserlerde nehyettiği,Ahiret-te ceza,azab ve Allah-ın gazabı,tehdidi olan yada peygamberimizin dili ile lanetlediği büyük günahlardır.


1-Allah-a şirk koşmak
2-Adam öldürmek
3-Sihir
4-Namazı terk
5-Zekatı terk
6-Özürsüz ramazan orucunu tutmamak
7-Kudreti olmakla beraber haccı terketmek
8-Ana-babaya karşı gelmek
9-Akraba ile bağı kesmek
10-Zina
11-Livata
12-Faiz
13-Yetim malı yemek
14-Allah ve Rasülü adına yalan uydurmak
15-Savaş alanından kaçmak
16-Devlet başkanının teb-asına zulmü
17-Kibir
18-Yalancı şahitlik
19-İçki içmek
20-Kumar
21-Namuslu müslüman kadına zina iftirasında bulunmak
22-Ganimetten çalma
23-Hırsızlık
24-Yol kesmek
25-Yalan yere yemin etmek(Yemin-i Kamus)
26-Zulüm
27-Öşür toplandıktan sonra devlet görevlisi gibi öşür toplamak
28-Haram yeme
29-İntihar
30-Sözünün çoğunda yalan söylemek
31-Kötü Kadı
32-Rüşvet almak
33-Kadınların erkeklere,Erkeklerin kadınlara benzemesi
34-Ailesini başkası için süsleyen deyyus
35-Hulle yaptıran yapan
36-İdrardan sakınmamak
37-Gösteriş
38-Dünyalık için ilim öğrenmek
39-Hıyanet
40-Başa kakmak
41-Lian (Lanetleşmek)
42-Allah-a ve kullara verdiği ahdi bozmak
43-Kahin ve sihirbazları tasdik etmek
44-Kadının kocasına karşı gelmesi
45-İnsan ve hayvan sureti yapan
46-Yüze tokat vurma, elbisesini yırtarcasına ağıt
47-Terör,azgınlık
48-Başkalarını küçük görüp büyüklenmek
49-Komşuya eziyet vermek
50-Müslümanlara eziyet verme ve kınama
51-Büyüklük taslayarak Allah-ın kullarına eziyet
52-Kibirlenmek için elbisenin eteklerini yerde sürüyerek yürümek
53-Erkeklerin ipekli giymeleri
54-Kölenin efendisinden kaçması
55-Allah-tan başkası adına boğazlamada bulunmak
56-Babasından başkasının babası olduğunu iddia etmek
57-Tartışma,gösteriş,amansız kin ve düşmanlık
58-Su yolunu keserek suyun kullanımını engellemek
59-Tartı ve ölçüde eksiltme
60-Allah-ın azabından emin olmak
61-Allah-ın rahmetinden ümit kesmek
62-İslam cemaatini terketmek
63-Cuma namazını terkte ısrar etme
64-Yazılmış vasiyete zarar vermek
65-Hile ve aldatma
66-Müslümanların gizli sırlarını yayma
67-Sahabe-i güzin den birine sövme
68-Kaderi yalanlamak
69-İnsanların gizli sırlarını dinlemek
70-Laf getirip götürmek

ÖMER ARİF

 www.firaset.net

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 


 

 
 
Untitled Document
Yslam
 
Güncel Haber
firaset islam
Yslam
Sen de Katıl

 
firaset islam
Yslam
Sponsor Reklam
 
firaset islam
Yslam
Bir Ayet
ALLAH'IM! İsrafil’in, Mikail’in, Cebrail’in Rabbi olan Allah’ım! Cehennemden sana sığınıyorum.



( Hadis-i Şerif - 0)

 
firaset islam
Yslam
Bir Hadis
İnsanoğlu öldüğü zaman bütün amellerinin sevabı da
sona erer, şu üç şey bundan müstesnadır: sadaka-i
cariye, istifade edilen ilim, kendisine dua eden
hayırlı evlat.

Müslim vasiyet 14, tirmizi ahkam 36


 
firaset islam
Yslam
 
Untitled Document
 
 

İslam

Kuran

Hadis

Arapça

Dini Site

Kayseri Aday

Tasarım ve Yazılım
Taha Medya
www.tahamedya.com